Doğal beslenmek ve doğaya zarar vermeden yaşamak için bir kaç kaynak önerisi

Bir önceki yazımda  organik ve/veya doğal beslenmek hakkında biraz detaylı bir derinlik olunca bu tür kaynakları gösteren daha güncel linkleri başka bir yazı olarak paylaşmak istedim.

Örnek teşkil etmesi ve de kaynak bulmada sıkıntı yaşayanlara yardımcı olması açısından, ailemin sağlıklı beslenebilmesi için neler yaptığımı özetle paylaşıyorum;

Haftalık sebze meyve alışverişimi Kadıköy Özgürlük Parkı’nda kurulan organik pazardan yapıyorum; daha doğrusu yapıyordum, artık saolsun Erol Bey eve kadar gönderiyor. Bostancı-Kadıköy arasında oturanlar bu hizmetten faydalanmak isterse bana mail atabilirler, daha detaylı iletişim bilgisi paylaşabilirim. Erol beyin tezgahında kendi çiftliklerinde yetişenlerin dışında başka şehirlerden ürünler de var, bu sayede tek tezgahta hem avokado, hem de karnabahar bulabiliyorum. Bir de pazarda kuru gıda satan ekoloji market tezgahı var, Erol bey onların tezgahından da talepleri alarak ulaştırıyor. Her çarşamba sabahı whatsapp mesajı ile o haftaki ürünlerin listesini iletiyor. Ben de cevaben siparişimi iletiyorum ve öğlen teslim alırken ödeme yapıyorum. Alternatif pazarlar ise şöyle; Anadolu yakasında pazar günleri Kartal’da Buğday Derneğinin kontrolünde olan ekolojik pazar kuruluyor, yine pazar günü Şile’de yeryüzü pazarı kuruluyor. Yeryüzü pazarında satılanlar organik değil, geleneksel yöntemlerle yetiştiriliyor, denetimi Yeryüzü Derneği ve Slow Food Derneği tarafından yapılıyor. Bu pazarın avantajı direk üreticinin pazara geliyor olması. Sabah sütü sağıp gelen teyze var, ekmeği sabah fırından çıkarıp gelen var. Uzak olmasa aslında her hafta gitmek isteyeceğim güzellikte bir pazar. Buğday derneğinin cumartesi günü Feriköy’de ekolojik pazarı var. Başka illerde olanları görmek ve İstanbul için daha detay almak için Buğday Derneğinin sitesine bakabilirsiniz.

Organic-Foods-700x345

İstanbul’da artık semt pazarları neredeyse tamamen konvansiyonel tarıma teslim oldu. O nedenle semt pazarına çok nadiren gidiyorum ve artık biraz sebze ve meyvelerde doğal olanı ayırt edebildiğim için çok nadiren doğal bir şey bulup alıyorum. Ama genel olarak İstanbul semt pazarlarında satılan ürünlerinin çoğunun lezzetsiz fabrikasyon ürün olduğunu görüyorum. Ama Anadolu’da durum böyle değil. Samsun’a gittiğimde mutlaka pazara uğruyorum ve orada mutlaka köyden gelen, kendi ürününü satan kişilerden alışveriş yapıyorum. Doğal yetişmiş bir köy domatesi, organik domatesten çok daha lezzetli oluyor nedense.

Sütü Aysun the sütçü’den kapıya teslim şeklinde alıyorum. Kapıya teslim ağına katılmak için thesutcu@gundonumu.biz.tr adresine mail göndermeniz yeterli, sürecin sonrası için bilgilendirme yapacaklardır. Aynı zamanda tereyağı ve beyaz peynir için de değişmez adresim burası oldu. Bir de sütü sadece yoğurt olarak değil de süt olarak da tüketmek için, biraz da sütün ömrünü uzatmak için bir yöntem denedim ve başarılı oldu. Aldığım sütün bir kısmını hemen yoğurt yapmayacaksam kaynadığında, tencereyi ocaktan alır almaz kavanoza koyup, sıkı bir kapakla kapatıp ters çeviriyorum. Böylece konserve gibi uzun süre saklayabiliyorum. Bu şekilde şimdiye kadar en uzun süre bekletmemiz 12 gün oldu ve kavanozu açtığımda süt hala nefis kokuyordu. Bu yöntem ile puding yaparken, pasta yaparken, her zaman elimin altında nefis bir süt oluyor. Ve tabi yoğurdu kendimiz bu süt ile mayalıyoruz. Hazır yoğurt ve hazır ayran kullanmıyoruz. Maya için yoğurt gerektiğinde “yoncadan” veya “Ada Elta” marka organik yoğurt kullanıyorum. Süt olarak da eğer evde yoksa ve gerekirse yoncadan markayı tercih ediyorum. Eklemek istediğim bir şey daha var; evde yapılan yoğurt sulu olduğundan önceleri üzerine peçete koyarak veya yoğurt süzme bezini koyarak suyunu alırdım ve tabi atardım. Ama sonraları okudum ki yoğurt suyu, özellikle de hafif ekşimiş yoğurt suyu çok faydalıymış. Şimdi yoğurdu açtığımda bir tarafından çukur oluşturacak şekilde alıyorum. Böylece yoğurdun suyu orada bekliyor ve istediğim zaman oradan alıp sadece su olarak veya bazen sadece yoğurt suyu ve yoğurtla ayran yaparak içiyoruz. Bu açılan çukurda su biriktiği için geri kalan kısımların da kıvamı koyulaşmış oluyor. 

Ekmeğimizi kendim yapıyorum; ekşi mayalı tam buğday ve beyaz un karışımı bir ekmek yapıyorum. Ekşi maya yapımı için yazıma bakabilirsiniz. Ve tabi ekmek yapımı için de bu yazımı inceleyebilirsiniz. Ekşi mayalı ekmek bayatladıkça lezzeti arttığından tek seferde 2 somun yapıyorum ve neredeyse bütün hafta yetiyor. Ekmeğini kendi yapamayanlar için yakın bir arkadaşımın açmış olduğu nefis fırını önerebilirim; Jüli Bakery. Şimdilik instagram veya facebook üzerinden siparişinizi iletebilir veya Kozyatağı’nda fırını ziyaret edip ekşi maya ile yapılan diğer tüm lezzetleri de tadabilirsiniz. Herkesin evde ekmek yapmak için fırsatı olmayabilir, o zaman ne yapmak gerekir derseniz; en azından raf ömrü uzun olan paketli ekmeklerden kesinlikle uzak durun derim. Pakette satılan hamburger ekmeği, tost ekmeği, sandviç ekmeği, aklınıza ne gelirse, alacak olursanız önce mutlaka arkasını çevirip içinde neler olduğunu okuyun, o zaman büyük ihtimalle almaktan vazgeçeceksiniz. Bildiğiniz fırınlardan günlük ekmekler almanız daha doğal bir çözüm olacaktır.

Gelelim endüstriyel tavuk konusuna: Şunu kesinlikle söyleyebilirim; aç kalma pahasına da olsa asla yemem, ve tabi yedirmem. Çünkü tavuklar o kadar uzun zamandır böyle ki artık insanlar yadırgamıyor ve doğal olarak da sorgulamıyor. En basiti, tavuğun kilogram fiyatının 5 TL olması (2016 yılında) bile anlatıyor üretimindeki sanayileşmeyi. Ve zaten tavuk endüstrisi de saklamıyor kullanılan yemlerin GDO’lu olduğunu, yetiştirme süresinin 45 gün olduğunu, antibiyotik kullandıklarını. Ama devamında açıklama olarak bunun insan sağlığına zararı olmadığını söyleyip konuyu kapatıyorlar. Bir kaç ünlü isim reklam yapıp ne kadar güzel ortamlarda yetiştiğini ve ne kadar da lezzetli olduğunu söylüyor ve herkes mutlu mesut devam ediyor bu tavuğu yemeye. Dr. Yavuz Dizdar, bu konuda belki de en fazla çalışan isimlerden ve Yemezler adlı kitabında uzun bir bölümde tavuk endüstrisini anlatıyor. Okumanızı kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap olmakla birlikte tavuklar ve UHT süt konusunda yazdıklarıyla daha önce bu konuda çok okuyanları bile şaşırtacak derinlikte.

Organik tavuklarda bir çok marka denedim ve Flotty’de karar kıldım. Gerçekten de daha pişerken kokusuyla farkını ortaya koyuyor, oldukça yağlı ve lezzetli bir tavuk. Pazarlarda satılan köy tavuklarına da artık güvenemiyorum çünkü ne ile beslendiğinin garantisi yok. Tavuk beslemede en çok kullanılan ürün mısırdır ve maalesef artık yerli tohum mısır mı GDO’lu mısır mı bilemeyeceğimiz için köy tavuğundan da uzak duruyorum.Bu açıdan organik olmasının avantajı, ne ile beslendiklerini üretici firmanın belgeleyebilir olması. Yani GDO’suz yemler kullanılması ve tabi ilaç kullanımının olmaması.

Endüstriyel tavukların yumurtaları da asla kullanmadığım ürünler arasında. Direk yemek için kullandığımız yumurtalar Samsun’dan annem ve babamın bahçesindeki tavuklardan geliyor. Mutfakta pasta, yemek gibi şeyler için ise cityfarm’ın organik yumurtasını kullanıyorum. Yumurta da bence süt gibi düzenli bir kaynak bularak ve de kaynaktan emin olarak alınması gereken ürün. Çünkü gerçek yumurta, anne sütünden sonraki en mucizevi yiyecek olarak tanımlanıyor. Bu mucizeden faydalanmak için doğal beslenen ve gezen tavukların yumurtalarını yemek şart tabi. 

Etleri çok yakınımızda olan bir gurme marketten alıyorum. Kasabı da iyi tanıyorum, etleri de tanıyorum artık. Özellikle etin geldiği günlerde almaya dikkat ediyorum. Yemek programımızı da etin geldiği günlere göre düzenliyorum. Çünkü etin en değerli hali tazecik hali. Migros, Metro veya diğer zincir marketlerden et almıyorum. Hazır ve işlenmiş et ürünlerini hiç kullanmıyorum; sucuk, salam, sosis gibi. Yalnızca islenmiş kuru et ve pastırma tüketiyoruz ama pastırmayı da paketli olarak almıyorum çünkü pakete girdiğinde koruyucu madde ilave ediliyor mutlaka. Aslında organik tüketilmesi gereken besinler içinde hayvansal ürünler ve etler daha öncelikli çünkü hayvanların aldıkları ilaçları vücutlarında tutma süresi ve yoğunluğu oldukça fazlaymış. Ama ben hala organik kırmızı et tüketimine geçemedim maalesef, değişime devam yani.

Hasanbey.com sıkça alışveriş yaptığım çiftliklerden. Özellikle taze kaşarını bizim minik kuş çok seviyor. Ben de bergama tulumu ve izmir tulumunun hastasıyım. Hasanbey’den biber de çok alıyorum. Siteyi incelerseniz renkli kapya ve california biberlerini görürsünüz. Mevsime göre diğer sebzelerden de alıyorum ama özellikle kış domatesi olan esmer domatesi ve ilkbahahar domatesi olan çıtır domateslerini çok beğeniyorum. Organik tarım sertifikaları yok, ilaçsız doğal tarım yapıyorlar.

Evde kullandığımız damacana su için Elmacık (Atatürk Orman Çiftliği) markasını BPA free damacanaları nedeniyle seçtim. Cam damacana pek pratik değil. Özelikle bizim evde haftada 4 damacana tüketiliyorken cam damacananın hassasiyeti sıkıntı olacaktı. O nedenle konuyu sağlıklı damacanalar ve ozonsuz temizleme yöntemi kullanan elmacık su ile çözdüm. Elmacık akıllı telefon üzerinden de sipariş kabul ediyor, yerel çalışmıyor, o nedenle de bir artısı var. Bir de evde su kullanımını sağlıklı hale getirmek için mutfak musluğuna arıtıcı taktırdım. Böylece yemek yaparken, meyve, sebze yıkarken hatta çiçek sularken güzel ve doğal bir su kullanmış oluyorum.

Kuru gıdalar için de genel olarak organik veya bilindik bir köy üretimi tercih ediyorum; yani baklagiller ve pirinçler için. Kuru makarna olarak da cityfarm’ın tambuğday makarnası veya barilla’nın integrale adını verdiği tam buğday unlusunu kullanıyorum. Kullanmadan önce tatsız olacağını düşünüyordum ama kullandıktan sonra anladım ki beyaz makarnadan çok daha lezzetli tam buğday makarnası.

Natural product label

Evde asitli içecek ve hazır meyve suyu asla bulundurmuyorum.Çocukluğumda annem ve babam hiç asitli içecekler içmezdi ve eve de almazlardı. Doğal olarak bize de içirmezlerdi. Bu konuda evde genel bir birlik olduğundan benim de hiç bir zaman içesim gelmedi onları. Yani benim içmeme alışkanlığım çocukluğumdan geliyor ve eğer ben de kendi çocuğuma kazandırabilirsem ne mutlu bana. Hazır meyve suları uht sistemiyle saklanmaya hazır hale getirildiğinden içinde meyvenin besleyici hiç bir maddesi kalmamakla birlikte, bol miktarda şeker yüklenmiş oluyor. Yani bir yemeğe gidildiğinde çocuklara sağlıklı olsun diye meyve suyu tercih edildiğinde eğer kutu meyve suyu ise sağlık yerine zarar getiriyor. Ben meyve sularımızı kendim yapıyorum ve konserve şeklinde sakladığım için 2 yıl içinde tüketebiliyoruz. Yani bir nevi kendi hazır meyve suyumu yapıyorum. Tarif için buraya bakabilirsiniz.

Genel olarak dondurucuda ürünleri uzun süre saklamıyorum. Sebzeleri mevsiminde ve taze olarak tüketmeyi tercih ediyorum. Yazdan dondurucuya koyulan bezelyenin kışın yerken maalesef besin değeri oldukça düşmüş oluyor, sadece farklı bir görüntüye yarıyor. Yaz mevsiminden kışa taşıdığım sadece konserve domatesler oluyor ki onlar gerçekten lezzetini koruyor. Yani sebze, meyve, et ürünleri, süt ürünleri, vb. taze olarak tüketme gayretinde olmak lazım besin değerlerini tam olarak almak için. Dondurucuya koymak zorunda kalıyorsanız da en kısa zamanda tüketmek lazım. Bunun farkını test etmek için 1 kg etin yarısını tazeyken, henüz buzdolabına bile girmemişken pişirin, yarısını da dondurucuya koyun ve çok değil sadece 15 gün sonra donan yarısını çözdürüp pişirin. Farkı hissetmemeniz mümkün değil.

Mevsimi dışında sebze ve meyve tüketmemek de doğal beslenmeye ve doğanın sürdürülebilirliğine bir katkı sağlıyor. Kışın ısrarla domates salatalık koyulan kahvaltı sofralarına şaşırıyorum çünkü zaten tadı yok o koyulan domatesin ve salatalığın. Peki o zaman bu ısrar neden? Çünkü tüm marketlerde ve pazarlarda sunuluyor ve insanlar da arz talep döngüsüne girip devam ediyor. Bir de kışın en soğuk zamanlarında bile çileğin tüm tezgahlarda olmasını anlayamıyorum. Bir kere mevsimsel olarak kış soğuğu ve çilek bir arada düşünülemiyor bile bence. Yani kısacası ticari kaygılara bulanmış sebze meyve sektörünün dayattıklarının ötesinde durmak gerekiyor doğal beslenmek için. Sorgulamak gerekiyor. Domatese kırmızı rengini veren güneşse, domates bir yaz sebzesiyse, şubat ayında bu domates nasıl yetişti diye sormak lazım.

Bunların dışında beslenmeye etkisi dolaylı da olsa doğaya olan etkisi nedeniyle konu etmek istediğim evde kullanılan temizlik malzemeleri ve kişisel bakım ürünleri var. Bu konuda aksiyon alana kadar hep içimde bir uhdeydi ama artık içim rahat ve gururla evde hiçbir şekilde doğaya ve doğal olarak insana zarar veren bir temizlik maddesi kullanmadığımızı söyleyebilirim. Genel olarak insanların hayatına bebekle birlikte alerjik olmayan hafif deterjanlar girer, biberon yıkamak için organik deterjan girer. Ama emin olun, ister bebek için olsun, isterseniz de kendiniz ve doğa için yapabileceğiniz en güzel ve en önemli şey bu değişim bence.

Bizim evde sıvı sabun, çamaşır deterjanı, leke çıkarıcı, klozet temizleyici, bulaşık makinesi tableti, elde bulaşık yıkama deterjanı, zemin temizleyici, parke silici, yani aklınıza gelecek tüm temizlik malzemeleri organik, üstelik sadece 1 ürün hariç hepsi anne olduktan sonra insana ve doğaya dost temizlik maddesi geliştiren, girişimci bir kadına ait. www.yesilanne.com adresinden hem kendisini tanıyabilir, hem de ürünleri inceleyebilirsiniz. Genelde bu tarz malzemelerde önceden piyasayı ele geçirmiş olan amway ve friendly organics tercih ediliyor ama bir türk kadın girişimcinin ürünleri varken dünyayı ele geçirmiş amerikan markasını asla tercih etmem. 

Kişisel bakım ürünlerinde en önemli kaynağım aradolu.com oldu. Oradan bir çok marka denedim. Bebek şampuan ve nemlendiricisinde logona’da karar kıldım. Kendim için şampuan, saç kremi, yüz maskesi, sabun, vs gibi ürünlerde Raen kullanıyorum. Raen’in kendi sitesi üzerinden de alışveriş yapılabiliyor. Bir tek saç köpüğü bulamıyorum organik. Bir şekillendirici aldım ama çok hafif kaldığı için istediğim sonucu vermedi. O nedenle organik saç köpüğü ve de organik oje arayışım devam ediyor.

Benim bu zamana kadar bu değişimde aldığım yol böyle. Siz de kendi yaptıklarınızı, kaynaklarınızı paylaşırsanız çok sevinirim. Bir kişinin bile hayatında fark yaratacak olsa bu paylaşım çok önemli bence.

Sevgiler

Bu yazı daha önce 2724 kez okundu!

Print Friendly

2 thoughts on “Doğal beslenmek ve doğaya zarar vermeden yaşamak için bir kaç kaynak önerisi”

  1. Merhabalar, sitenizi yeni keşfettim, yazınızın tamamını okudum, bazı ürünleri not aldım deneyeceğim. Doğal tarım konusunda İpek Hanımın çiftliği de bence oldukça başarılı, listenizde görmeyince şaşırdım dğrusu. Ancak yazınızın tamamına yakını nerdeyse kendisininde bahsettiği konularla aynı ve örtüşüyor. Sevgiler, takipte kalacağım 🙂

  2. Merhaba Feride Hanım,
    Teşekkür ederim yorumunuz için.
    İpek Hanım’ın çiftliğinden bu zamana kadar hiç alışveriş yapmadığım için konu etmedim.
    Aslında itiraf etmek gerekirse popüler olması nedeniyle biraz uzak durdum hep ama bunun yanlış bir popülerlik ön yargısı olduğunu da kabul ediyorum.
    Sizin yorumunuzla yazıyı güncelleme fırsatı oldu benim için ve aynı zamanda ön yargımı kırıp denemem gerektiğini de anlamış oldum. Bu nedenle de ayrıca teşekkürler.
    Tekrar görüşmek üzere..
    Sevgiler

Bir Cevap Yazın