Category Archives: Doğal Beslenme

Evde Mozarella ve Ricotta Peyniri Yapımı

Evde peynir yapmak ve bir de piyasada pek bulunmayan bir peyniri çok kısa sürede evde yapmak paha biçilmez. Üstelik piyasada bulabileceğiniz en iyi kalitede ve onun yarı fiyatından da az bir maliyetle… Taze mozarella peyniri ülkemizde son yıllarda üretilir oldu ama yine de halen üretim yapan firma veya çiftlik sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Çünkü taze peynir olduğundan raf ömrü oldukça kısa. Dolayısıyla üretim yerinden çıkıp market rafına gitmesi ve ardından süresi dolmadan tamamen satılabilmesi zor. O nedenle ulaştırma maliyetinin üzerine bir de zamanı dolan peynirlerin maliyeti eklenince üreten işletmenin yaşaması için fiyatının oldukça yüksek olması gerekiyor. Yoksa satan işletme de operasyonunu devam ettiremez. Yani daha özel marketlerde veya gurme marketlerde kap içerinde suyun içinde gördüğünüz büyük top şeklinde mozarella peynirinin fiyatı pizzada kullanmak için oldukça yüksek kalıyor. Evde yapmak istediğinizde 3 lt çiğ inek sütü ile yaklaşık 250 gr mozarella peyniri ve 150-200 gr arası ricotta peyniri elde ediyorsunuz. Tabi pizza dışında aslen kahvaltıda ya da akşamüstü menülerinde, aperatif menülerinde oldukça güzel bir seçenek oluyor. Bu arada bu üçlü yani mozarella, domates ve fesleğen İtalyan bayrağının renklerini oluşturuyormuş 🙂 Benim için de çok bu renkler hem tek başına hem de birlikte çok anlamlı oluyor.

Bu peynirleri yapmak oldukça kolay ama bir takım olmazsa olmaz malzemeler var: bir mutfak termometresi, peynir mayası ve limon tuzu. Mutfak termometresi aynı zamanda yoğurt yapımında da faydalı oluyor. Tüm bu malzemelerin maliyeti de oldukça düşük ama almak için peynir yapmaya devam etme niyetinde olmak gerekiyor.

Mozarella Peyniri İçin Malzemeler (250 gr peynir)

  • 3 lt çiğ inek sütü (pastorize süt ile değiştirilemez)
  • 1 tatlı kaşığı limon tuzu
  • 1 çay kaşığı peynir mayası
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay bardağı içme suyu

Mozarella Peyniri Yapımı:

Yapımını videoda detaylı izlemek isterseniz instagram hikayelerimde sabitlenmiş bu videoya bakabilirsiniz.

  1. Sütü bir tencereye alın
  2. Yarım çay bardağı su içerisinde 1 tk limon tuzunu eritip süte ekleyin.
  3. 20-30 sn karıştırın ve ocağa alın.
  4. 36C’ye kadar sütü ısıtın. Ocağı kapatın.
  5. Yarım çay bardağı su içerisinde 1 çay kaşığı mayayı karıştırın ve süte ekleyin.
  6. 20-30 sn karıştırın ve kapağını kapatıp 10 dk dinlenmeye bırakın.
  7. 10 dk sonra ortada bir toparlanma olacak. Onu büyük ve keskin bir bıçakla 3-4 cm genişlikte kareler olacak şekilde kesin.
  8. Ocağı tekrar açın ve bu kez 40 C’ye kadar ısıtın.
  9. Bu sırada hafifçe karıştırın.
  10. 40C’ye geldiğinde ocağı kapatın ve suyun içinde peyniri bir süzgeçle alın.
  11. Bu suyu daha sonra ricotta yapmak için kullanacağımızdan sadece peyniri içinden süzerek almak gerekiyor. Su kalsın.
  12. Peyniri hafifçe elinizle sıkın ve bir cam/metal kaba alın.
  13. Üzerine 90C’de sıcak su dökün ve 1 tatlı kaşığı tuz ekleyin.
  14. Sıcak su olduğu için elinizle peyniri yoğurmak zor olacak, o nedenle kaşıkla biraz yoğurur gibi, katlar gibi hareketler yapın suyun içinde.
  15. 1 dk sıcak suda bekledikten sonra elinizle (sıcak olduğu için eldivenle daha iyi) peyniri suyun içinden alın ve ikiye bölün.
  16. Her bir parçayı elinizle uzatıp tekrar katlayın. Bu işlemi yaklaşık 6-7 kez yapmanız gerekecek. Yaptıkça peynirin pürüzsüz hale geldiğini göreceksiniz.
  17. O noktada peyniri yuvarlak haline getirin. Yuvarlak bir kaseye alın veya streç filmle sarın. Verdiğiniz şeklin kalması için bu şekilde bir kalıba veya streç filmle baskılamaya ihtiyaç var. Eğer bir tabak içerisine ikisini de yerleştirirseniz yayılma görülecektir peynir sıcak olduğu için.
  18. Son kullandığınız tuzlu su oda sıcaklığına geldiğinde eğer kasede tutuyorsanız mozarellaları üstüne ekleyebilirsiniz. Sulu kalmasını sağlayacaktır.
  19. 1-2 saat buzdolabında dinlenmesi yeterli, servise hazır olacaktır.

Ricotta Peyniri için malzemeler: (150-200 gr)

  • 3 lt çiğ sütle yapılan mozarella peynirinin peynir altı suyu 🙂
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • Süzmek için ince bir tülbent veya müslin bezi

Ricotta Peyniri Yapımı:

  1. Hiç bir şey eklemeden peynir suyunu kaynatın 95 C’ye kadar.
  2. Bu sırada su kesilecektir, küçük parçalar oluşacaktır içinde.
  3. Ardından 1 tatlı kaşığı dolusu tuzu ekleyin ve karıştırın.
  4. Oda sıcaklığına geldiğinde bir peynir süzme bezini bir süzgecin üzerine koyun ve süzgeci bir başka derin tencere üzerine oturtun. Tüm peynir suyunu dökün ve süzülmesi için en az 6 saat bekletin.
  5. Ardından süzülmüş peyniri süzme bezi üzerinden kaşıkla sıyırarak alın ve kapalı olarak muhafaza edebileceğiniz bir kaba alın. Buzdolabında 1 hafta saklayabilirsiniz.

Sorular ve Cevaplar:

Çiğ süt kullanmak tehlikeli değil mi? Hiç kaynatmadan mı kullandınız?

Evet hiç 100 C’ye getirmeden mozarellayı yaptım. Zaten pastorize olmayan taze peynirlerin özelliği bu düşük ısılarda olması. Çiğ süt çok değerli bir gıda, bir mucize belki de. Ari belgesi olan çiftliklerden, sağlıklı ineklerden elde edilen sütün, hijyenik olarak kaynağından tüketiciye ulaştırılması çok önemli. Mutlaka aldığınız çiğ sütte “Ari belgesi” olup olmadığını sorun ve mutlaka sütün kaynağını bilin. Sokak sütü ve çiğ süt özdeşleştirildiği için aklımızda hep bakteri taşıyor olmasıyla özdeşleşti ama artık çiğ süt gayri resmi olarak yani sokak sütü olarak değil markalı, paketli olarak ve hatta market ürünü olarak bile satılabiliyor. Önemli olan tüketici olarak aldığımız şeyin ne olduğuna dikkat etmemiz. Feyz Çiftliği’nden geliyor benim sütüm, yıllardır güvenle kullanıyorum. Ve Türkiye’nin en büyük, en değerli çiftliklerinden biri. Ve onun gibi başka örnekler de var. Biz tüketici olarak aldığımız ürünü sorgularsak üretici de bize en iyi kaliteyi sunmak için çabalayacaktır.

Termometrenin markası? Hiç önemli değil zaten oldukça basit bir düzenek. Benim aldığım ürünü bu linkte görebilirsiniz.

Limon tuzu yerine limon olur mu? Sütü kesmek ve lor peyniri yapmak için olur ama burada daha güçlü bir aside ihtiyaç var. Limon tuzu oldukça basit bir ve doğal bir ürün ve tüm marketlerde bulabilirsiniz.

Mayanın markası nedir? Benim kullandığım şuan için Süper Maya adında bir maya, oldukça yaygın kullanılıyor. Bir de sütçümde şırdan mayası olduğunu öğrendim, onu da alıp deneyeceğim. Denediğimde bu kısmı güncellerim. Mayayı da yine hepsibuarada’dan aldım.

Kakaolu Fındık Ezmesi

Doğal olanı arayıp bulmak ve beraberinde doğal lezzeti yakalamak bu aralar odak alanım oldu. Tabi asıl odağım daha çok kitabım ama kitap tariflerim ile doğal tariflerim uyuştuğu için her şey yolunda. Ben bir şey yaparken mutlaka “neden” diye soruyorum, “neye yarayacak” veya “ne fark katacak bu yaptığım” diye. Böylece önceden yapılanı yapmaktan uzak, fayda ve fark yaratan işler çıkartmaya çalışıyorum.

Read more… →

Bir klasiğin gerçek hali; Petit Beurre Bisküvileri

Her şey etiket okumakla başladı! Satın almak üzere olduğum istisnasız her ürünün (yiyecek, ilaç, kozmetik…) etiketini çok iyi okuyorum ve değerlendiriyorum. Bunun sonucunda maalesef pek az şey satın alabiliyorum. Bu yeni bakış açımla bir gün mozaik pasta yapmak üzere petit beurre bisküvilerini sepete doldurmadan önce etikete baktım. Glukoz ve fruktoz şurubunu görünce üzüldüm. Çünkü çocukluğumdan bu yana en sevdiğim bisküvidir petit beurre, ve bana hep çocuksu bir sadeliği, güzelliği anımsatır. Ama maalesef artık endüstrileşmenin onu da kirletmiş olduğunu gördüm.

Read more… →

CafeLontano Usulü Ekşi Mayalı Ekmek ya da ekşi mayalı ekmek üzerine bir güzelleme

eksi-mayali-ekmek-6

Yeni yılın ilk yazısının bereketin simgesi olan “ekmek” olması güzel bir tesadüf oldu. Ya da belki tesadüf diye bir şey yoktur. Umut getireceğini beklerken acı olaylarla gelen yeni yıl beni fazlasıyla ümitsizliğe sürüklemişti. Ne yapacağını bilmez halde, kaygılı geçerken günlerim bir kitaptan alıntı gördüm ve aydınlandı dünyam bir anda. “Kendinize dünyanın neye ihtiyacı olduğunu sormayın, size yaşama sevinci veren şeyin ne olduğunu sorun. Sonra da gidin ve onu yapın. Çünkü dünyanın hayat dolu insanlara ihtiyacı var.” İhtiyacım olan enerjiyi bu cümlelerden aldım ve kendimi terapi alanıma yani mutfağa attım. Terapi seansım bittiğinde bir pasta, bir kurabiye, bir de sabaha hamur yapmıştım. Hem de çok ama çok rahatlamıştım. Herkesin böyle terapi aktivitelerine ve alanlarına ihtiyacı var kesinlikle, kiminin mutfak, kiminin sokak, kiminin pazar, kiminin bahçe…

Ekşi mayalı ekmek yapmaya başlayalı 3 seneden fazla olmuş. Bu zamanın sonunda halen amatörüm, halen öğreniyorum ve öğrenmeye de devam edeceğim. Sadece bu süre boyunca o kadar çok ekmek yaptım ki, her birinde neyi doğru neyi yanlış yaptığımı inceleyerek bir sürü ders çıkardım kendime. İşte paylaşmak istediğim de aslen bu.

Read more… →

Hayatımı Değiştiren Kitaplar Serisi 1

Blogun en ilgi görmeyen bölümü olan doğal beslenmek ve sürdürülebilir bir yaşam alanına yazmaya ısrarla devam edeceğim. Okunma oranını arttırmak için başlığı da genel yazdım ama aslında hayatımı değiştiren bu kitaplar gıda, beslenmek, yeme-içme ve hastalık ilişkisi üzerine. Peki ilgi görmediği halde neden yazıyorsun derseniz, bu yazdıklarım tek bir kişinin bile sağlıklı beslenmeye geçiş yapmasını sağlayacak olsa dahi yazmış olmaktan çok büyük mutluluk duyarım. Öyle ki birkaç gün önce bir arkadaşım arayarak ilk ekolojik temizlik malzemeleri siparişini verdiklerini söylediğinde hem doğa için hem de onlar için çok sevindim.

Dünyada Gıda Terörü, İsmail Tokalak

Tam 2 yıl oldu bu kitabı okuyalı ve hayatımı değiştiren yegane kitaplardan biri oldu. Çünkü bu kitabı okuduktan sonra artık  satın almak üzere olduğum her şeyin “içindekiler” etiketini mutlaka okuyorum. Ve tabi okuyunca pek azını satın alabiliyorum. Mesela daha önce ön tarafında “keçi sütlü doğal dondurma” ibaresi olan bir dondurma alırdım, “içindekiler”i okumaya başladıktan sonra bir de gördüm ki meğer sadece %10 keçi sütü varmış, hatta süt tozu ve bir sürü E’li madde varmış. “Tereyağlı milföy” alırdım, ta ki içindekilerde, tereyağını sadece aroma olarak kullandıklarını ve pek tabi hidrojenize yağ kullanıldığını görene kadar. Paketli tost ekmeği veya hamburger ekmeği alırdım; ekmek olduğu için içinde sadece un,su,tuz ve maya vardır sanıyordum, bir de baktım ki içindekiler listesinde neredeyse 20 farklı şey var ve ne olduğunu kesinlikle anlamadım. Bu içindekileri okuma alışkanlığımı sadece gıda değil aynı zamanda ilaçlar ve bakım ürünlerine de taşıdım. İçindekiler kısmında 15-20 tane tuhaf isimli madde olan şampuan ve kremler yerine sadece birkaç bilinir madde ile yapılan ürünlere geçtim.

Kitabın bölümlerinden de kısaca bahsedeyim; ilk bölümlerde küresel adaletsizlikten, gıdanın politik ve ekonomik gücünden ve bir silah olarak kullanılmasından bahsediyor. Yeni bir terim olarak biyoemperyalizmden bahsediyor ve şöyle diyor: “Biyoemperyalizm, bir ülkeyi gıda zinciri tekeline hakim olarak topsuz tüfeksiz sessizce istila etmektir.” Ve dünya gıda ticareti üzerine şaşırtan istatistikler veriyor.

Ardından yıllar önce yeşil devrim adı altında başlayan tarımda ilaç kullanımın aslında nasıl bir gıda terörüne dönüştüğünü anlatıyor. Dünyada genel olarak gıda denetiminin sağlıklı çalışmadığını örneklerle gösteriyor. Hazır gıdaların ve bilinçsiz beslenmenin getirdiği tehlikeleri anlatıyor ve doğal beslenmenin neden gerekli olduğunu vurguluyor. Ardından keten tohumu ve zerdeçalın mucizesini anlatıyor. Çok detaylandırmadan tavuk yetiştiriciliğine ve yem konusuna da giriyor.

Önemli bir bölümü suni tatlandırıcıların ve gazlı içeceklerin zararlarına ayırıp oldukça detaylı ve çarpıcı anlatıyor. Özellikle coca-cola hakkında anlatıkları, ömrü hayatında belki toplam 1 bardak coca-cola içmiş biri olarak, beni bile şok etti. Biraz uzun ama özellikle alıntı yapmak istiyorum: “Coca-Cola’nın halen kullandığı cafein yaprakları Güney Amerika’dan geliyor. Eğer siz kişi olarak Amerika’ya valizinizde biraz kokain yaprağı ile giriş yaparken gümrükte yakalanırsanız, uyuşturucu veya uyarıcı kaçakçılığı yapıyor diye tutuklanırsınız. Coca-cola her sene 8 ton civarında kokain yaprağını Güney Amerika’dan ithal ediyor.(www.cocaine.org)….. Coca-Cola, bu kokain yapraklarını içecek içinde kullanmadan önce yaprakların içindeki kokainin elimine edildiğini bildiriyor. Fakat bu elimine edilen kokainin nerede kullanıldığına dair herhangi bir bilgi yok.” Beni en çok etkileyen ise 1950’li yıllarda Amerika’da Coca-Cola ve Seven-up reklamlarında 9 aylık bebeklerin olması ve ne kadar erken başlatırsanız o kadar iyi bir hayatı olur gibi sloganlar yazılması. Reklam afişleri de kitaptan unutmayacağım sayfalardan oldu.

Ardından uzun bir bölümü GDO’ya ayırıyor. Şu çarpıcı sözü alıntılıyor: “Herhangi bir politikacı veya bilim insanı, GDO’lu ürünlerin güvenli olduğunu söylüyorsa, ya gerizekalıdır ya da bilerek yalan söylüyordur” Prof. Dr. David Suzuki. GDO’nun ne olduğunu, insana ve doğaya verdiği zararı en sade haliyle anlatıyor. Günümüzde GDO’lu tohumun bütün dünyada nasıl yayıldığını istatistiklerle gösteriyor.

Bir sonraki bölümde gıda etiketlerinin hayati önemini anlatıyor. Ardından etiket içeriği yazma zorunluluğunda yapılan çirkinlikleri saklamak için dünyada nasıl bir kodlama yapıldığını anlatıyor. Örneğin ambalaja “%100 dana” diye yazılan bir ürünün içinde dananın her yerini kullanma hakkı var; yani sinirler, yağlar vs. Ancak %100 dana eti yazarsa sadece dana eti kullandığı anlamına geliyor.

Kitabı bitirdikten sonra bütün bunları biliyor olmak muhtemelen hayatınızı zorlaştıracak ama emin olun ki güzelleştirecek.

EPP

Doğal beslenmek ve doğaya zarar vermeden yaşamak için bir kaç kaynak önerisi

Bir önceki yazımda  organik ve/veya doğal beslenmek hakkında biraz detaylı bir derinlik olunca bu tür kaynakları gösteren daha güncel linkleri başka bir yazı olarak paylaşmak istedim.

Örnek teşkil etmesi ve de kaynak bulmada sıkıntı yaşayanlara yardımcı olması açısından, ailemin sağlıklı beslenebilmesi için neler yaptığımı özetle paylaşıyorum;

Read more… →

Bebeklerin beslenmesinde organik gıda gerekliliği üzerine bir yazı

Doğal beslenme ve sürdürülebilir tarım üzerine çokça bilgi edinmek için okuyan, araştıran ve düşünen bir blog yazarı olarak ve bugün itibariyle 15 aylık bir bebek annesi olarak bu yazıyı yazmanın gerekliliğini düşünüyordum uzun zamandır. Çünkü özellikle bebeği ek gıdaya yeni başlayan anne babaların ticari bir organik ağına düştüğünü görüyorum.

Bebek ek gıdaya geçtiğinde yediği her bir gram meyve, sebze, yoğurt hatta su ölçülü ve kontrollüdür ve bebeğe özeldir. Bu nedenle anneler bebeklere özel alışveriş yaparak başlar organik beslenme telaşına. Ama işte temel sorun da zaten bana göre buradan kaynaklanıyor. Çünkü bebeğin organik beslenmesi gerektiğini düşünüp kendi beslenmesini es geçen anne babanın bebeğin bu beslenme düzenini ek gıdadan normal gıdaya geçişte sürdürmesi pek mümkün olmayacaktır. Ebeveynler kendi beslenme alışkanlıklarını değiştirmedikleri sürece bebeğe istedikleri beslenme düzenini kabul ettiremezler. Zaten bir sürü evde yemek masası kavgalarının bir nedeni de budur. Siz beyaz ekmek yerken çocuğun tam buğday ekmeği yemesini veya siz beyaz pirinçle pilav yerken onun kinoalı pilav yemesini asla beklemeyin. Bunlar çok üst örnekler olduysa en basiti söyleyeyim; siz kola içerken çocuğunuzun ayran içmesini beklemeyin!

Read more… →

Ekşi Mayalı Fransız Bageti

Ekşi Mayalı Fransız Bageti3Fransız köy bageti benim için ekmeklerin kralı sayılır! Fransa’da okuduğum dönem kampüste bir yurtta kalıyordum ve orada maalesef güzel bir baget bulamıyordum. Ekmeğin bu kadar baş tacı edildiği ve muhteşem yapıldığı bir ülkede bundan mahrum kalmamak için ben de tramvaya atlayıp şehre ekmek almaya gidiyordum. Bu ekmeğin kabuğu sert ve pişkin olur. İçinde büyük delikler vardır ve oldukça yoğun bir ekmek tadı verir. Bu ekmek yapıldığında, ana yemek sofrada gölgede kalabilir. Bu nedenle bu ekmekten nefis bir sandviç yapıp, onu hak ettiği gibi baş köşeye çıkarmakta fayda vardır.

Read more… →

Ekolojik Ürün ve Ekolojik Pazar üzerine biraz kafa yormaya ne dersiniz?

İtiraf etmeliyim ki daha önceleri ekolojik ürünlerin ve pazarların varlığından haberdar olmama rağmen kendilerine pek ilgi göstermiyordum. Ekolojik ürün üretmenin çok zor olduğunu ve ülkemizdeki denetim eksikliği nedeniyle de “ekolojik” ürün adı altında pazarlanan ürünlerin hepsinin %100 ekolojik olamayacağını düşünüyordum. Ama bu şüphemin üzerine gitmek ve %100 ekolojik olan ürünleri araştırıp bulmak gibi bir hedefim olmamıştı. İşte tam da bu nedenle benim daha önceleri yaptığım gibi bu konuya kafa yormaktan kaçan insanların ekolojik tarım ve ekolojik pazar üzerine kafa yormalarını sağlamak için yazıyorum bu yazıyı.

Read more… →

Mis kokulu ekmekler için “ekşi maya” yapımı

Ekşi maya ile hazırlanan ekmekler bir zamanlar en temel ekmek iken artık günümüzde gurme ekmek kategorisinde yer alıyor ve lüks tüketimin bir parçası olarak kabul ediliyor. Nedeni ise hızlı tüketimi karşılamak isteyen hızlı üretim mekanizması. Hazır maya ile mayalanan ekmek hamuru 1-2 saat içerisinde pişirmek için hazır hale gelirken, ekşi maya ile mayalanan bir ekmek hamurunun en az 6-7 saat hatta bazen 24 saat bekletilmesi gerekiyor. Ve tabi ekşi mayanın hazırlanması ve saklanması da ayrıca bir emek istiyor. Saklanması için hiç bir emek gerektirmeyen hazır maya, her daim kullanıma hazır olduğundan ekşi mayanın hükümdarlığını günümüz şartları için ortadan kaldırıyor. Hazır mayanın düşük maliyetinin karşısında uzun zaman ve ilgi isteyen ekşi maya ise gurme ekmekler kategorisine geçmek zorunda kalıyor.

Read more… →