Category Archives: Bolu

Bolu’da bir haftasonu…


İstanbul’un trafiğinden, kalabalığından, yorucu iş hayatından, karmaşasından düzenli olarak payını alanlar için bazen İstanbul’un içinde olup İstanbul gibi olmayan bir yerde bir gün geçirmek bile çok rahatlatıcı bir deneyimdir. Aslında hayat benim her gün yaşadığım karmaşadan ibaret değil sadece diyebilir insan. Biraz uzaklaşıp başka bir şehrin sınırına geçtikten sonra ise İstanbul’dan kaçmış olmak nefes alış verişini bile etkiler insanın. Aslında mesafe olarak biraz uzun olabilir ama yolculuk süresi olarak bakıldığında bazen işten çıkıp eve gelmek için savaş verdiğimiz kadar bir sürede bile bambaşka bir şehirde olabiliyoruz İstanbullular olarak. Kozyatağından hareket edip Bolu’ya, Abant Gölü yolundaki favori kahvaltı mekanına varmamız maksimum 1 saat 50 dk sürüyor. Evet inanılmaz ama gerçek ve tam bir İstanbul gerçeği. Bu sıkıcı gerçeği bir kenara bırakarak Bolu gerçeğine dönelim.

Bolu İstanbul’a yakın, muhteşem bir doğal cennet bana göre. Çok yakın bir arkadaşımın orada yaşıyor olması nedeniyle sıkça ziyaret ettiğim ve o kadar gitmiş olmama rağmen halen tüm doğa hazinesini göremedim.

Bu yazımda Bolu’ya yapılabilecek bir haftasonu ziyaretini anlatmaya çalışıyorum. Ve tabi 2 güne tüm doğal hazineyi sığdıramıyorum. Sonrasında diğerlerinden de bahsetmek için söz veriyorum.

Birinci gün:

Sabah erken saatlerde İstanbul’dan ayrılarak, yol boyunca iyice acıkarak ideal bir kahvaltı saatinde Abant gölü yolu üzerindeki Gökdere Restorana varılabilir. Abant’ın girişi otoban üzerinde Bolu’dan öncedir. Bu nedenle geziye Abant’tan başlamak zaman kazandırır. Abant yoluna girdikten 6-7 dk sonra sağ tarafta Gökdere restoranı görebilirsiniz. Bahar aylarında ya da yazın, bahçesinde uzun uzun kahvaltı keyfi yapmak için ideal bir yerdir. Kışın ise içerde şöminenin önündeki masayı kaparsanız kendinizi çok şanslı hissedeceğinizden eminim. Burada serpme usulüyle kahvaltı servisi yapılır, yani herşey ortaya gelir. Neler mi gelir? Önce klasik kahvaltılıklar: zeytin, peynir, bal, kaymak, domates, salatalık, biber, ardından sıcaklar başlar; patates kızartması, kızarmış sigara böreği, ve bunları yerken spesiyallerin heyecanı başlar: kremitte peynir, kremitte sucuk, sahanda tereyağlı yumurta. Ve tabi tüm bunlara kızarmış köy ekmeği, kocaman bir termos çay, eski bakır ibriğe doldurulmuş buz gibi dağ suyu eşlik eder. Çam kokulu nefis bir dağ havası, hafifçe ısıtan bir güneş, İstanbul’un sizden çok uzakta olduğu hissi ve önünüzde duran bu kahvaltılıklar… Evet hayat gerçekten güzel :)

Bolu, Abant yolunda nerede kahvaltı yapılır

Kahvaltınız bitse de buradan ayrılmak zor gelicektir, özellikle de bir bahar ayında güneşli bir güne rastlamışsanız. Kahvaltının ardından Abant Gölü’ne doğru yola devam edilir. Ağaçlarla kaplı bir yolda giderken siz de hemen camı açıp orman kokusunu içine çekmek isteyenlerdenseniz bunun için doğru yerdesiniz. Evet evet aslında gerçek hava bu, yani İstanbul’da soluduğumuz hava değil :)

Abant gölü hakkında bir kaç bilgi: Deniz seviyesinden 1328 metre yüksekte yer alır. 1.28 kilometrekarelik bir alanı kaplamaktadır. En derin yeri 17 metreyi bulan gölün uzunluğu 900 metre civarındadır. Çevresindeki küçük akarsularla beslenen gölün seviyesi, yeraltı sularının zengin olduğu Mart Nisan döneminde 25-30 cm. kadar yükselir. Gölün çevresi çam, göknar ve kayın ağaçları ile çevrilidir. Yabani meyve ağaçları ve çiçekler, çeşitli mantarlar ve gölün yüzeyini kaplayan nilüferler ile oldukça zengin bir bitki örtüsüne sahiptir.

Abant’ın bitki örtüsü

Abant Gölünün çevresi yaklaşık 7 km olduğundan etrafında tam bir tur atmak çok yorucu olabilir bir çok insan için. Bunun için girişte, yer yer gölün üzerinden yürünülen kısa bir yürüyüş parkuru yapılmış. Burada yürüyerek gölün havasıyla ciğerlerinizi doldurabilirsiniz. Gölün etrafını gezmek için bir başka yöntem ise faytona binmek olabilir ama faytonların yaydığı koku çam kokusunu bastırabilir. Araba ile gelenler için diğer alternatif ise arabayla gölün etrafını gezmektir ama tabi bu şekilde doğada olduğunuzu pek fazla hissedemezsiniz.

Gölün etrafında 3 otel yer almaktadır: Abant Palace, Abant Köşkü ve Büyük Abant. Büyük Abant Otel’inin gölün üzerine kurduğu iskelede servis veren rastoranı var. O güzel kahvaltının üstüne burada, ayaklarımın hemen altında Abant Gölü olduğunu hissederek, ağaçlarla kaplı dağlara bakarak, yeşille mavinin birleşerek sunduğu şovu izleyerek ve çam kokusunu içime çekerek kahve yudumlamak unutulmaz bir keyiftir. Ayrıca bu iskele fotoğraf çekimi için de çok elverişli, hem gölü fotoğraflamak hem de harika portreler çekmek için uygun. Hele bir bir de dağlarda sis varsa o zaman bambaşka güzel olur.

Ertesi günü de Abant’ta geçirmek isteyenler için burada konaklamak doğru seçenek olacaktır ama ertesi günü başka bir doğal güzellikle geçirmek isteyenler için Bolu şehir merkezinde kalmak daha pratik olacaktır. Şehir merkezinde daha uygun fiyatlarla konaklama imkanı bulunabilir. Eğer öğretmen veya öğretmen yakınıysanız yenilenmiş öğretmen evinde konaklamak en doğru seçenek olur.

Abant yolunu tamamlayıp Bolu şehir merkezine doğru yol aldığınızda sol tarafta HOTEL YURDAER’i göreceksiniz. Bu otel konaklamak ya da sadece güzel bir akşam yemeği yemek için uygun bir seçenek. Bu otel aynı zamanda mutfak sanat merkezi olarak adlandırılıyor. Kurucusu olan Yurdaer Kalaycı bunu şu şekilde ifade ediyor: “Büyük uygarlıkların harman olduğu zengin Anadolu kültürünü ve evrensel sanatı dinlence keyfiyle bütünleştirmek ve bu kültüre özgü beğenilerin önemli bir dalı olan mutfak sanatını bir araştırmacı titizliğiyle saptamak, tanıyıp tanıtmak için…” Aşçılarıyla ünlü Bolu’da gerçek bir şefin elinden çıkan bir yemek bulmak sadece burada mümkün.

Şehir merkezinde adından söz ettiren türk mutfağı restoranı yok maalesef. Her yerde bildik özensiz kebapçılar, esnaf lokantaları göreceksiniz. Türk mutfağının sadece bir lezzetinden yola çıkarak kurulan Kubbealtı Gözleme ise Bolu şehir merkezinin en sevilen mekanı diyebilirim. Orada gözleme yediğinizde önceden yediğiniz gözlemeleri sorgulamak zorunda kalacaksınız, yani bu kadar da iddialı bir lezzet sunuyor. Gözleme ve katmer için yirmiden fazla çeşit mevcut. Benim favorilerim; keşli (Bolu’ya özel bir köy peyniri) cevizli gözleme ve domatesli köy peynirli katmer. Artık mutfak literatürüne Bolu mantısı olarak geçen yoğurtlu gözleme ise mekanın sahibi Esma Bayrak tarafından düşünülmüş bir yemek. Kendisi çok yakın arkadaşım olduğundan değil gerçekten çok lezzetli olduğundan bunu tatmadan dönmemelisiniz derim. Aslında çok basit bir uygulama ve basit olduğu için belki de mükemmel bir uygulama. Seçtiğiniz herhangi bir gözleme (kıymalı, ıspanaklı,vs.) küçük dilimler halinde doğranıyor. Üzerine sarımsaklı veya sade yoğurt konuyor ve üstüne tereyağlı salçalı muhteşem sos dökülüyor. Sonucu aşağıda görebilirsiniz.

Bolu’da akşam ne yapılır sorusuna cevap vermek biraz zor çünkü seçenek yok. Sadece tek bir bar var ama onun da tarzı çok karışık yani sadece mekan olsun diye açılmış bir mekan gibi görünüyor. Hava sıcak olduğunda bahçesinde oturmak keyifli olabilir sadece. Bolu’da cafe kültürü de maalesef gelişmemiş.

İkinci Gün:

Sabah erkenden uyanıp Kubbealtı’nda nefis katmerler eşliğinde güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz. Köy ürünlerinin satıldığı pazarı gezebilirsiniz. Bolçi markasıyla ünlenen bolu çikolatasından satın alabilirsiniz. Bolu’nun en favori caddesi olan İzzet Baysal caddesinde yürüyerek Bolu’yu ve Boluluları biraz daha yakından tanıyabilirsiniz.

Sonrasında güzergahımız Gölcük olacak. Gölcük Bolu’ya 15 km uzaklıkta, yolu biraz virajlı ama temiz bir yol. Denizden yükseklik ise 950 m yani bol oksijen garantisi var, gölün çevresi ise 1.300 mt. Gölcük, Abant kadar adını duyuramadığından Bolu dışındaki insanlar tarafından çok bilinmez. Tabi böyle olması oranın güzelliğinini korumasını ve yaşatmasını sağlamış aynı zamanda. Şahsen Bolu’da tek bir gün geçirecek olsam Abant’ı değil de Gölcük’ü tercih ederim.

Gölcük’te farkedeceğiniz derin sessizliğin büyüsünün en büyük nedeni burada araçların hatta fayton ve atların bile olmaması. Gölcük’te toprak patika dışında karayolu olmadığı için göl çevresini motorlu araçlarla turlamak da yasak. Aslında sadece otomobil seslerinden uzak bir doğa parkı olması nedeniyle bile gelmeye değer bir yer burası. Türkiye’nin en romantik yerlerinden biri olan göl çevresindeki yürüyüş parkurunda 300 – 400 metre aralıklarla suya açılan tahta iskeleler eşsiz manzaranın en güzel tamamlayıcısı.

Gölcük’te yemek yemek için Göl gazinosunu tercih edebilir ya da piknik yapabilirsiniz. Mangal yakmak için oluşturulan özel alanlar olduğundan ateş yakmak tehlikeli değil. Ama benim yine de pek içim el vermiyor orada ateş yakılmasına, ya yanarsa diye korkuyorum ama bu zamana kadar hiç yangın çıkmamış yani orman müdürlüğü gölü koruma konusunda çok başarılı.

Gölcük’ün etrafında yerleşim ve inşaat izni yok (olsaydı sanırım ilk yerleşme talebinde bulunan ben olurdum). Göreceğiniz o masalsı ev ise orman bakanlığına ait, bakanlık misafirlerinin konakladığı bir ev. Bahçesine girilmesine bir şey demiyor bekçisi ama içeri girmek mümkün değil. Tabi eski Bolu İl Çevre ve Orman müdürü arkadaşınızın babası değilse 🙂 Evin içini yıllarca çok merak etmiştim ama girdiğimde keşke girmeseydim de hayallerimdeki gibi kalsaydı dedim. Evin mimarisi bir dağ evi şeklinde ama içi yeni dönem bakanının eşi tarafından değiştirilmiş ve estetikten uzak, sevimsiz bir dekorasyon yapılmış. Evin içini görünce anladım ki evi içerden değil de dışardan seyretmek çok daha güzel.

EPP

Load More
Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.