Category Archives: İstanbul

Yazdan Kalma Kış Günlerinde Ada Keyfi ve Aya Yorgi Tepesi


Ada9

Artık mevsimleri çok değişken yaşadığımız için Şubat ayında 24 derece sıcaklığı bile gördüğümüz günler oluyor. Ve tabi bu günler bir de hafta sonuna denk geldiğinde çocuksu bir sevinçle sokaklara atılmak istiyor insan. İşte böyle günler için Adalar’ı ziyaret etmek bence en güzel seçeneklerden biri. İstanbul’da yaşayıp yazın adaya gitmenin işkence olduğunu fark edenler için ise bugünlerde adada sakin bir gezi yapmak paha biçilemez sanırım.

Şehir hatları seferlerinin azaltılması ile birlikte mülteci teknesi gibi dolup taşan teknelerde balık istifi şeklinde adaya gitmek bana keyif vermiyor. Çünkü adaya gitmenin en güzel yanlarından biri de gidiş yoludur. Şehir hatlarının üç katlı vapurunun terasında güneş gözlerinizi kamaştırırken püfür püfür rüzgarı teninizde hissetmek ve vapuru takip eden martıları izleyerek ve geride bırakarak İstanbul’u, adaya doğru yol almak çok keyiflidir.

Istanbul 24

Yaz aylarında adım atmakta zorlandığınız ada meydanında güneşli bir kış günü gönlünüzce yürüyebilirsiniz. Biz bu geziyi tamamen Aya Yorgi tepesine çıkmak üzere planladığımızdan meydanda hiç vakit kaybetmeden büyük tur üzerinden yürüyerek Aya Yorgi meydanına çıkıyoruz. Büyük turu bisiklet ile de yapabilirsiniz ama Aya Yorgi yokuşunu bisikletle çıkmak mümkün olmadığından yokuşun başında park etmeniz gerekecektir. Aya Yorgi tepesine çıkış zor, evet kabul ediyorum ama çıkıldığında tüm yorgunluğu unutup sonsuz bir manzara ve huzur içine dalıyor insan.

Ada1

1751 yılında inşa edilmiş olan Aya Yorgi Manastırı, Ortodoks kilisesinin otoritesi sayılan Başpiskoposluğun Türkiye’de kabul ettiği manastır olma özelliğini taşıyor. Manastır binası ve aynı tarihte inşa edilen bir şapelin yanı sıra 1905 yılında inşa edilen Aya Yorgi Klisesi de aynı alanda bulunuyor. Bu klisenin çok önemli ve bilinen bir özelliği var: Her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül tarihlerinde, Aya Yorgi Kilisesi’nde Ortodoks cemaatinin hac ritüeli gerçekleştiriliyor. Dünyanın dört bir yanından Hıristiyanları bir araya getiren bu ayinde, kısmet açacağı inancıyla insanlar ellerindeki makaraları aça aça tırmanıyorlar zorlu Aya Yorgi yokuşundan. Eğer ipler kopmadan kiliseye ulaşıp bir de mum yakabilirlerse, dileklerin gerçekleşeceğine inanıyorlar. Aynı zamanda yol boyunca yer alan ağaçların dallarına bez parçaları bağlayarak dilek tutuyorlar. Ayini tamamlamak için iki şart olduğu söylenir; biri çıplak ayakla yürümek, diğeri ise hiç konuşmamak. Hristiyanlıkta Meryem Ana Evi’nin ziyareti haç, Aya Yorgi ritüelini gerçekleştirmek ise yarı hac olarak kabul ediliyormuş.

 Ada5

Biz bu tür ritüellere hiç girmeden sadece manzaranın keyfini çıkarıp, yer yer dinlenerek tepeye varıyoruz. Arada bir bez parçalarının ve iplerin renklendirdiği ağaçları inceleyip ne dilekler var acaba bu ağaçta diye düşünmeden de edemiyoruz tabi.

Klisenin hemen yanında yer alan Yücetepe Kır Gazinosu ise aslında asıl varış noktamız. Yani tepe hep Aya Yorgi Klisesi ile anılıyor ve hatta bu işletme sanki onun bahçesi gibi geliyor insana ama burada 1978 yılında açılmış bir kır gazinosu var. Büyük Ada’nın en yüksek tepesinde, bir yanında manastır ve klisenin manevi varlığı, diğer yanında sonsuz bir manzaraya açılan bir uçurum ile bambaşka bir mekanda buluyoruz kendimizi. Kış aylarının sessiz güzelliği ise fotoğrafta hissediliyor.

Ada6

Bir kır gazinosunda yemek kalitesini veya servis kalitesini ölçmek biraz gereksiz kalıyor bana göre. Hele böyle eşsiz bir mekanı yemek ve servis ile değerlendirmek çok yanlış olur. Burada bana göre bu işletmenin devamlılığını sürdürmesidir takdir edilmesi gereken. Hac yolculuğu sayılacak kadar zor bir yokuşu her gün tırmanıp, böyle bir tepede misafirlerini beklemenin güzelliğidir ölçülmesi gereken. Aşağıda görünen bu masada soğuk bir kış günü sıcak bir çay içmek ya da sıcak bir yaz günü soğuk bir bira içmek beş yıldızlı yemeklere eşdeğer sayılabilir.

Ayayorgi1

Aya Yorgi tepesine çıkıp bu manzaranın keyfini çıkarmanın tam zamanlarını yaşıyoruz bu günlerde…

Yücetepe Kır Gazinosu hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler burayı tıklayabilir.

İstanbul’un Cennet Bahçeleri: Çubuklu Korusu ve Hidiv Kasrı


cubuklu kasri 1

İstanbul, onu uzaktan tanıyanlara veya derinlerine dalamayanlara, ona sevgi ile bakmayanlara hep yorucu, hep kaçılası gelir. Oysa İstanbul’a aşık olanlar onun her halinde bir güzellik bulurlar ya da her güzel halini arayıp bulurlar. Bir hafta sonu, sabahın erken bir saatinde, çoğunluk uykudayken henüz, yollara düşüp İstanbul’un cennet bahçelerinden birine gidip, ağaç kokusunu içine çekerek yürümediysen, ağaçların arasından boğaz manzarası göründüğünde heyecanlanmadıysan eğer, henüz İstanbul’un görmediğin güzellikleri olduğunu bilmelisin.

cubuklu korusu 3

İşte bu güzelliklerden biri, Çubuklu Korusu, Beykoz ilçesi sınırlarında, Paşabahçe ve Kanlıca semtleri ile komşu, boğaza nazır bir güzellik. Korunun bilinen tarihi 1700’lere kadar dayanıyor ama açıkçası pek fazla da bilgi yok bundan başka. Şuan ne kadarlık bir alanı kapladığını, içinde hangi bitki ve ağaç türlerini barındırdığını maalesef bulamadım ama araştırmaya devam edeceğim.

cubuklu korusu 2

Korunun içinde 1907 yılında mısırın son valisi (hidiv) Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan bir mimara yaptırılan küçük bir saray var yani bilinen ismiyle Hidiv Kasrı. Binanın mimari özelliği dönemin Avrupa mimarisini yansıtıyor, art nouveau tarzında. Mimarın daha çok Rönesans döneminin İtalyan villarından ve neo klasik Osmanlı mimarisinden etkilenerek dizayn ettiğini söyleniyor.

Hidiv Kasrı 1

Hidiv Kasrının girişinden itibaren büyük bir gül bahçesi ve bir çeşmenin süslediği avludan binaya ulaşılıyor. Hatta İstanbul’un lale döneminde en güzel lalerin olduğu bahçelerden biri oluyor burası. Sarayın bir başka özelliği ise oldukça yüksek bir kuleye sahip olması. Sarayın içi de yine incelenmesi gereken detaylar, odalar ve süslemelerle kaplı.

cubuklu korusu 5

Giriş noktasından Mermer salona bir kaç basamakla inilir. Sağ taraftaki duvarda, tavana kadar anıtsal bir çeşme yer almaktadır. Mozaiklerle süslü bu çeşmenin zemine yakın kısmı, mermer bir tekneyle süslenmiştir. Tekneye, Art Nouveau stilinin sevdiği figürlerden, bir kurbağa, su akıtır. Merdivenlerin karşısı ise, boydan boya demir çerçeveli camdır ve oradan, bina yanındaki, etrafımıza çamlarıyla çevrili, geniş iç bahçeye geçilir. Mermer salondaki tüm mermer sütunlar özel cilalanmış, sütunların içlerine ve salonun tavanlarına Türkiye’de ilk defa olmak üzere, yuvarlak çiçek globu şeklinde, pembe-beyaz-yeşil karışımı avizeler yaptırılmış, yandığı zaman, bu bahçe tipindeki salona uyan renkleri ile “bir peri sarayı ” görünümü vermesi sağlanmıştır. (Bu paragraf hidivkasri.com sitesinden alınmıştır)

Hidiv Kasrı 2

Hidiv Kasrı, pazar günleri sunduğu açık büfe kahvaltı, düğün ve organizasyonları ile oldukça fazla ilgi görmekte. Diğer zamanlarda ise beltur işletmesi olan restoranı ile günün her saati ziyaret edilebilir ama İstanbul’un güneşli bir hafta sonunda nasıl da kalabalık olduğundan şikayetçiyseniz sabah erkenden, henüz kahvaltı servisi başlamadan orayı varmaya çalışın ve kahvaltı saatine kadar sakin bir yürüyüş yolunun keyfini çıkarın.

cubuklu korusu 4

Kısa bir yürüyüş parkuru var aslında korunun, yani küçük bir kısmına kurulmuş parkur ama yürürken  yer yer korunun içine dalıyor, yer yer boğaz manzarasını izliyorsunuz. Etrafınız böyle bir güzellikle sarılı olunca doğal olarak mutlu oluyorsunuz tabi…

cubuklu korusu 6

Hidiv Kasrı 3

 

İstanbul’a Instagram ile bir başka bakıyoruz artık: Vapurdan İstanbul

Istanbul 2İstanbul bir masal, İstanbul bir aşk…

“İstanbul sana hep ihanet eder ama sen onu hep seversin” demişti bir kitapta, bir karakter…

İstanbul,bir cennet… Sıradan bir günde, ulaşım amacıyla bindiğin vapurda bu manzarayı izleyerek yol almak, bence bir mucize… 04 Şubat 2012 Kadıköy-Beşiktaş Vapuru

Istanbul 1

Ve sıradan bir vapur aktivitesi, martılara simit atan bir adam ve arkasında masalsı bir manzara.

04 Şubat 2012 Kadıköy-Beşiktaş Vapuru

Istanbul 3

04 Şubat 2012 Karaköy-Kadıköy Vapuru

Istanbul 4

Bir sabah Haydarpaşa İskelesinde… 05 Şubat 2012

Istanbul 10

Bir akşam üstü, gün batımının en güzel anında bir ada vapuru… 10 Ağustos 2012

Istanbul 17

Kadıköy’den yola çıkmış, tarihi yarımadaya doğru ilerleyen Kadıköy-eminönü vapuru… 17 Temmuz 2013

Istanbul 18

Yaklaşan yarımadanın güzelliğine bir de gün batımının güzelliği eklenmiş…. 17 Temmuz 2013 Kadıköy-Eminönü Vapuru

Istanbul 19

Topkapı, Sultan Ahmet ve Ayasofya boğazı izlerken… 17 Temmuz 2013 Kadıköy-Eminönü Vapuru

Istanbul 21

Galata Kulesi’ne de selam vermeden vapurdan inilmez… 17 Temmuz 2013 Kadıköy-Eminönü Vapuru

Istanbul 20

Vapurdan inme zamanı gelmiş çatmış ama gün batımı bu kadar güzelken bırakılır mı bu vapur… 17 Temmuz 2013 Kadıköy-Eminönü Vapuru

Istanbul 23

Heybeliada’dan İstanbul’a giden vapur, buradan daha bir güzel sanki… 8 Ağustos 2013 Heybeliada

Istanbul 26

Adalar’dan Bostancı İskelesi’ne gelen bir vapur… Haziran 2011

Istanbul 24

Bostancı İskelesi’nden uzaklaşan vapur… Nisan 2013

Istanbul 25

Başına gelenlere üzülmüş, sessiz ve büyüleci Haydarpaşa… Kasım 2011 Kadıköy-Karaköy Vapuru

İstanbul’un güzelliği anlatmakla bitmez ama en güzel fotoğraflar anlatır bu güzelliği, seriye devam edeceğim….

EPP

İstanbul’da bir italyan pizza tadı: Bafetto

bafetto 11İtalyan pizza lezzetini bir kez aldıktan sonra ne mümkündür artık zincir mağazaların pizzalarını yemek ya da italyan pizzası yaptığını sanan yerlerde yemek. Güzel tadı ayırt ekmek sanırım istemdışı ve kolay bir reaksiyonu insanın. Ama bunun için ölçüt her zaman kendinin en güzelidir ya da kendinin ulaşabildiği en güzelidir. Bu yüzdendir işte tüm bu tat arayışı.

Artık İstanbul’da Anadolu yakasının da başarılı bir pizzacısı var: Bafetto, Bağdat Caddesinde ve şubeler açarak ilerlemeyi planlıyor. (Yapı Kredi İkramiye Blokları 361/a Şaşkınbakkal, Istanbul)

Pizza için değerlendirmem 10 üzerinden 9!

bafetto 33

Hamurunu sadece biraz kalınlaştırma imkanları olsaydı 10 olacaktı aslında ama teknik olarak mümkün olmadığını özel olarak işletme yöneticisi açıkladı. Hamur o kadar lezzetliydi ki biraz kalın olsa tüm pizzayı silip süpürebilirdim. Ben biraz daha güney İtalya usulü, orta kalınlıkta seviyorum pizzayı, nedeni de hamuru çok seviyor olmam.

Pizza çeşitleri oldukça fazla ve fiyatlar da uygun. Rokalı görünen pizzanın adı da “roka” ve üzerinde Tire lor peyniri, çeri domates ve roka var. Diğer pizza ise “saso”; kurutulmuş domates, karamelize soğan ve sarımsak var. Bunlar ilk denemeler, daha denemek istediğim çeşitler var.

bafetto 22

Pizzaya bayılmış olmama rağmen mekanın işletmecilerini biraz eksik bulduğumu söylemek zorundayım. İçeri girdiğimde karşılayan olmadı, yan bahçeye çıktım oturdum yine kimse gelmedi yanıma. Tekrar içeri girdim oturdum, yine gelen olmadı. Yaklaşık 15 dk sonra artık seslendim menü istemek için. Belki de ilk işletme denemelerinin acemiliği olabilir çünkü bir kez ilgilenmeye başladıklarında gayet hoş davrandılar. Hatta pizzanın masamıza gelmesi siparişin ardından 10 dk sürdü, bu da müthiş bir hız. Pizzanın ince olması daha çabuk soğumasına neden olduğundan tavsiyem, kalabalık gidildiğinde pizzaları teker teker söylemektir. Böyleyece birini çok soğumadan bitirebilir ve hemen ardından başka bir sıcak pizzaya geçebilirsiniz.

Afiyet olsun şimdiden….

Lezzetli Ekmekler Serisi: Ciabatta Rolls ve Fenerbahçe Parkında Piknik Kahvaltı

Ciabatta Rolls3

Ciabatta (okunuşu:çapata) ekmeği İtalya’nın kuzeyinden, Veneto Bölgesi’nden yayılmış dünyaya. İtalyanların diğer tariflerinde olduğu gibi, bu tarifin de bölgelerde değiştiği görülüyor. En önemli özelliği dışının sert ve kalın olması, içinin ise gözenekli ve yoğun olması. Klasik bir ekmekten farkı ise zeytinyağı ilave ediliyor olması ve hamurunun kıvamı. Bu tarif Ciabatta Rolls için sonradan oluşturulan, orjinal ciabattadan farklı olan bir tarif.

Malzemeler: (10 adet)

  • 300 gr poolish maya *
  • 300 gr beyaz un
  • 125 ml su
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı tuz

*Poolish Maya (Fransız usulü ön maya)

  • 150 gr un
  • 150 ml su
  • 2 tutam instant maya

Ciabatta Rolls1

Poolish Maya Yapımı:

Önce poolish maya hazırlanır. Bu mayanın özelliği, adından da anlaşılacağı üzere önceden mayalanması ve hamura dahil edilmesidir. En az 3-4 saat mayalanması gerekir. Sonrasında buzdolabında 2 güne kadar saklayabilirsiniz ve yapacağınız ekmeklere ilave edebilirsiniz. Bu maya Fransız ekmeklerinde sıkça kullanılmaktadır.

  1. Tüm malzemeyi bir çırpma kabında karıştırın.
  2. Karışımın kıvamı oldukça akışkan olmalı.
  3. Üzerini örterek 3-4 saat mayalanmaya bırakın.
  4. Bu özlçüler ile 300 gr maya elde ediliyor. Birebir oran kullanarak istediğiniz miktarda maya hazırlayabilirsiniz.

Ekmek Yapımı:

  1. Un hariç tüm malzemeyi tel çırpıcı yardımıyla karıştırın.
  2. Unu ekleyip yoğurun.
  3. Yumuşak ama ele çok yapışmayacak bir kıvamda olması gerekiyor.
  4. İçini yağladığınız bir kaba alarak üzerini örtün ve 1-2 saat mayalanmaya bırakın.
  5. Mutfak tezgahının çalıştığınız alanını bolca unlayın ve hamuru üzerine alarak, un üzerinde çevirerek una bulanmasını sağlayın.
  6. Una bulanan hamuru hiç yoğurmadan eşit parçalara ayırın.
  7. Herbir parçayı kenarlarından içeriye doğru kıvırarak bir yuvarlak oluşturun.
  8. Fırın tepsininin tabanına mısır unu serpin ve ekmekleri bunun üzerine koyun.
  9. Üzerlerine biraz un serpiştirebilirsiniz.
  10. Şekil verdikten sonra 30 dk mayalanmasını bekleyin ve sonra 220 C fırında 20 dk pişirin.
  11. İçinin piştiğinden emin olmak için kürdan batırabilirsiniz.
  12. Fırından çıkardıktan sonra üzerini bir mutfak beziyle örtün ve soğumaya bırakın.

Ciabatta Rolls2

Evde ekmek yapıyor olmanın tek dezavantajı ekmeği daha fazla tüketiyor olmak. Şimdi böyle güzel bir ekmek sıcak sıcak fırından çıktığında içine birşeyler koyup yemek için sabırsızlanıyor insan. Daha önce favori sandvicim olan isli sandviçin tarifini vermiştim (buradan ulaşabilirsiniz), şimdi daha hafif, kahvaltılık bir sandviç tarifi vereceğim.

Cafelontano Kahvaltılık Sandviç

  • 1 adet ciabatta roll ekmek ya da baget ekmek ya da başka bir sandviç ekmeği
  • 50 gr dil peyniri
  • 1/2 kırmızı biber
  • 3-4 yaprak roka
  • 1 tatlı kaşığı mayonez ve tereyağı
  1. Ekmeği ikiye kesin ve bir katının iç kısmına mayonezi, diğer katın iç kısmına da tereyağını bıçak ile sürün.
  2. Tabanın üzerine dil peynirini koyun.
  3. Üzerine dilimlediğiniz taze kırmızı biberleri yerleştirin.
  4. Üzerine rokaları hafifçe dışarı taşacak şekilde yerleştirin.
  5. Ekmeğin diğer yarısını kapatın, sandviçiniz hazır.

Ciabatta Rolls4

Bir pazar sabahı bu sandviçleri yanına alıp Fenerbahçe Parkı’nda denizi, adaları ve vapurları izleyerek kahvaltı yapabilir insan. Denize nazır masalardan birine oturabilir ya da masalar ile deniz arasında kalan alana güzel bir piknik örtüsü (fotoğraftaki gibi mesela) serip nefis bir kahvlatı yapabilirsin. Tek ihtiyacın pratik yiyeceğin bir şeyler ve bir örtü. Çaydan vazgeçemeyenler ise baheçede yeralan şadırvanlardan oluşturulmuş satış noktalarından çayını alabilir ve piknik alanına getirebilir. Kahvaltıdan sonraki en önemli ihtiyaç ise gazete ve dergidir, ya da kitap. O nedenle açken sadece yemeğe odaklanıp bunları unutma piknik kahvaltısı öncesi.

Fenerbahçe Parkı 2

Fenerbahçe Parkı hakkında önemli bir bilgi de paylaşmak istiyorum aynı zamanda. Parkın işletmesi Turing adında bir firma tarafından yapılıyordu hatta Turing’in sahibi Çelik Gülersoy, parkı bakımsızlıktan kurtarmış ve bu muhteşem halini almasını sağlamıştı. (Daha ayrıntılı bilgi, parkın tarihi ve önceki fotoğrafları için Fenerbahçe Parkı’nı anlattığım bu yazıya bakabilirsin). Parkın işletmesi kısa zaman önce Kadıköy Belediyesi’ne devredilmiş. Geçen hafta piknik kahvaltımızı yapmak üzere gittiğimizde, daha parka girer girmez bir değişiklik olduğunu anladım. Çöpler dolmuş ve yerlere taşmış durumdaydı. Orta alanda yeralan çiçeklerden eser kalmamıştı. Piknik yaptığımız o tarihi demir masalar gitmiş yerine ormanlarda yeralan ahşap, masa ve bankın birleşik olduğu oturma grupları gelmişti. Yönetimin değiştiği çok belliydi, ben de çalışanlardan birine sordum ve belediyeye devredildiğini öğrendim. Ve pek tabi, parkın bu haline çok üzüldüm.

Fenerbahçe Parkı 1

Tabi bir de Fenerbahçe Parkı için hükümetin muhteşem AVM ve otel projesi varmış. Bunu da o gün, orada okuduğum gazetede gördüm ve üzüntüm iyice arttı. Ertesi gün Kadıköy Belediyesi Parklar ve Bahçeler Müdürlüğüne mail yazdım ve benim gördüklerimi onların görüp görmediğini sordum. Parkın bu hali için açıklama istedim. Üç gün sonra gelen cevap ise hiç tatmin edici olmadı. Parkın çiçeklendirmesini önceden de onlar yapıyormuş. Şimdi de gerekli düzenlemeyi yapmışlar. Tabi cevaplarak bunun hiç yeterli bir cevap olmadığını söyledim ve daha gerçekçi bir açıklama istedim. Bir de belediye başkakına yazmayı düşünüyorum veya facebook sayfalarından ulaşmayı. Böyle güzel bir parkın işletmelerin eksiklikleri yüzünden bakımsız ve harap bir hal almasına izin veremeyiz. Doğa hepimizin yaşabilmesi için yaşamalı.

Fenerbahçe Parkı 3

Heybeliada’nın Lezzeti; Heyamola Restaurant

Heyamola 1

Bir adaya gidiyor olmak hissiyatıyla başlar önce mutluluk. Sonra kısa süreli bir vapura yetişme telaşı ve ardından vapurun terasında yer bulma heyecanı. Ve sonra başlar bir ada yolculuğu, denizin dalgası, martının sesi, güneşin gülümsemesi ile birlikte. Hele bir de gün batımına yakınsa vapur saati, unutturur insana dünyanın geri kalanını.

Heyamola 2

Bir iş çıkışı akşamında bile 30 dakikalık muhteşem bir yolculukla varabilirsin Heybeliada’ya Bostancı’dan. Sonra girersin başka bir aleme, unutursun İstanbul’u, ta ki geri dönüş vapurunun siren sesini duyana kadar. Sadece ada yolculuğu ve bu güzel restaurant için, e bir de ada dondurmacısından dondurma yemek için bile gidebilirsin Heybeliada’ya.

Heyamola 3

Heybeliada’da Heyamola Restaurant, iskeleden iner inmez insanı çağırıyor; çiçekler, asılı duran kabaklar, kareli örtüler, renkli sandalyeler insanı içine çekiyor. Ve tabi yemeklerin de tadını almaya başlayınca, iyi gelmişim diyor insan, sonra masada oy birliğiyle kabul ediliyor bu söz.

Heyamola 4

Soğuk mezelerle başlanıyor; patlıcan salatası anında tükeniyor ve yenisi isteniyor, borani ayrı güzel, uskumru ayrı güzel. Çoban salata ve roka salata teşrif edince kızarmış ekmeklerin tüketimi birden artıyor.

Heyamola 5

Ara sıcaklardan fırında ahtapotu öneriyor aşçımız ama masada ahtapot sevenler azınlıkta kalıyor. Kızarmış mezgit geliyor ve çıtır çıtır tüketiliyor.

Heyamola 6

Finali yapan iskorpit güveç ise hayranlığı iyice arttırıyor. Meyve ile serinleyen mideler, kahve ve likörle hazmetmeye çalışıyor tüm bu lezzetleri. Ve pek tabi, dönüş yolunda herkesin yüzünde bir gülümseme bırakıyor Heyamola ve lezzetleri…

İlk fotoğraf sergime çeyrek kala…

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

Haydarpaşa Tren İstasyonu’nda ilk çektiğim fotoğraflarla birlikte yayınladığım yazı çok uzaklardan, başka bir kıtadan bir gazetecinin dikkatini çekmişti. Öyle ki uzaklardaki bu gazeteci, Michael Werbowski, buradan yapamadığımız bir şeyi yapmaya girişmiş, Haydarpaşa binasının otele dönüştürülmesini engellemek için bir projeye başlamıştı. Fotoğraflarımı bu projede kullanmak üzere benden izin talep etmişti. Ben de seve seve fotoğraflarımı ona göndermiş, bu projenin bir parçası olmaktan çok mutlu olmuştum.

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

 Ve günden güne proje büyüdü, İstanbul’a doğru geldi. Burada Haydarpaşa’nın otele dönüşme projesine karşı olup, onu sanat merkezi haline getirmek için proje geliştiren iki mimar, Seda Kıyan ve Mete Kıyan, ile birlikte büyümeye devam ediyor. Ve kamuoyunda Haydarpaşa’yı korumak için oluşturmaya çalıştıkları etkiyi bir sanat sergisi ile pekiştirmek istiyorlar. Serginin Haydarpaşa içerisinde olması ve yıkımına dikkati çekmek için geçirdiği yangının yıldönüme denk gelen 28 Kasım’da olması planlanıyor. Tabi izin verecek olan kurumlardaki değişimler, aşırı bürokrasi ve belki de projenin muhalifliği nedeniyle izin halen çıkmadı. Dolayısıyla serginin içeriği, süresi de belirlenemedi. Daha önceki fotoğraflarım ve bu yazıdaki fotoğraflarım ve hatta başka fotoğraflarımla ben, serginin yeri, zamanı, süresi ne olursa seve seve bu sergide yer alacağım.

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

 Haydarpaşa’nın özelleştirme idaresine devrini izleyecek olan otel projesi önceki açıklamalara göre Nisan ayında başlayacaktı. Ama ne proje ile ilgili, ne de Haydarpaşa’nın geleceği ile ilgili o tarihten sonra yapılan bir açıklama yok. Son çekime gittiğimde güvenlik görevlileriyle konuşmaya çalıştım. Yılbaşına kadar banliyö trenlerinin devam edeceğini ama sonrasında ne olacağını onların da bilmediğini öğrenebildim sadece.

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

 Umarım muhalif seslerin çokluğu bu düşünülen projenin gelişimini durdurmuştur. Metro ve Marmaray projeleri nedeniyle istasyonun işlevini yitireceğini iddia ederek onu otel yapmak isteyenler aslında banliyö trenlerinin bahsettikleri güzergahlara paralel giden ve hiç bir zaman değerini kaybetmeyecek bir güzergah olduğunun farkına varmışlardır. Öyle ki, bir gün işlevini yitirse dahi, bu asırlık, tarih dolu, anı dolu, muhteşem mimariye sahip binayı otel yapıp ticarete sokarak tüm güzelliğini yok etmek olmamalı geliştirilen proje.

Elif Perçin Poyraz Haydarpaşa fotoğrafları

 Bu tarihe, bu güzel mirasa sahip çıkmak ve onu layıkıyla yaşatmak için elinizden gelebilecek en küçük şey bile büyük bir değer yaratabilir, farkındalık yaratabilir. Ben ilk yazımı yazdığımda, “Keşke Haydarpaşa için bu yazıdan daha fazlasını yapabilsem” demiştim ve tahmin etmediğim yerlere giden bir sürece girdim. İnanıyorum ki bu sergi ile, ve diğer çalışmalarla yaratılan farkındalık Haydarpaşa’yı kurtaracak. Ve yine her vapur keyfinde onu hayranlıkla izliyor olacağız.

Diğer yazım ve fotoğraflar için tıklayınız.

Kalpazankaya’da gün batımı

Burgazada'da Kalpazankaya restaurantta balık keyfiDoğanın bize sunduğu güzelliklerden biri gün batımı. Hele bir de güzel bir sofraya kurulmuş, dostlarınızla sohbetteyseniz, fonda güzel bir müzik, yüzünüzde de bir gülümse varsa günbatımının hakkını veriyorsunuz demektir. Hava bedava, su bedava der ya Orhan Veli, işte o kadar kolay aslında mutlu olmak, sadece nereye bakacağınızı bilmeniz yeterli.

Burgazada, Kalpazankaya'ya tekne ile giderken

Kalpazankaya, Burgazada’nın arka tarafında, ormanın içine saklanmış özel bir hazine. Karadan ulaşmak için Burgazada iskelesinden yarım saat yürümek gerekiyor ya da faytonla 15 dakikalık bir gezi sonrası varılıyor. En güzel ulaşım yöntemi ise özel teknelerle Kalpazankaya’ya ait iskeleye yanaşmak ve restaurantın özel hizmeti olan bota binerek iskeleye çıkmak. Yukarıda sadece 1 karesi olan güzel bir tekne yolculuğu sonrası biz de bu güzel hizmetten yararlandık.

Kalpazankaya iskelesinden gün batımı, burgazada, istanbul

İskeleden yukarı çıkarken arkamızda bıraktığımız manzara buydu… Söze gerek bırakmayan bir görüntü.

Kalpazankaya ismi, Bizans döneminde yukarda görülen kayalığın içinde kalıp para basılıyor olmasından geliyormuş. Mekan daha önceleri rum sahibi tarafından kır kahvesi olarak işletiliyormuş. 1959 yılında bugünkü işletmecisinin dedesi tarafından devralınmış. O dönem patika bir yol ile adaya bağlanabiliyormuş sadece.

Kalpazankaya restaurantın denizden görünümü

Kalpazankaya’nın denizden görünümü.

İlk zamanlar menüde sadece tandır kebap, şiş kebap, köfte, rakı, bira ve ev yapımı şarap varmış. Saklama, pişirme ve ulaştırma imkanları çok sınırlıymış o dönemde. 70’li yıllarda hippilerin gözde mekanı olmuş, restaurantın bulunduğu alanda kamp kurarlarmış. 78 yılında baba Bucak işletmeyi devraldığında bugünkü restaurantın hatlarını oluşturmuş. Daha çok imkana sahip olan torun Bucak menüyü zenginleştirmiş. Şimdi daha çok balık menüsüyle dikkat çeken bir yer olmuş.

Kalpazankaya restaurantta mezelerden oluşan bir tabak

Mezeleri fotoğraflamak mümkün oldu ama maalesef o çıtır, tazecik, denizden yeni çıkmış istavritleri fotoğraflayamadım çünkü ışık çok zayıftı ve balıklar da çok davetkardı. Mezelerde 1 numaram uskumru oldu, ikinci sırayı şakşuka aldı, üçüncü ise deniz börülcesiydi.

Kalpazankaya'da mezeler birbirinden lezzetli

Böylece Kalpazankaya’da tam bir görsel şölen eşliğinde bir sürü lezzeti tattık. İstanbul’a sırtını dönen bu yalnız  mekanda, İstanbul’dan çok uzaklarda olduğumuz hissine kapılıp hayatın tadını çıkardık.

Gidecek olan herkese şimdiden afiyet olsun…

EPP

İstanbul’un yalnız ve sessiz güzelliği: Haydarpaşa Garı

Yeşilçam filmlerinin unutulmaz sahnelerinden biridir; başrol oyuncusu Haydarpaşa Garının kapısından çıkar ve İstanbul’a şöyle bir bakar. Hatta klişe olan bir replik vardır bu filmlerden kalan. Elinde tahta valizi ve içinde umutlarıyla Anadolu’dan gelen genç, Haydarpaşa Garının merdivenlerinden İstanbul’a seslenir: Seni yeneceğim İstanbul!

Yani Haydarpaşa İstanbul’u simgeler. Kadıköy-Karaköy veya Eminönü veya Kadıköy-Beşiktaş vapuruna binip de Haydarpaşayı seyre dalmayan bir kişi bile yoktur eminim. Mimari güzelliğinin içine saklanan tarihi, boğazda olduğunuzu hissettiren konumu, çatısındaki koca saati ile hayran bırakır görenleri. Şahsen, her Kadıköy vapurunda uzun uzun izlerim onu, yaklaştıkça heyecanlanırım, her görüşümde fotoğrafını çekmek isterim. Onlarca, birbirinin nerdeyse aynı görünen ama aslında her seferinde farklı hisleri barındıran Haydarpaşa Garı fotoğrafım vardır.

Son zamanlarda daha uzun uzun bakmaya başladım binaya çünkü yakında çok büyük bir değişime uğrayacak. Tarih yok olacak. Bu nedenle uzun uzun bakmak ve bu görüntünün keyfini çıkarmak istiyorum. Değişimden sonra oluşacak görüntü İstiklal Caddesi’ndeki Demirören alışveriş merkezinin rezilliğine benzeyecek diye korkuyorum. Evet, mart ayı sonunda tamamen kapatılacak olan gar binası iki senelik bir tadilata girecek ve çıktığında tüketim çağına yakışan pırıl pırıl, tüm tarihi dokusundan yoksun, kalabalık, ruhsuz bir yapı olacak. Bu işin en kötü tarafı ise bir tarihin yok olduğuna şahit olmak ve bunu bile bile bir şey yapamamak. Ben de elimden gelen şeyleri yapabildim sadece, tarihini kaybetmeden bolca fotoğrafını çektim. Kendimi rayların arasına atacak kadar içten bir çekimle birbirinden anlamlı fotoğraflar elde ettim. Ve bir de bu yazı. Ne yazık ki yapabildiğim budur. Daha fazlasını yapabiliyor olmayı çok isterdim. Haydarpaşayı bu rant çılgınlarının elinden kurtarmak isterdim. Bu yalnız ve sessiz binanın hep öyle kalmasını isterdim.

Hakkında en ayrıntılı bilgileri ingilizce kaynaklarda bulabildiğim yurdumun en güzel yapısı, Haydarpaşa Garı 1872 yılında faaliyete geçmiş. İstanbul’un ekonomik önemine rağmen bir tren yoluna sahip olmamasına müdahale eden Sultan Abdulaziz tez zamanda bir tren yolu inşaa edile diye buyurmuş. İlk etapta İstanbul-İzmit hattı yapılmış. 1888 sonrası Anadolu seferleri başlamış. 1906 yılında varolan gar binasının yetersiz kalması nedeniyle II. Abdülhamit yeni ve büyük bir binanın yapılmasını istemiş. Otto Ritter ve Helmuth Cuno adlı iki alman mimarın projesi kabul edilerek inşaat başlamış. İnşaat için Alman mimarlar ve mühendisler, İtalyan taş ustaları ve Türk işçiler çalışmış. Bina 1908 yılında açılmış.

Garın bulunduğu bölgeye hizmetlerinden dolayı, III. Selim döneminin paşalarından Haydarpaşa’nın ismi verildiğinden, yapılan gara ve binaya da Haydarpaşa ismi verilmiş. Bir neoklasik mimari örneği olan bina her biri 21 mt uzunluğunda olan 1100 adet kazık üzerine kurulmuş. I. dünya savaşında İngilizler Haydarpaşa garını ele geçirmişler. 1923 yılında kurulan Türk Cumhuriyeti’nin ardından ancak 1927 yılında garın işletmesi Türkiye cumhuriyetine geçmiştir. Bu dönem içerisinde, 1917’de gerçekleşen bir sabotaj ile savaş malzemelerinin depolandığı garda patlama olmuş ve bina çok büyük hasar görmüştür. Yine 1979 yılında Haydarpaşa açıklarında gerçekleşen bir gemi kazası neticesinde gar binası hasar almıştır. Yenilenen binanın, en son kasım 2010’da tadilat çalışmaları sırasında dikkatsizlik nedeniyle çatısında yangın çıkmıştı. Televizyonlarda saatlerce canlı yayın yapıldığından aklımızda kalan bu yangın sahnesi aslında bu gelen yeni planının bir habercisiymiş aslında. Çünkü yangından sonra bir yenileme çalışması olmadı binada, çatının sadece ön duvarı vardı ve arkasında koca bir boşluk oluştu.

Haydarpaşa garı dünya çapında bazı çalışmaların da içinde yer almış bir zamanlar. 2009 yılında bir parfüm reklamı olarak çekilen bu kısa filmde görüntülenmiş. Yine ünlü Garbage grubunun “Run baby run” adlı şarkısının klibinde görüntülenmiş.

2012 yılı için, Haydarpaşa Garı, World Monuments Fund yani Dünya Anıtlar Fonu tarafından izlemeye alınmış. Marmaray projesinin garın pozisyonu ve geleceğini etkileyeceğini düşünerek bu plan yapılmış. Şimdi bu alışveriş merkezi projesi ile oluşacak çirkinlik için bu kurumun nasıl bir aksiyon alacağını merak ediyorum. Çünkü kurumun amacı tam da anıt niteliğindeki bu binanın kültürel yapısını korumak.

Umarım Haydarpaşa sadece burda yer alanlar ve bunlar gibi fotoğraflarda aktarılmaz gelecek kuşaklara. Umarım İstanbul bu güzelliği korur ve yaşatır.

Tam da bu duygularla  yazmıştım bu yazıyı ve yayımladıktan 2 hafta sonra Kanadalı bir gazeteciden fotoğraflarım hakkında övgüler aldım. Ve en güzel haber ise bu gazetecinin taa uzaklardan Haydarpaşa’yı kurtarmak için bir proje başlatması haberi oldu. Bu gördüğünüz fotoğraflar ise bu projenin görselleri olarak tüm dünyaya yayılmak üzere. Bir gazetecinin bu kadar uzaktan buradaki yıkımı engellemek için haykırmak istemesine rağmen bizim burada bir şey yapamayacak hale getirilmiş olmamız ise durumun en kötü yönü. Bu projenin ve Haydarpaşa için yapılan tüm projelerin başarılı olması dileğiyle…

EPP

 

 

 

Sabahın ilk ışıklarında Taksim!

İstiklal Caddesi ve Taksim benim için her zaman efsanevidir. Bazen caddeede yürüyen insanları gözlemlediğimde, başka ülkelerden veya başka şehirlerden gelen insanların da büyülendiğini ve hatta şaşırdığını görüyorum. Buradaki kalabalık çok farklı çünkü içinde o kadar çok farklı insan bulunduruyor ki, her caddede yürüyüşünüzde mutlaka yeni farklı bir şeyle karşılaşırnız. Bu yüzden ben Taksimin tek bir kimliği olduğunu düşünmüyorum. Bence Taksim küçük bir dünya….

Bu fotoğraflar 2011 Şubat ayında sabahın çok erken saatlerinde çekildi. Bu nedenle bilinen Takim kalabalığı fotoğraflarda görünmüyor.

Bu çok eski bir pasaj ve içindeki dükkanlar ve dükkanların içindeki insanlar da pasaja uyum sağlamış. Naftalin kokan pasaj benim için buranın adı.

Bu gelinliği ilk giyen kimdi acaba? Hala yaşıyor mu? Yaşıyorsa hala evli mi?

Taksimin nefes kesen yokuşları…

Bu sokak benim her sabah iyi bir kahveye ulaşmak için katetmem gereken sokaktı. Sıradan bir sokak gibi görünür hep ama bu fotoğrafta ben bir sonsuzluk görüyorum.

Ve bir zamanlar sabahları kahve kokusuyla kendime geldiğim yer… Galatsaray Starbucks!