All posts by cafelontano

Ev Yapımı Hamuruyla Bolonez Soslu Lazanya

Pazar günü uzun pişen yemekler serisine ne zamandır ara vermiştim. Uzun zamandır ise aklımda taze makarna hamuru ile lazanya yapmak vardı. E bir de üstüne dikkatli bir okurumdan postlar azaldı uyarısı alınca işe koyuldum. Bugün bu tarifi hem yaptım, hem fotoğrafladım, hem de yedim. Ve şimdi de yazıyor ve paylaşıyorum. Hepsini bir güne sığdırmak zor ama çok değerli.

Evde makarna yapmak için klasik beyaz unu kullandım; tat alamadım. Aradım, taradım ve makarnalık irmik unu buldum fakat yine tat alamadım. Ama vazgeçmek, hele ki çok sevdiğim bir tadı yakalamak yolundan vazgeçmek, benim için mümkün değil. Ve sonunda sarı buğday unu ile makarna hamuru yapıp denemek fikri ile karşılaştım. Ve şimdi damağımda nefis lezzeti ile bu yazıyı yazıyorum. Evet aradığım lezzeti, sarı buğday unundan yaptığım bu makarna hamurunda buldum. İlk denemem sadece lazanya ama tabi hemen ardından diğer çeşitleri de deneyeceğimden eminsinizdir.

Read more… →

Fındıklı ve Bol Çikolatalı Sandviç Kurabiyeler

Sürekli yeni denemeler yapmaktan kitap hazırlıklarımın bir türlü sonu gelmiyor. Ama artık tüm bu emeğimin, düşüncemin ve heyecanımın kitap sayfalarına yansımış halini görmeyi çok istiyorum. Bir yandan da yeni şeyler denemek ve yeni tarifler geliştirmekten de vazgeçemiyorum. Artık bir noktada dur demem gerekiyor sanırım kendime. Şuan 62 tarifim var; 6 tanesi henüz son halini almadı ama diğerleri tamamlandı. Fotoğraf çekimi için son aşamaya gelmeyenler dahil 11 eksiğim var. Yani epey yaklaştım aslında sona. Ama sonra bir deneme yapıyorum ve çok beğeniyorum. Ve özellikle farklı ve bir o kadar da güzelse bu elde ettiğim tarif, o zaman daha başka ne yapabilirim diye yine aynı döngüye giriyorum. Çikolata ile dolu 62 tarif yeterli mi acaba diye sormak istiyorum sevgili okurlarıma bu yazı aracılığıyla; sizce tamam mı devam mı?

Read more… →

Ricotta Gnocchi

Son dönemde haftasonlarında güzel yemekler yapmak bir çeşit motivasyon oldu benim için. Bir nevi haftanın stresini ve yorgunluğunu atıyorum. Bazen deşarj olma isteğim öyle yoğun oluyor ki bütün günümü ve gecemi mutfakta geçirmek istiyorum. İşte yine öyle bir günde mutfak üretim listem beni şaşırttığı kadar sizi de şaşırtacak mı bakalım: Çikolataya batırılmış fındıklı shortbread kurabiye, iki somun ekşi mayalı ekmek, bir büyük tepsi patatesli kol böreği, ertesi gün pişecek levreğin marinasyonu, tamamen yeni bir deneme olan bademli çikolatalı bir kek, bir ölçek starbucks kurabiyesi ve burada anlatacağım ricotta gnocchi. Beni bu stresli işler mutfakta ustalaştıracak galiba 🙂

Pizzada kullanmak üzere aldığım Ricotta peyniri artınca, yıllar önce Two Greedy Italians bölümlerinden birinde Gennaro’nun annesinin tarifi ile yaptığı ve yerken çocukluk anılarını düşünerek gözlerinin dolduğu bu ricotta gnocchi aklıma geldi. Evde minik bir makarna canavarı da olunca bunu deneyip sonucu onun yüzünde görmek benim için güzel bir motivasyon kaynağı oldu. Bu makarna özellikle bol peynir ve az un içeriyor olması nedeniyle zaten ekstra çocuklar için faydalı bir tarif. Makarnadan başka bir şey yemeyen çocuklara sunulabilecek sağlıklı bir alternatif.

Read more… →

Evde Hamburger Yapmanın Dayanılmaz Lezzeti-2

Bir önceki hamburger tarifini 2014 yılı mayıs ayında yayınlamışım yani tam dört yıl önce. (Yazıya buradan ulaşabilirsiniz) Blogumun başlangıç tarihinin daha da geriye gittiğini düşünürsek epey yaşlanmışım ben!

Bu sefer başka konulara girmeden doğruca hamburger tarifine odaklanmak istiyorum. 2014 yılında yayınladığım tarifimi de oldukça severek yapıyor ve yiyordum ama tabi hamburger evde öyle sık yapılan bir yemek olmuyor. Şimdi yeniden bir hamburger yapsam nasıl olur dediğimde eski tarifimi biraz sadeleştirdim ve tabi geçen yıllar içinde öğrendiğim başka güzellikleri de kattım. Örneğin başka zamanlarda köfte, et ve makarna için de kullandığım bir sosu yaparak onu hamburgerin alt kısmında kullandım ve tabi o sosun da tarifini vereceğim. Bu sos aslında çok temel malzemelerle temel bir sos ama ismi olmadığından ben ona Cafe Lontano sosu ismini verdim.  Hamburger köftesine şekil vermek ve pişirmek konusunda birkaç teknik öğrendim. Bir de aslen yapmak istediğim ekşi mayalı hamburger ekmeği tarifi geliştirmekti ama o olmadı. Onu da bir sonraki versiyona saklıyorum artık.

Read more… →

Çikolataya Batırılmış Fındıklı Shortbread

Son dönemlerde iş hayatımın yoğunluğu ve stresi beni çok yordu. Özellikle de son bir buçuk ayda bir proje için çalışırken. Yoğunluk bir an durdu ve ben de birden uykudan uyanmış gibi hissettim. Çok garip geldi sonra bu his. Yani aslında çok aktiftim, çok çalışıyordum hatta stresle baş etmek için fırsat bulduğum anda hemen mutfakta soluğu alıyordum. Yeni denemeler bile yapıyordum. Yani yaşamın akışı içindeydim. Belki yoğunluk nedeniyle ekstra zamanımı işe vermem gerektiğinden biraz sosyal hayatımdan uzaklaşmıştım. Ama bu uykudan uyanmış hissi nedir diye çok düşündüm. Ve fark ettim ki yaşadığım stres ve kaygı nedeniyle beynim paralize olmuş. Yani bir nevi dış dünyaya kapanmış beynim, vücudum, algılarım, hislerim, düşüncelerim. Fark etmediğim şeyler olmuş, zaman ilerlemiş, bahar gelmiş. Bunu fark edince şükrettim önce bunu gördüğüme çünkü devam edebilirdi. Bu yazıda amacım konunun derinine inmek değil tabi; sadece bu yazıyı okuyan kişilerin kendisine aynı soruyu sormasına sebep olmak. Yaşadığımın ne kadar farkındayım?

Read more… →

Çikolatanın en çarpıcı hali; Puding!

Yeni yılın ilk yazısının sorumluluğuyla başlıyorum önce yazıya; geçen yıl ekmekti konusu, bu yıl çikolata… Birisi bereketin simgesi diğeri ise keyfin. Genel olarak zor bir yıl oldu benim için 2017; kendimle çeliştiğim alanlarda mücadele ettiğim, bazı sorumlulukları yerine getirmek için kendimden ödün vermek zorunda kaldığım, nedenini anlasam da aslen anlam veremediğim bir savaşının içinde kaldığım…

Öte yandan 2017 benim için kendimde gördüğüm, hissettiğim en güzel değişimleri yaşadığım bir yıl oldu. Manevi yolculuğumda en çok yol kat ettiğim yıl belki de. Hayatımı, beni ve ruh halimi en çok etkileyen üç şey var öğrendiğim bu yıl; kabul etmek, anda olabilmek ve kendini akışa bırakabilmek.

Yılı bitirirken biraz yıl sonu muhasebesi yaptım önce. Kasım’da son bir tempo ile hedeflere ulaşmaya çalıştım yine ama olmadı sanki. Kesin planlar yapmayı bırakmıştım çünkü ben; bahar aylarıydı sanırım; daha önce de bahsettiğim minimalist yazar Leo Babauta’nın bir yazısıyla aradığımı bulduğumu düşünüp, bir anda aydınlandığım zaman. (İngilizce olarak yazıyı buradan okuyabilirsiniz) Yazdıklarından çıkardığım ya da kendime aldıklarım:

Kendime belli tarihlerde ulaşılması gereken hedefler koymak yerine peşinden koşmak istediğim veya keyif aldığım şeyleri yapmalıyım. Her sabah kalktığımda yapmak istediğim bir şey varsa eğer, zaten onu yaptığımda onunla ilgili bir hedefim varsa o da bunun doğal sonucu olarak gelir. Bunu ilk uyguladığım konu ise kadınların en favori konusu olan “kilo verme” konusuydu. Ekim ayında mart sonunda ulaşacağım kiloyu bile yazmış plan yapmıştım ama nisan ayında bu yazıyı okurken mart hedefimden çok uzakta bir yerdeydim. Tutmamıştı planım çünkü keyif almıyordum durumdan; ulaşmaya çalışıyordum sadece o rakama. Yani mutluluk vaadi gelecekteydi ama ben bugünde yaşıyordum, bu yüzden de tutmuyordu. Sonra hedefimi iptal edip beni mutlu eden hafif hissetme duygusunun peşinden gittim. Artık gram hesabı değil de hafif hissetmenin yollarını düşünüyordum ve keyif alıyordum. Günlük yeme içme alışkanlıklarımı değiştirdim ve kısa zamanda o hedeflediğim kilonun da altına çok sağlıklı bir şekilde indim; üstelik keyif alarak. Ve en güzeli bu hafiflik hissinden aldığım keyif nedeniyle de hep hafif olmaya devam ediyorum.

İkinci en önemli çıkarsamam ise; kontrol etmekten vazgeçmek ve doğal olarak geleni kabul etmek oldu! İşte bu beni zihnen en çok rahatlatan değişim oldu. Artık geleni kabul ediyorum; kötü de olsa içinde mutlaka bir mesaj buluyorum veya en önemlisi içinde mutlaka iyi bir şey buluyorum. Öyle ki bakıcımızın sağlık problemi nedeniyle 3 hafta işe gelemeyecek olduğunu öğrendiğimde önce çok sert bir dirençle karşılaştım zihnimde; nasıl yaparız hem çalışıp hem de bu kadar işin üstesinden nasıl geliriz diye büyük bir strese düşmüştüm ama sonra durumun tam da yukarıda bahsettiğim kabul etmek örneği olduğunu anlamam çok sürmedi. Sonra bu zamanın içinden de iyi şeyler çıkarabilmeyi başardım; evdeki minikle daha çok zaman geçireceğimizi düşündüm, destek alacağımız anane ve babaanne ile de ilişkisi daha yakınlaşacaktı, okula onu götüreceğimiz için okulunu ve arkadaşlarını da daha yakından tanıyacaktık. Ve öyle de oldu; fiziken çok yorucu oldu ama manevi olarak çok güçlendiren bir süreç oldu.

Anda olmak ya da farkındalık ya da asıl adı ile mindfulness ise başlı başına temeline oturdu hayatımın. Bu değişimi kendimde hissetmemin yanı sıra etrafımdaki bir çok insandan duyar oldum. Artık içinde olduğum anın gerçekten içindeyim sadece bedenen değil, aynı zamanda zihnen. Bir çok insandan duyarsınız belki tatil planı yapmak tatilde olmaktan daha keyifliydi diye veya tatil sonrası dönüp baktığında aslında tatil sırasında almadığı hissi, anıları yoklarken aldığını. İşte bu tam da anda olmanın değerini gösteriyor. Anı yaşamak veya anda olmak; en basit deyimiyle o anda ne yapıyorsanız, ne hissediyorsanız onu fark etmek ve onu yaşamak demek. Yani bir boşvermişlik durumu gibi asla anlaşılmasın. Bu aslında en güzel ifadeyle içinde olduğumuz anın değerini, kıymetini bilmek demek. Belki de ne yaşıyorsak onu hissetmek demek.Benim tanımlamalarım böyle uzar gider…

Tüm bunları çikolatanın en baştan çıkarıcı hali olan bu tarifle bağlamadan önce bitiremediğim kitabımla bağlamam gerekiyor. Çok uzun zaman oldu kitabın hayalini kurup planı yapıp ardından tariflere geçişimin üstünden ama halen bitmedi. Ve insanlar ne zaman bitecek diye sordukça ben de kendime sormaya başladım; ne zaman bitecek diye. Sonra fark ettim ki meğer “bitirmek”miş mesele yani aslen ben bitirmek istemiyormuşum. Çünkü uzun zamandır hayatımı dolduran, güzelleştiren bir şeyi ve bunca keyif aldığım bir şeyi hayatımdan çıkarmak istemiyormuşum meğer. Sonra kelimeyi değiştirdim artık kitabımı bitirmek değil; onu özgürleştirmek ve paylaşmak hedefim. Bakalım bu değişim sonrası işler nasıl gidecek, ben de heyecanla bekliyorum çünkü onun yerini dolduracak yeni fikirlerim var, beni heyecanlandıran başka ilgi alanlarım var. Bakalım hayat ne getirecek bana…

Giriş bölümünün bu kadar uzun olması aslında tarifin çok kısa ve sade olmasıyla da bağlantılı. Belki de anı yaşamanın en güzel deneyimlerinden biri böyle bir çikolata tadını damakta hissetmek, belki de farkında olmadan bu bağlantıyı kurmuş olabilirim kafamda. Çoğunluğun tercihi olan hazır karışımlar nedeniyle puding biraz değersizleştirilmiş durumda günümüzde. Ama aslında çikolatanın en güzel, en yalın hallerinden biri. Ve bu kadar kısa sürede ve bu kadar az malzeme ile yapılmasına rağmen çarpıcı bir etkisi olması ise onu bence çok ayrı bir yere koyuyor benim gözümde. Ama tabi bu tadı almak için özellikle kullanılan çikolatanın ve sütün kendi başına lezzetli olması gerekiyor. İyi bir çikolata ve doğal bir sütle yapacağınız bir pudingin size anda olmanın deneyimini sunacağından eminim…

Malzemeler:

  • 1 lt doğal ve tam yağlı süt
  • 40 gr buğday nişastası
  • 140 gr toz şeker
  • 240 gr bitter kuvertür çikolata
  • 1/8 çay kaşığı doğal tuz

Pudingin Yapımı:

  1. Derin bir tencerede nişasta, şeker ve tuzu karıştırın.
  2. Üzerine sütü ekleyin, önce kısık ateşte ardından ortadan biraz hafif ateşte sürekli karıştırarak pişirmeye başlayın.
  3. Yaklaşık 10 dk sonra karışım biraz kalınlaşmaya başladığında içine çikolataları ekleyin ve yine karıştırmaya devam edin.
  4. Yaklaşık 2-4 dk arasında çikolata tamamen erimiş ve karışım kalınlaşmış olacak.
  5. Karıştırıcıyı karışımdan çıkardığınızda su gibi akıp gitmek yerine birazı kalıyorsa pişmiş demektir.
  6. Fotoğraflarda görüldüğü şekliyle ters çevirip kullanmak için sıcakken direk kalıplara koyabilirsiniz.
  7. Eğer kup veya kase içerisinde servis edecekseniz ve üzerinde tabaka oluşmasın istiyorsanız önce büyük bir kaseye alıp biraz soğutup ardından servis edeceğiniz küçük kaselere alabilirsiniz.

Milano Gezisinden Bende Kalanlar

Uzun zamandır gezi yazılarına ara vermiş bir yazar olarak aslen gezmeye yeniden başlamış olmanın coşkusunu yansıtmaktan başka bir dileğim yok bu yazımda. Ama görüyorum ki cümlelerim biraz zor toparlanıyor kafamda. Hamilelik ve ardından uzun bir emzirme dönemi nedeniyle evdeki minikle bağlar hep bağlıydı; ta ki bir gün eski günlerdeki gibi bir Paris bileti alıp arkadaşıma haber verene kadar. Ne farklıymış hayat önceden ya da nereden baktığına bağlı olarak şimdi. Hemen ardından ilk kez evdeki minikle bir Avrupa tatili planı geliverdi.  Ve Milano, anne kimliğiyle blog yazarı kimliklerinin karışımıyla ilk gezi oldu. Bir de tam 14 yıl önce Fransa’da öğrenciyken yaptığım kısa Milano seyahatimin anıları da eklenince bambaşka bir ruh hali oldu. Sanırım bir şehre veya bir geziye giderken gözden geçirilmesi gereken valizde neler götürdüğünüz veya orada neler göreceğinizden önce, oraya giderken kafanızda ve ruhunuzda neler götürdüğünüz. Aslen bunlar gittiğiniz şehirde neleri göreceğinizi ve ne hissedeceğinizi belirliyor. Anne olmadan önce hiç bir İtalyan şehrindeki çocuk parklarını incelememiş ve oradaki sadeliği fark etmemiştim. Veya kaldığımız binanın avlusunda kompost yapımı için özel bir çöp bulunuyor olmasını belki şuan ki doğa farkındalığım öncesi bu kadar etkileyici bulmazdım. Ve bunun gibi onlarca örneği yazı içinde bulacaksınız ve eminim siz de kendi kafanızdaki ve ruhunuzdakilerle bu yazıda başka başka şeylerden etkileneceksiniz.

Read more… →

Pasta Serüvenimde Geldiğim En Güzel Nokta; Antep Fıstık Ezmeli Browni

Neden bu kadar uzun bir başlık seçtiğimi merak ediyor olabilirsiniz. Bu browniyi benim için özel kılan şey, işte tam da başlıkta anlatmak istediğim hissi bana vermesi oldu. Çok uzun zamandır pasta yapıyorum ve yine epey uzun bir zamandır kitap hazırlığı yapıyorum. Zor bir yol bu ama çok keyifli. Ve hep daha da iyiyi arayan bir kişi için bu yolda attığı adımları görmek çok mutlu edici. Benim için hazırladığım kitabın en özel tariflerinden biri ve hatta şuan tadı damağımda olduğu için belki de en özel tarifi diyebilirim. Neden kitap çıkmadan paylaşıyorum diye hemen aklına gelen olursa diye belirteyim; ben paylaşmak için çıktım bu yola…

Bu tarifi geliştirene kadar bir kaç farklı fıstık kullandım ve en sonuncu olan bu özel Antep fıstığı, fıstık seçimine nokta koydu. Yani diyeceğim şu ki; fıstık seçiminizi iyi yapmalısınız bu tarif için. Ve asla kavurmadan, ezme haline getirmeden koymamalısınız. Bunlar hep tecrübeyle sabitlendi çünkü. Hatta Antep’li bir arkadaşımla fıstığı kavurmadan koyup yağını karışımın içine salması mı yoksa kavurup yağını ezmeye salması daha iyi olur tartışması bile yaptık. Geldiğimiz nokta yağını ve kokusunu salana kadar bolca kavrulmuş nefis bir fıstık…

Malzemeler:

  • 3 yumurta
  • 180 gr tereyağı
  • 150 gr bitter çikolata
  • 90 gr un
  • 140 gr toz şeker
  • 10 gr kakao
  • 100 gr Antep fıstığı
  • 3-4 tatlı kaşığı fındık yağı
  • Üzeri için yaprak veya parça halinde Antep fıstığı

Yapımı:

  1. Önce fıstık ezmesini yaparak başlayın; fıstıklar bütünse önce hafifçe kavurup kokusunu almaya başladığınızda ocaktan alıp rondoya alın ve tam toz olmayacak kadar rondodan geçirin. Tekrar tavaya alın ve bu kez iyice kokusunu alana kadar hatta hafifçe renk değiştirene kadar kavurun. Eğer toz fıstık kullanacaksanız toz fıstığı direk kavurun ve iyice kokusunu verdiğinde ocaktan alın. Ardından rondoya alın 2 tatlı kaşığı fındık yağı ilave ederek hamur kıvamına gelen kadar çekmeye devam edin. Kullandığınız fıstığın yağ oranına göre burada eklemeniz gereken yağ miktarı değişecektir. Ama bu aşamada sürülebilir kıvama yakın olarak bırakın. Browninin orta katına yaymadan önce tekrar 1-2 kaşıp ekleyip karıştırıp sürülebilir kıvama getirmek gerekecek. Önceden ilave ederseniz browniye ilave edene kadar ezme katılaşabilir, o nedenle son zamanda eklemekte fayda var. Ocakta kavurma işlemi için döküm veya granit bir tava kullanmanızı tavsiye ederim. Teknik açıklamadan ziyade farkı direk gözünüzle göreceksiniz.
  2. Brownie karışımını yapmak için önce çikolatayı mikrodalga fırında veya ben-marie usulü eritin.
  3. Aynı şekilde tereyağını da eritin.
  4. Yumurta ve şekeri bir kapta iyice çırpın. Ardından çikolata ve tereyağını ekleyin ve çırpın.
  5. Un ve kakaoyu eleyerek ekleyin ve tahta kaşık ile karıştırın.
  6. Kare bir kalıbı (22cm *22cm) pişirme kağıdı ile kaplayın.
  7. Brownie karışımının yarısını kalıba dökün.
  8. Üzerine fıstık ezmesini ince bir katman haline yayın.
  9. Bir bıçağı kalıba koyduğunuz bu karışıma daldırın ve mozaik oluşturmak üzere sağa sola, yukarı ve aşağı çizgiler çizin. Aynı işlemi üst kat karışımı ekledikten sonra da yapın.
  10. Üzerine kalan browni karışımını yayın ve en üste yaprak şeklinde antep fıstık veya parça şeklinde serpin.
  11. Önceden ısıtılmış fırında 180 C’de alt-üst fansız ayarda 23 dk pişirin.
  12. Çıkardığınızda browninin orta kısmının az pişmiş olması gerekiyor yani etrafı sert ama ortası az pişmiş görünüyor olacak. Kalıptan çıkarmadan kalıbın sıcaklığı ile pişmeye devam edecek browni, böylece daha yoğun bir kıvama sahip olacaktır. Kıvam ve pişirme süresinin idealini zamanla kendi fırınınızda bulabilirsiniz.
  13. Oda sıcaklığına geldikten sonra en az 6 saat buzdolabında bekletilmesi gerekir. Sonrasında da sürekli olarak buzdolabında tutmanız kıvamı için faydalı olacaktır.

Biscotti

Aslında sadece biscotti değil, İtalyan gibi söylersek biscootti!!!. İtalya’dan yeni geldiğim için halen kulağımda İtalyanların baskın konuşmasının tınısı var, yani cümlenin sonunda ünlem var gibi hep baskılı bir seslendirme var onlarda. İtalya seyahatleri beni mutfak konusunda çok etkiliyor; mutlaka bir şeylerden ilham almış olarak, bir şeyleri mutfağıma ekliyor olarak ve de bir an önce mutfağa kendimi atıp saatlerce yemek yapmak isteğiyle dönüyorum. Biscotti kahvenin yanına en çok yakıştırdığım şeylerden biri ve kitap için daha önce hazırlayıp fotoğrafladığım bu tarifi İtalyan tınılı bu günlerime istinaden yayınlamak istedim. Seyahatten esinlenmiş olarak ilerleyen günlerde yapmak üzere aklımda bir çikolata tasarımı var ve de pizzayı ekşi mayalı pizza hamuru ile yapıp üzerinde biraz italyan esintilerle birleştireceğim. Tabi en önemlisi taze makarna yapımı konusunda hedeflerim var.

Read more… →

Çilek ve Çikolatanın Tatlı Buluşması

Kitap çalışmalarımın hızının arttığı bu dönemde pasta tasarlamaktan ne kadar keyif aldığımı fark ettim. Sürekli aklımda yeni pasta oluşturma fikirleri dolaşır oldu. Ve aynı anda, açık ara hayatımı en çok etkileyen ve etkilemeye devam edecek olan kitapla tanıştım. Ve kitapta gördüm ki migren ağrılarının nedeni yaratıcı tarafı olan kişilerin bunu ortaya çıkaramamasından kaynaklanıyormuş. Sonra kendi migren geçmişime baktım ve ne göreyim; bu blogu oluşturduğum zamanlara denk gelen bir zamanda her gün aldığım migren atağını önleyen ilacı bırakmışım ve migren beni terk etmiş. Önceleri belki ayda bir veya iki kez tutan nöbetler zamanla azalmış ve artık hiç yok…

Read more… →