Archives

İstanbul’a Instagram ile bir başka bakıyoruz artık: Vapurdan İstanbul

Istanbul 2İstanbul bir masal, İstanbul bir aşk…

“İstanbul sana hep ihanet eder ama sen onu hep seversin” demişti bir kitapta, bir karakter…

İstanbul,bir cennet… Sıradan bir günde, ulaşım amacıyla bindiğin vapurda bu manzarayı izleyerek yol almak, bence bir mucize… 04 Şubat 2012 Kadıköy-Beşiktaş Vapuru

Istanbul 1

Ve sıradan bir vapur aktivitesi, martılara simit atan bir adam ve arkasında masalsı bir manzara.

04 Şubat 2012 Kadıköy-Beşiktaş Vapuru

Istanbul 3

04 Şubat 2012 Karaköy-Kadıköy Vapuru

Istanbul 4

Bir sabah Haydarpaşa İskelesinde… 05 Şubat 2012

Istanbul 10

Bir akşam üstü, gün batımının en güzel anında bir ada vapuru… 10 Ağustos 2012

Istanbul 17

Kadıköy’den yola çıkmış, tarihi yarımadaya doğru ilerleyen Kadıköy-eminönü vapuru… 17 Temmuz 2013

Istanbul 18

Yaklaşan yarımadanın güzelliğine bir de gün batımının güzelliği eklenmiş…. 17 Temmuz 2013 Kadıköy-Eminönü Vapuru

Istanbul 19

Topkapı, Sultan Ahmet ve Ayasofya boğazı izlerken… 17 Temmuz 2013 Kadıköy-Eminönü Vapuru

Istanbul 21

Galata Kulesi’ne de selam vermeden vapurdan inilmez… 17 Temmuz 2013 Kadıköy-Eminönü Vapuru

Istanbul 20

Vapurdan inme zamanı gelmiş çatmış ama gün batımı bu kadar güzelken bırakılır mı bu vapur… 17 Temmuz 2013 Kadıköy-Eminönü Vapuru

Istanbul 23

Heybeliada’dan İstanbul’a giden vapur, buradan daha bir güzel sanki… 8 Ağustos 2013 Heybeliada

Istanbul 26

Adalar’dan Bostancı İskelesi’ne gelen bir vapur… Haziran 2011

Istanbul 24

Bostancı İskelesi’nden uzaklaşan vapur… Nisan 2013

Istanbul 25

Başına gelenlere üzülmüş, sessiz ve büyüleci Haydarpaşa… Kasım 2011 Kadıköy-Karaköy Vapuru

İstanbul’un güzelliği anlatmakla bitmez ama en güzel fotoğraflar anlatır bu güzelliği, seriye devam edeceğim….

EPP

Heybeliada’nın Lezzeti; Heyamola Restaurant

Heyamola 1

Bir adaya gidiyor olmak hissiyatıyla başlar önce mutluluk. Sonra kısa süreli bir vapura yetişme telaşı ve ardından vapurun terasında yer bulma heyecanı. Ve sonra başlar bir ada yolculuğu, denizin dalgası, martının sesi, güneşin gülümsemesi ile birlikte. Hele bir de gün batımına yakınsa vapur saati, unutturur insana dünyanın geri kalanını.

Heyamola 2

Bir iş çıkışı akşamında bile 30 dakikalık muhteşem bir yolculukla varabilirsin Heybeliada’ya Bostancı’dan. Sonra girersin başka bir aleme, unutursun İstanbul’u, ta ki geri dönüş vapurunun siren sesini duyana kadar. Sadece ada yolculuğu ve bu güzel restaurant için, e bir de ada dondurmacısından dondurma yemek için bile gidebilirsin Heybeliada’ya.

Heyamola 3

Heybeliada’da Heyamola Restaurant, iskeleden iner inmez insanı çağırıyor; çiçekler, asılı duran kabaklar, kareli örtüler, renkli sandalyeler insanı içine çekiyor. Ve tabi yemeklerin de tadını almaya başlayınca, iyi gelmişim diyor insan, sonra masada oy birliğiyle kabul ediliyor bu söz.

Heyamola 4

Soğuk mezelerle başlanıyor; patlıcan salatası anında tükeniyor ve yenisi isteniyor, borani ayrı güzel, uskumru ayrı güzel. Çoban salata ve roka salata teşrif edince kızarmış ekmeklerin tüketimi birden artıyor.

Heyamola 5

Ara sıcaklardan fırında ahtapotu öneriyor aşçımız ama masada ahtapot sevenler azınlıkta kalıyor. Kızarmış mezgit geliyor ve çıtır çıtır tüketiliyor.

Heyamola 6

Finali yapan iskorpit güveç ise hayranlığı iyice arttırıyor. Meyve ile serinleyen mideler, kahve ve likörle hazmetmeye çalışıyor tüm bu lezzetleri. Ve pek tabi, dönüş yolunda herkesin yüzünde bir gülümseme bırakıyor Heyamola ve lezzetleri…

İlk fotoğraf sergime çeyrek kala…

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

Haydarpaşa Tren İstasyonu’nda ilk çektiğim fotoğraflarla birlikte yayınladığım yazı çok uzaklardan, başka bir kıtadan bir gazetecinin dikkatini çekmişti. Öyle ki uzaklardaki bu gazeteci, Michael Werbowski, buradan yapamadığımız bir şeyi yapmaya girişmiş, Haydarpaşa binasının otele dönüştürülmesini engellemek için bir projeye başlamıştı. Fotoğraflarımı bu projede kullanmak üzere benden izin talep etmişti. Ben de seve seve fotoğraflarımı ona göndermiş, bu projenin bir parçası olmaktan çok mutlu olmuştum.

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

 Ve günden güne proje büyüdü, İstanbul’a doğru geldi. Burada Haydarpaşa’nın otele dönüşme projesine karşı olup, onu sanat merkezi haline getirmek için proje geliştiren iki mimar, Seda Kıyan ve Mete Kıyan, ile birlikte büyümeye devam ediyor. Ve kamuoyunda Haydarpaşa’yı korumak için oluşturmaya çalıştıkları etkiyi bir sanat sergisi ile pekiştirmek istiyorlar. Serginin Haydarpaşa içerisinde olması ve yıkımına dikkati çekmek için geçirdiği yangının yıldönüme denk gelen 28 Kasım’da olması planlanıyor. Tabi izin verecek olan kurumlardaki değişimler, aşırı bürokrasi ve belki de projenin muhalifliği nedeniyle izin halen çıkmadı. Dolayısıyla serginin içeriği, süresi de belirlenemedi. Daha önceki fotoğraflarım ve bu yazıdaki fotoğraflarım ve hatta başka fotoğraflarımla ben, serginin yeri, zamanı, süresi ne olursa seve seve bu sergide yer alacağım.

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

 Haydarpaşa’nın özelleştirme idaresine devrini izleyecek olan otel projesi önceki açıklamalara göre Nisan ayında başlayacaktı. Ama ne proje ile ilgili, ne de Haydarpaşa’nın geleceği ile ilgili o tarihten sonra yapılan bir açıklama yok. Son çekime gittiğimde güvenlik görevlileriyle konuşmaya çalıştım. Yılbaşına kadar banliyö trenlerinin devam edeceğini ama sonrasında ne olacağını onların da bilmediğini öğrenebildim sadece.

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

 Umarım muhalif seslerin çokluğu bu düşünülen projenin gelişimini durdurmuştur. Metro ve Marmaray projeleri nedeniyle istasyonun işlevini yitireceğini iddia ederek onu otel yapmak isteyenler aslında banliyö trenlerinin bahsettikleri güzergahlara paralel giden ve hiç bir zaman değerini kaybetmeyecek bir güzergah olduğunun farkına varmışlardır. Öyle ki, bir gün işlevini yitirse dahi, bu asırlık, tarih dolu, anı dolu, muhteşem mimariye sahip binayı otel yapıp ticarete sokarak tüm güzelliğini yok etmek olmamalı geliştirilen proje.

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

 Bu tarihe, bu güzel mirasa sahip çıkmak ve onu layıkıyla yaşatmak için elinizden gelebilecek en küçük şey bile büyük bir değer yaratabilir, farkındalık yaratabilir. Ben ilk yazımı yazdığımda, “Keşke Haydarpaşa için bu yazıdan daha fazlasını yapabilsem” demiştim ve tahmin etmediğim yerlere giden bir sürece girdim. İnanıyorum ki bu sergi ile, ve diğer çalışmalarla yaratılan farkındalık Haydarpaşa’yı kurtaracak. Ve yine her vapur keyfinde onu hayranlıkla izliyor olacağız.

Diğer yazım ve fotoğraflar için tıklayınız.

İstanbul’un yalnız ve sessiz güzelliği: Haydarpaşa Garı

Yeşilçam filmlerinin unutulmaz sahnelerinden biridir; başrol oyuncusu Haydarpaşa Garının kapısından çıkar ve İstanbul’a şöyle bir bakar. Hatta klişe olan bir replik vardır bu filmlerden kalan. Elinde tahta valizi ve içinde umutlarıyla Anadolu’dan gelen genç, Haydarpaşa Garının merdivenlerinden İstanbul’a seslenir: Seni yeneceğim İstanbul!

Yani Haydarpaşa İstanbul’u simgeler. Kadıköy-Karaköy veya Eminönü veya Kadıköy-Beşiktaş vapuruna binip de Haydarpaşayı seyre dalmayan bir kişi bile yoktur eminim. Mimari güzelliğinin içine saklanan tarihi, boğazda olduğunuzu hissettiren konumu, çatısındaki koca saati ile hayran bırakır görenleri. Şahsen, her Kadıköy vapurunda uzun uzun izlerim onu, yaklaştıkça heyecanlanırım, her görüşümde fotoğrafını çekmek isterim. Onlarca, birbirinin nerdeyse aynı görünen ama aslında her seferinde farklı hisleri barındıran Haydarpaşa Garı fotoğrafım vardır.

Son zamanlarda daha uzun uzun bakmaya başladım binaya çünkü yakında çok büyük bir değişime uğrayacak. Tarih yok olacak. Bu nedenle uzun uzun bakmak ve bu görüntünün keyfini çıkarmak istiyorum. Değişimden sonra oluşacak görüntü İstiklal Caddesi’ndeki Demirören alışveriş merkezinin rezilliğine benzeyecek diye korkuyorum. Evet, mart ayı sonunda tamamen kapatılacak olan gar binası iki senelik bir tadilata girecek ve çıktığında tüketim çağına yakışan pırıl pırıl, tüm tarihi dokusundan yoksun, kalabalık, ruhsuz bir yapı olacak. Bu işin en kötü tarafı ise bir tarihin yok olduğuna şahit olmak ve bunu bile bile bir şey yapamamak. Ben de elimden gelen şeyleri yapabildim sadece, tarihini kaybetmeden bolca fotoğrafını çektim. Kendimi rayların arasına atacak kadar içten bir çekimle birbirinden anlamlı fotoğraflar elde ettim. Ve bir de bu yazı. Ne yazık ki yapabildiğim budur. Daha fazlasını yapabiliyor olmayı çok isterdim. Haydarpaşayı bu rant çılgınlarının elinden kurtarmak isterdim. Bu yalnız ve sessiz binanın hep öyle kalmasını isterdim.

Hakkında en ayrıntılı bilgileri ingilizce kaynaklarda bulabildiğim yurdumun en güzel yapısı, Haydarpaşa Garı 1872 yılında faaliyete geçmiş. İstanbul’un ekonomik önemine rağmen bir tren yoluna sahip olmamasına müdahale eden Sultan Abdulaziz tez zamanda bir tren yolu inşaa edile diye buyurmuş. İlk etapta İstanbul-İzmit hattı yapılmış. 1888 sonrası Anadolu seferleri başlamış. 1906 yılında varolan gar binasının yetersiz kalması nedeniyle II. Abdülhamit yeni ve büyük bir binanın yapılmasını istemiş. Otto Ritter ve Helmuth Cuno adlı iki alman mimarın projesi kabul edilerek inşaat başlamış. İnşaat için Alman mimarlar ve mühendisler, İtalyan taş ustaları ve Türk işçiler çalışmış. Bina 1908 yılında açılmış.

Garın bulunduğu bölgeye hizmetlerinden dolayı, III. Selim döneminin paşalarından Haydarpaşa’nın ismi verildiğinden, yapılan gara ve binaya da Haydarpaşa ismi verilmiş. Bir neoklasik mimari örneği olan bina her biri 21 mt uzunluğunda olan 1100 adet kazık üzerine kurulmuş. I. dünya savaşında İngilizler Haydarpaşa garını ele geçirmişler. 1923 yılında kurulan Türk Cumhuriyeti’nin ardından ancak 1927 yılında garın işletmesi Türkiye cumhuriyetine geçmiştir. Bu dönem içerisinde, 1917’de gerçekleşen bir sabotaj ile savaş malzemelerinin depolandığı garda patlama olmuş ve bina çok büyük hasar görmüştür. Yine 1979 yılında Haydarpaşa açıklarında gerçekleşen bir gemi kazası neticesinde gar binası hasar almıştır. Yenilenen binanın, en son kasım 2010’da tadilat çalışmaları sırasında dikkatsizlik nedeniyle çatısında yangın çıkmıştı. Televizyonlarda saatlerce canlı yayın yapıldığından aklımızda kalan bu yangın sahnesi aslında bu gelen yeni planının bir habercisiymiş aslında. Çünkü yangından sonra bir yenileme çalışması olmadı binada, çatının sadece ön duvarı vardı ve arkasında koca bir boşluk oluştu.

Haydarpaşa garı dünya çapında bazı çalışmaların da içinde yer almış bir zamanlar. 2009 yılında bir parfüm reklamı olarak çekilen bu kısa filmde görüntülenmiş. Yine ünlü Garbage grubunun “Run baby run” adlı şarkısının klibinde görüntülenmiş.

2012 yılı için, Haydarpaşa Garı, World Monuments Fund yani Dünya Anıtlar Fonu tarafından izlemeye alınmış. Marmaray projesinin garın pozisyonu ve geleceğini etkileyeceğini düşünerek bu plan yapılmış. Şimdi bu alışveriş merkezi projesi ile oluşacak çirkinlik için bu kurumun nasıl bir aksiyon alacağını merak ediyorum. Çünkü kurumun amacı tam da anıt niteliğindeki bu binanın kültürel yapısını korumak.

Umarım Haydarpaşa sadece burda yer alanlar ve bunlar gibi fotoğraflarda aktarılmaz gelecek kuşaklara. Umarım İstanbul bu güzelliği korur ve yaşatır.

Tam da bu duygularla  yazmıştım bu yazıyı ve yayımladıktan 2 hafta sonra Kanadalı bir gazeteciden fotoğraflarım hakkında övgüler aldım. Ve en güzel haber ise bu gazetecinin taa uzaklardan Haydarpaşa’yı kurtarmak için bir proje başlatması haberi oldu. Bu gördüğünüz fotoğraflar ise bu projenin görselleri olarak tüm dünyaya yayılmak üzere. Bir gazetecinin bu kadar uzaktan buradaki yıkımı engellemek için haykırmak istemesine rağmen bizim burada bir şey yapamayacak hale getirilmiş olmamız ise durumun en kötü yönü. Bu projenin ve Haydarpaşa için yapılan tüm projelerin başarılı olması dileğiyle…

EPP

 

 

 

Sabahın ilk ışıklarında Taksim!

İstiklal Caddesi ve Taksim benim için her zaman efsanevidir. Bazen caddeede yürüyen insanları gözlemlediğimde, başka ülkelerden veya başka şehirlerden gelen insanların da büyülendiğini ve hatta şaşırdığını görüyorum. Buradaki kalabalık çok farklı çünkü içinde o kadar çok farklı insan bulunduruyor ki, her caddede yürüyüşünüzde mutlaka yeni farklı bir şeyle karşılaşırnız. Bu yüzden ben Taksimin tek bir kimliği olduğunu düşünmüyorum. Bence Taksim küçük bir dünya….

Bu fotoğraflar 2011 Şubat ayında sabahın çok erken saatlerinde çekildi. Bu nedenle bilinen Takim kalabalığı fotoğraflarda görünmüyor.

Bu çok eski bir pasaj ve içindeki dükkanlar ve dükkanların içindeki insanlar da pasaja uyum sağlamış. Naftalin kokan pasaj benim için buranın adı.

Bu gelinliği ilk giyen kimdi acaba? Hala yaşıyor mu? Yaşıyorsa hala evli mi?

Taksimin nefes kesen yokuşları…

Bu sokak benim her sabah iyi bir kahveye ulaşmak için katetmem gereken sokaktı. Sıradan bir sokak gibi görünür hep ama bu fotoğrafta ben bir sonsuzluk görüyorum.

Ve bir zamanlar sabahları kahve kokusuyla kendime geldiğim yer… Galatsaray Starbucks!

Fenerbahçe Parkı’nın Anlatılmaz Güzelliği

Fenerbahce Parkı 7



Fenerbahce Parkı 11

Uzun zamandır parklara ve bahçelere sevdalıyım ama içlerinden bazılarını görmeye doyamıyorum ve uzun süre görmeyince özlüyorum. Fenerbahçe Parkına olan sevgim işte bu türden bir bağ. Arada başka parklarda veya korularda gezmeyi tercih ediyorum sadece yani aslen park deyince Fenerbahçe canlanıyor hemen kafamda.

Fenerbahce Parkı 8

Fenerbahçe parkı muhteşem bir doğal güzellik, nefes kesen bir manzara ve hemen yanın da eski bir saray bahçesinden kalıntıları birleştiriyor ve tabi bu haliyle bana göre eşsiz bir güzelliği temsil ediyor.

Fenerbahce parkı 4

Fenerbahçe parkı bir yarımadada olduğu için muhteşem bir manzarası var. Gün batımında kırmızı gökyüzü ile denizin buluştuğu noktadan geçen vapurlar bu şehre aşık eder insanı. Ya akşam mehtap varsa, ne dolunaya ne de denize yansıyan ışıklarına bakmaya doyabilirsiniz. İşte o zaman benim kurduğum hayali kurarsınız belki; bu parkın evimin bahçesi olduğunu hayal ediyorum orada oturup mehtaba dalmış gitmişken. Evet park olması nedeniyle olması zor farkındayım ama yine de hayalini kurmak bile gülümsetiyor insanı.

Fenerbahce Parkı 10

Parkın tarihi ise başka bir heyecan kaynağı benim için. Ülkemizde tarihi mekanlarla günlük yaşantımız çok iç içe değildir. Onlar çoğu zaman turistik bölgelerdedir ya da harabeye dönmüşlerdir. Fakat bu park bir zamanlar burada olan yazlık bir sarayın bahçesi olduğundan her yerde saraya dair bir şeyler görebiliyorsunuz. Parkın hemen girişinde bulunan o kocaman lamba, süs havuzu, şadırvanlar neler görmüştür, ne hikayeler biriktirmiş diye düşünmeden edemiyorum.

Fenerbahce Parkı 12

Çünkü parkın tarihi Bizans dönemine kadar uzanıyor. 527-565 yılları arasında hüküm süren Justinian karısı Theodora için bu semtte bir yazlık saray yaptırmış ve bu parkı da sarayın bahçesi olarak kullanmışlar. İstanbul’un fethinden sonra bahçe, saray ahalisi tarafından kullanılmaya devam etmiş. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman’ın burayı sevdiğine ve ziyaret ettiğine dair bilgiler mevcut.

Fenerbahce parkı 3

Aslına bakarsanız bu parkın tarihini öğrenmem epey vaktimi aldı, kaynaklar o kadar kısıtlı ki. Bulabildiğim de zaten sadece bir kaç isim oldu. Mesela bir kaynakta parkın 19. yüzyılda halka açıldığı yazıyor ama net tarih yok, neden ve nasıl açıldı, o dönemde Osmanlı’da neler oluyordu. Maalesef bilgimiz yok.

Fenerbahce parkı 1

Fenerbahçe parkı Kadıköy belediyesine ait olmakla beraber Turing firması tarafından işletiliyor. Daha doğrusu bu firman tarafından devralınıncaya kadar bakımsız ve terkedilmiş haldeymiş. Bir tarih sever olan Çelik Gülersoy’a bu parkı bize geri kazandırdığı için minnettarım doğrusu. ( Kasım 2013 güncelleme notu: Fenerbahçe Parkı artık Kadıköy Belediyesi tarafından işletiliyor.)

Fenerbahce parkı 5

Parkın içerisinde cafe olarak kullanılan şadırvanlar mevcut. Sandalyeler ise çoğu bölümde beyaz döküm olarak görünüyor, üstelik işlemeli yani eskiden çok eskiden geldiklerini söylüyorlar. Yeni yeni ahşap, kır konsepti olan sandalyeler gelmeye başlamış. Bu sandalyeler de buranın dokusuna uyum sağlamış.

Fenerbahce parkı 2

Parkın içerisinde banklar olduğu gibi, ortasında masa olan bank grupları ve piknik masaları mevcut. Bu masalarda piknik yapmak günün her saati için çok keyifli. Pazar günleri bütün masaların kahvaltı yapan insanlarla dolu olduğunu gördüğünüzde şaşırabilirsiniz. Bu insanlara dahil biri olarak, evden götürülen kahvaltılıklar ve alınan poğaçalar böreklerle, sabah serininde, denizi izleyerek ve içime çekerek doğanın kokusunu, kahvaltı yapmaktan çok keyif alıyorum. Ardından saatlerce gazeteye, dergiye veya bir kitaba dalıyorum burada ta ki yazın güneş rahatsız edecek yüksekliğe ulaşana kadar veya sonbaharda hava soğuyana kadar.

Fenerbahce Parkı 9

Fenerbahçe parkı bana göre İstanbul’da dolunayın izlenebileceği en güzel yerlerden. Ay takvimini takip edip mutlaka bir dolunay akşamında Fenerbahçe Parkında olun. Akşamları da piknik yapmak, veya sadece yanınızda getirdiğiniz içkinizi içmek için uygun bir mekan.

fenerbahce parkı 5

Parkın içinde bir de parkla bütünleşmiş çok eski bir restoran var: Romantika. İç mekanı oldukça farklı dizayn edilmiş bu mekanın. Camekan şeklinde büyük bir alanı var ve içinde çeşit çeşit bitkiler var hatta uçuşan kuşlar bile var. Tavanda ise Venedik’ten gelmiş çok ilginç avizeler var. Pazar günleri açık büfe kahvaltı sunan mekan kesinlikle görülmeye değer.

fenerbahce parkı 6

Etrafınızdaki güzellikleri görmek ve keyifli bir gün geçirmek için bu parka mutlaka gidin, eminim tekrar tekrar gitmek isteyeceksiniz.