Monthly Archives: Mart 2013

Budapeşte’nin eski ve güzel cafeleri…

       Budapeşte2

Dünyanın en güzel cafeleri listesinde ilk sırada Budapeşte’den bir isim var: New York Cafe. Bununla birlikte Budapeşte’de çok eski ve çok güzel olan başka cafeler de var: Cafe Gerbaud ve Central Cafe. Bu üç cafenin benim için etkileyicilik açısından sıralaması ise şöyle: Cafe Gerbaud, Central Cafe ve New York Cafe.

gerbeaud1

Cafe Gerbaud (1051 Budapest Vörösmarty tér 7-8), 1858 yılında, Henrik Kugler tarafından kurulmuş. Ailesinin çikolata ve şekerleme işi yapıyor olması nedeniyle bilgisi ve deneyimi çok olan Henrik, uzun süre Paris’te kalarak cafeler hakkında da bilgi edinmiş. Cafenin tasarımında dikkat çeken çokca mermer, bronz ve egzotik ağaçlardan elde edilen mobilyaların kullanılması. Avizeler ise Avusturya saraylarından esinlenerek dizayn edilmiş.

Budapest-Gerbeaud_MiroslavPetrasko

Budapeşte1

Çikolata, dondurma, makaron ve pasta konusunda dünyanın en iyi örneklerinden gösterilen Gerbaud ayrıca parakende olarak paketlenmiş ürünlerini başka mağazalarda da satıyor. Gerbaud’ya gidecek olursanız pasta seçmeden önce mutlaka pasta tezgahını inceleyin. Nefis kahvesinin yanında güzel bir pasta ve biraz da dondurma ile atmosferin keyfini çıkarın. Hatta pasta tadımı için karışık bir tabakları da mevcut. Vanilyalı dondurmasını ise tatmadan asla ordan ayrılmayın…

central

1887 yılında açılan Cafe Central, Budapeşte’nin ve hatta Avrupa’nın en eski cafelerinden biri. Bir zamanlar yazarların, ressamların, gazetecilerin, aktörlerin, üniversite hocalarının ve müzisyenlerin sıkça geldiği bir mekan olduğundan entellektüel buluşmaları ve onlara verdikleri destekle ünlü olmuşlar denilebilir.

3-cafe-society-ceiling_38769_600x450

Bir zamanlar 200’den fazla gazete ve dergiye abonelermiş ve referans kitaplardan oluşan büyük bir kütüphaneleri varmış. O dönem bazı periyodik yayınların çıkarılmasına ve edebi akımların oluşmasına ön ayak olmuşlar. Tüm bunları paylaşmak için de mekanı 24 saat açık tutyorlarmış, ta ki 2. Dünya savaşında zorunlu olarak kapanana kadar. Bir sonraki açılışı 2006 yılında olmuş ama yeni hayatında kütüphane ve düşünsel akımlar pek yer alamamış.

385904001_743c6f1014_z

Budapeşte5

Macar mutfağından seçeneklerin yanı sıra, bistro tarzında hafif yemekler servis ediyorlar. Pasta çeşitleri, kahveleri ve çayları ise ayrı güzel. Yüksek tavanı, sarı ışıkları, büyük penceleriyle insana huzur veren sıcak bir atmosfer yaratmışlar. Garsonları ise, genel macar halkının soğukluğuna karşılık oldukça sıcak ve kibarlar. Fiyatlar ise oldukça uygun.

9

Ve işte karşınızda dünyanın en güzel cafesi; New York Cafe! 1894 yılında, New York Hayat Sigortası firması kendileri için bir saray yaptırıyorlar ve giriş katı için de bu cafeyi dizayn ediyorlar. Bana göre, yapılmak istenen Amerikanın zenginliğini ve gücünü göstermek. Çünkü binanın içinde her ayrıntı zamanın lüksünü temsil ediyor. Tavanlar altın varaklarla kaplı, yerler muhteşem mermerlerle kaplı, her yer ışıl ışıl.

new-york-cafe

Bir cafeden çok saraya benziyor demek tuhaf olur tabi çünkü burası aslen bir saray. Ama işte bu nedenle bana cafe veya restaurant hissi vermedi. Parıldayan altın sarısı bile ortamı ısıtmaya yetmemiş, çok kasıcı bir havası var. Belki açıldığı dönemde başka bir havası vardı, belki kabarık etekli kadınlar içinde gezinirken daha sıcak görünüyordu, bilinmez. Şimdilerde sadece ünvanından dolayı turistlerin akınına uğruyormuş.

Budapeşte3

3

Aslında hem yemekleri hem de pastaları halen orjinalliğini ve lezzetini koruyor gibi görünüyor. Ama eskiye göre kötüye gittiğini idia ediyor eski mudavimler. Tadını bilemiyorum ama tabak dizaylanrı çok hoş kesinlikle. Her ne kadar kasıcı bir havası, asık suratlı garsonları ortamın güzelliğini bozsa da yine de dünyanın en güzel cafesini görmeden dönmek olmaz Budapeşte’den. Adres: 1073 Budapest, Erzsébet krt. 9-11.

 

‘O Munaciello; Floransa’da en iyi pizza!

munaciello3

Munaciello’yu anlatmak için hem fotoğraflar hem de kelimeler yetersiz kalıyor maalesef. Restoran içindeki atmosferi bir nebze fotoğraflardan hissedebilirsiniz belki ama pizzanın hayranlık uyandıran tadını anlatmak için yeterli kelimeyi bir türlü bulamıyorum. Kesinlikle şu kısa ömrümde bu zamana kadar yediğim en iyi pizzaydı!

FLORANSA2

Bu adresi ilk olarak harbiyiyorum adlı blogta gördüm, araştırmayı biraz geliştirdikten sonra tüm referansların en iyi dediği adresi kaçırmamak şart oldu. Kapıda ve girişte bekleyen yaklaşık 20 kişiyi görürseniz pes etmeyin. Rezervasyonu olmayanların bekleme sırasına dahi alınmadığı, rezervasyonu olanların da en az 30 dk beklediği bir yoğunluk olsa da içeriye bir göz atınca beklemeye değer olduğu anlaşılacaktır. Hatta İtalyan misafirperverliğinin bir güzel tarafı da bekleme sırasında ikram edilen presocco ve atıştırmalıklar oldu. Bunu da düşündüklerine göre içerde gerçekten güzel şeyler bekliyor bizi diye düşünüyor insan.

FLORANSA11

Ve içerde çok farklı bir atmosfer karşılıyor insanı; her köşesinde başka bir şeyler var, başka bir atmosfer var. İşletmecileri Napoli’den geliyor ve güney İtalya’nın sıcaklığını mekana yansıtıyorlar. Genç şefler, en az sayıda en iyi malzemeyi kullanarak en güzel tadı ortaya çıkarmak istediklerini anlatıyorlar ve size de bu güzel lezzeti yaşamak kalıyor.

munaciello12

Napoli usulü kalın hamurlu pizza sevenler için Floransa’da kaçırılmaması gereken adres: Via Maffia, Firenze, Italia. Gitmeden e-mail yoluyla rezervasyon yaptırmayı ve menüyü incelemeyi unutmayın: O Munaciello

Turistik merkeze uzak olması sizi yıldırmasın, tekrar tekrar Floransa’ya gitmek istemenize neden olacak kadar güzel bir yemek olacağı kesin!

Bon Appetit

Verona’da muhteşem İtalyan lezzetleri; Trattoria Al Pompiere

trottaria11

İtalyan mutfağının temel kavramları; “Sadelik” yani az sayıda malzeme ile yemeği oluşturmak, “Tazelik” yani her sebze ve meyvenin mevsiminde kullanılması veya mevsiminde kurutulanların kullanılması. Ve tabi yemek yaparken her bir malzemeye aşkla yaklaşmak, her bir malzemenin yemeğin bütünü içindeki payını dikkate almak, italyan yemeklerini bu derece lezzetli yapan unsurlar bence.

İtalyan mutfağı hakkında yazılı tarihte bulunan en eski yazı M.Ö. 4. yüz yılda yazılan bir şiirmiş. Aşkla yemek yapmak demek ki daha o zamandan başlamış ki yemeğe şiir yazmışlar. Şiirde verilen ana mesaj sadelikmiş ama yüzyıllar içinde İtalyan mutfağı da değişimlere uğramış. Bir dönem çok baharatlı yemeklerle ilgili kitaplar yayınlanmış, bir dönem yemekler ve mutfak kültürü daha burjuvai anlatılmış. Güney bölgesi daha çok Araplardan ve Yunanlardan etkilenmiş, kuzey bölgesi ise antik Romalıların ve Yahudilerin mutfağından etkilenmiş. Aynı yemek farklı bölgelerde, farklı methodlarla, farklı malzemelerle yapılır olmuş. Coğrafi olarak da bölgeler farklılık gösterdiği için, bölgelerin mutfakları da farklılık göstermiştir tabi.

trottaria12Bu bölgelerden Veneto, yani Venedik ve etrafındaki şehirleri yani Verona’yı barındıran bölge, coğrafi çeşitliliğine pararel olarak mutfak çeşitliliğine de sahip. Kıyı bölgelerde (Venedik) daha çok deniz ürünleri kullanılır. Ovalarda yani Verona civarında daha çok risotto, ızgara etler, polenta ve patates servis edilirmiş. Gnochhi de patates kullanımına bağlı olarak en çok tercih edilen yemeklerdenmiş. Dağlarda yani Vicenza bölgesinde, daha çok domuz ve mantar kullanılırmış.

Trattoria Al Pompiere

Bir gecede bu bölgeye ait bahsedilen tüm lezzetleri tatmak tabiki mümkün değil ama İtalyan mutfağını hissetmek için Verona’da gidilecek çok güzel bir adres Trottaria Al Pompiere. Bir sürü şeyin tadına bakmak istediğimde aslında İtalyanlar gibi yemek yiyebiliyor olmayı istiyorum hep. Çünkü İtalyan yemek sırası şu şekilde; ilk yemek olarak çorba, makarna veya risotto yeniyor, ardından ana yemek olarak et veya balık yeniyor, yanına ek yemek olarak salata veya patates alınıyor, ardından ilk tatlı olarak peynir tabağı ve meyveler, ardından asıl tatlı olarak tramisu, panna cotta gibi tatlılar yeniyor, yemek tadını mideye hapsetmek için sert bir espresso içiliyor ve son olarak da sindirime yardımcı olması için alkol oranı yüksek likör içiliyor. Her zaman olmasa da tadılacak bir çok şey varken bu şekilde yemek yiyebilecek bir kapasitem olmasını isterdim açıkcası çünkü bu kadar güzel yemeğin olduğu Trattoria Al Pompiere’de sadece ilk yemek ve peynir tabağı alabildim ki peynirleri bitiremediğim için hala aklımdan çıkmıyorlar.

trottaria3

Trattoria Al Pompiere, 1950’li yıllarda emekli bir itfaiyeci tarafından açılmış ama kendisi mekanına isim vermek istememiş. Müdavimler bir süre sonrayı burayı, itfaiyecinin yeri olarak adlandırmaya başlamışlar ve böylece İtalyanca ismi olan “al Pompiere” çıkmış ortaya. Trattoria ise italyan restaurant sınıflandırmalarından biri, daha çok yerel lezzetlerin yapıldığı, küçük ve orta bütçeli restoranları temsil ediyor.

VERONA2

Yıllar içinde mekan bir çok el değiştirmiş ve son olarak 200o yılında şef Marco Dandrea tarafından alınarak bugünkü haline getirilmiş. Yemeklerin yanı sıra geniş bir peynir ve kuru et satış bölümleri var. Tavanda asılı duran butlar aslında satılık yani!

Trattoria al Pompiere

Trattoria Al Pompiere’ye gitmeden önce, neden Verona’ya gitmeli diye soracak olursanız cevap çok açık. Çok turistik olmayan, küçük ve güzel bir italyan şehrinde, İtalyan misafirperveliğini yaşamak ve gerçek İtalyanları tanımak için ve tabi kuzey İtalya mutfağının lezzetlerini tatmak için gitmek gerek. Burası, sokakta herkesin güler yüzlü olduğu, kadınların ve erkeklerin çok bakımlı ve güzel olduğu, ingilizce bilmeyen insanların bile size bir şeyler anlatmak için sokakta durup el kol işaretleriyle size şehri tanıtmaya ve yardım etmeye çalıştığı küçük bir şehir. Her şeyiyle size kendini sevdirecek bir şehir.

Trattoria al Pompiere 22

Ve böyle bir şehirde, bir şefin elinden çıkmış güzel yemekler yemek için de Trattoria Al Pompiere’ye gitmeli. Fotoğraflarında da görüldüğü üzere, duvarları siyah beyaz portre fotoğraflarıyla kaplı, kareli küçük masaları, insanın içini ısıtan sarı ışığı ile çok güzel bir ortam. Menüsü ise oldukça zengin. Gitmeden önce mutlaka menüyü incelemeli ve hatta rezervasyon yaptırmalısınız. (e-mail ile rezervasyon yapılabiliyor). Menüye ve iletişim bilgilerine websitelerinden ulaşabilirsiniz.

Şef garson Andrea yemek seçiminden sorumlu ve bıkıp usanmadan her bir yemeğin özelliklerini, bölgesini, tadını, içindeki malzemeleri anlatıyor. Şarap seçimi için ona sadece nasıl şaraplardan hoşlandığınızı anlatmanız yeterli, o sizin için en doğru seçimi yapacaktır ama mutlaka Verona’ya özel veya Veneto bölgesinin şaraplarından seçin. Mutlaka peynir tadımı için de kendisinden sizin tercih ettiğiniz peynir tadına göre bir tabak hazırlamasını isteyin; taze veya dinlendirilmiş olarak seçebilir ve içlerinden de hafif, ağır, güçlü, kokulu, aromalı gibi seçenekler belirtebilirsiniz.

VERONA33

Bon Appetit