Category Archives: Verona

Gülümseten Şehir Verona

  Verona city 2

Bir film izlersin, bir fotoğraf görürsün, bir şarkı dinlersin ve kafanda bir an canlanır. O an aslında içerisine girersin o sahnelerin ruhen ve eğer çok sevmişsen içinde olduğun sahneyi, bir gün fiziki olarak da o sahnenin içinde bulursun kendini. Bu şaşkınlığı ilk olarak Eiffel kulesinin altında yaşamıştım ben yıllar önce. O kadar tanıdık bir görüntü ki Eiffel; TV programlarında, dergilerde, kitaplarda, mağazalarda hatta bir sokak satıcısının sattığı fotoğraflar arasında bile sıkça görürürsün onu.Ve bir gün o uzaktaki görüntünün içinde bulursun kendini ve sadece şaşkınlıkla tarif edebilirsin hislerini.

Verona city1

Jülyet’e Mektuplar (Letters to Juliette) filminde insanı içine çağıran sahnelerin ardından İtalya’nın kuzeyinde ki Verona şehrine çevrildi rota benim için. Türkiye’den direk uçuş yok ama direk uçuş olan şehirlerden Milano, Bologna ve Venedik’e yakın mesafede. Araba kiralayarak veya trenle kolayca ulaşılabilir. Türkiye’de turizm firmalarının ilgi alanına pek girmemiş olsa da aslında Avrupa için turistik bir şehir. Unesco tarafından dünya mirası olarak kabul edilen, dünyadaki üçüncü büyük kolezyuma sahip olan Verona’da, yazları, ağustos ayında Opera festivalleri oluyor. Şarapları dünyaca ünlü Veneto Bölgesinde yer aldığından, şarap fuarı da bu şehirde yapılırmış. Tabi bir de dünyanın belki de en çok bilinen aşk çiftinin hikayesinin şehridir Verona; Shakespeare‘in ünlü eseri, Romeo ve Gulietta bu şehirde yaşayan karakterlerden esinlenerek yazılmıştır.

Verona city 4

Güneşli bir günde gülümseterek karşılıyor Verona insanı. Binalar renkli, ahşap panjurlar renkli, küçük balkonlar ferforje demirlerle çevrili, insanlar güler yüzlü, neşeli… Oteli bulmak için yol sorduğumuz tonton italyan amca ingilizce konuşamıyor, dükkandan dışarı çıkıp yolları gösterip, el kol hareketleriyle anlatıyor yani evrensel dille anlaşıyoruz…

Otel çalışanlarının güler yüzü ve sempatisi de şehir hakkında güzel sinyaller veriyor insana (Hotel Europa,Via Roma,8). Sokağa çıkıyoruz, meydanın ortasında bir cafenin masalarına güneş vurmuş, şöyle bir bakınca etrafa, iyi ki gelmişiz diyoruz. İlk gördüğüm pastanenin vitrininden içeri bakıyorum ve tezgahtaki bayan el sallıyor bana içerden. Yine tuhaf bir şaşkınlık durumu; bunlar gerçek mi yoksa turist avcılığı mı diye paranoya yapıyorum ister istemez ama sonraki örnekleri de birleştirince utanıyorum paranoyamdan ve İstanbul’un beni düşürdüğü bu halden.

Verona city 5

Verona’da görülecek üç büyük meydandan biri ile kesişiyor yolumuz; Piazza Bra. Büyük bir meydan ve güzel bir parka bakıyor hemen yanında ise Arena var. Meydanın kendisinden ziyade, meydana bakan evler dikkati çekiyor; öyle güzel balkonları var ki. Juliet’in Romeo’ya seslendiği balkonun esin kaynağının bu güzel balkonlar olduğu anlaşılıyor.

Verona city 3

Meydanın solunda Arena’yı ziyaret etmek yerine Via Giuseppe Mazzini sokağına giriyoruz. Bu sokakta dünyada yaygın olan tüm markalar mevcut, az sayıda sadece İtalya’ya özgü olan markalar ve küçük yerel butikler de var. Bir mağazadan alışveriş yapıyoruz ve tezgahtar bayan bize poşetleri orada bırakıp, dönüşte alabileceğimizi, rahat rahat gezmemizi söylüyor tabi yarı ingilizce, yarı italyanca ve el kol hareketleriyle. İstanbul’da ne kadar uzak kalmış olsak da, bu bizim kültürümüzün bir parçası aslında, güven vermek ve karşılıksız iyilik yapmak; italyanlarla bir ortak yön daha keşfediyoruz!

Verona city 6

Sokağın sonunda sağda, Via Capello’ya dönüyoruz ve karşımızda Juliet’in evini görüyoruz. Ziyaret saatleri dışında bahçesinin dahi kapalı olduğu küçük bir ev. Bahçede Juliet’in bronz bir heykeli var. Önceleri evin duvarına insanlar isimlerini yazarlarmış ve ismi yazılan aşkların sonsuza dek var olacağına inanılırmış. Eve olan ilgi arttıkça, bahçeye 2 beyaz panel yerleştirilmiş ve artık evin duvarına değil de bu panellere yazılıyor isimler. Ve yine ümitsiz aşıklar, Juliet’e mektup yazıp bu duvarlara yapıştırırlarmış. Sonrasında, filmde de yer aldığı üzere, bir kaç gönüllü kadın bu mektuplara cevap verirler ve Juliet adına, bu aşıklara tavsiyelerde bulunurlarmış.

Verona city 7

Via Capello’nun sol tarafında ise diğer bir ünlü meydanla kesişiyoruz; Piazza Signori. Eskiden Verona’nın güç merkezi denilirmiş buraya çünkü meydanın etrafında şehir yönetiminin en önemli binaları ve mahkemesi bulunuyor. Aynı zamanda eskiden Verona şehrinin en önemli ailesi Scaliger’in de küçük bir sarayı yine bu meydanın etrafında yer alıyor.

Verona City 8

Piazza Signori, binaların arasına saklanmış küçük bir meydan aslında ama sessizliği ve etrafındaki binaların mimarisiyle büyüleci bir atmosfere sahip. Meydanın ortasında, 14. yüzyılda yaşamış olan ünlü yazar Dante’nin heykeli duruyor. Floransa’dan sürgün edilen Dante, dünya edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden biri sayılan İlahi Komedya’yı Verona’da tamamlamış. Piazza Signori’de güzel bir arkın çevrelediği bir pasajla, bir başka güzel meydan olan Piazza delle Erbe’ye bağlanıyor.

Verona city 9

Erbe Meydanı, Romalılar döneminden kalma çok eski bir meydan. Eskiden spor aktivitelerine ev sahipliği yaparken, günümüzde sabit olan bir yerel pazara ev sahipliği yapıyor. Etrafını saran binaların çoğunun alt katında restaurant ve barlar var. Tam ortasında ise Madonna’nın yani Meryem Ana’nın heykeli mevcut. Üstte, heykelin solundan, karşısından ve sağından çekim yaparak panaromik bir görüntü oluştururak meydanın atmosferini anlatmaya çalıştım ama sanırım meydanın ruhunu ve keyfini en güzel anlatan fotoğraf aşağıdaki oldu. Şarap ve soda karşımını temel alıp, meyvelerle kokteyl haline getirilen Aperol ve yanında yine Türk-İtalyan benzerliğinin bir örneği olan ikramlık atıştırmalıklarla bu meydanı izlemek ve dinlemek, sokak gezisini sonlandırıp, akşam yemeğinde muhteşem italyan mutfağına giriş yapmadan önce olabilecek en güzel molaydı…

 Verona city 10

 Mola sonrası akşam yemeği için bakınız:

Verona’da muhteşem İtalyan lezzetleri

 

Verona’da muhteşem İtalyan lezzetleri; Trattoria Al Pompiere

trottaria11

İtalyan mutfağının temel kavramları; “Sadelik” yani az sayıda malzeme ile yemeği oluşturmak, “Tazelik” yani her sebze ve meyvenin mevsiminde kullanılması veya mevsiminde kurutulanların kullanılması. Ve tabi yemek yaparken her bir malzemeye aşkla yaklaşmak, her bir malzemenin yemeğin bütünü içindeki payını dikkate almak, italyan yemeklerini bu derece lezzetli yapan unsurlar bence.

İtalyan mutfağı hakkında yazılı tarihte bulunan en eski yazı M.Ö. 4. yüz yılda yazılan bir şiirmiş. Aşkla yemek yapmak demek ki daha o zamandan başlamış ki yemeğe şiir yazmışlar. Şiirde verilen ana mesaj sadelikmiş ama yüzyıllar içinde İtalyan mutfağı da değişimlere uğramış. Bir dönem çok baharatlı yemeklerle ilgili kitaplar yayınlanmış, bir dönem yemekler ve mutfak kültürü daha burjuvai anlatılmış. Güney bölgesi daha çok Araplardan ve Yunanlardan etkilenmiş, kuzey bölgesi ise antik Romalıların ve Yahudilerin mutfağından etkilenmiş. Aynı yemek farklı bölgelerde, farklı methodlarla, farklı malzemelerle yapılır olmuş. Coğrafi olarak da bölgeler farklılık gösterdiği için, bölgelerin mutfakları da farklılık göstermiştir tabi.

trottaria12Bu bölgelerden Veneto, yani Venedik ve etrafındaki şehirleri yani Verona’yı barındıran bölge, coğrafi çeşitliliğine pararel olarak mutfak çeşitliliğine de sahip. Kıyı bölgelerde (Venedik) daha çok deniz ürünleri kullanılır. Ovalarda yani Verona civarında daha çok risotto, ızgara etler, polenta ve patates servis edilirmiş. Gnochhi de patates kullanımına bağlı olarak en çok tercih edilen yemeklerdenmiş. Dağlarda yani Vicenza bölgesinde, daha çok domuz ve mantar kullanılırmış.

Trattoria Al Pompiere

Bir gecede bu bölgeye ait bahsedilen tüm lezzetleri tatmak tabiki mümkün değil ama İtalyan mutfağını hissetmek için Verona’da gidilecek çok güzel bir adres Trottaria Al Pompiere. Bir sürü şeyin tadına bakmak istediğimde aslında İtalyanlar gibi yemek yiyebiliyor olmayı istiyorum hep. Çünkü İtalyan yemek sırası şu şekilde; ilk yemek olarak çorba, makarna veya risotto yeniyor, ardından ana yemek olarak et veya balık yeniyor, yanına ek yemek olarak salata veya patates alınıyor, ardından ilk tatlı olarak peynir tabağı ve meyveler, ardından asıl tatlı olarak tramisu, panna cotta gibi tatlılar yeniyor, yemek tadını mideye hapsetmek için sert bir espresso içiliyor ve son olarak da sindirime yardımcı olması için alkol oranı yüksek likör içiliyor. Her zaman olmasa da tadılacak bir çok şey varken bu şekilde yemek yiyebilecek bir kapasitem olmasını isterdim açıkcası çünkü bu kadar güzel yemeğin olduğu Trattoria Al Pompiere’de sadece ilk yemek ve peynir tabağı alabildim ki peynirleri bitiremediğim için hala aklımdan çıkmıyorlar.

trottaria3

Trattoria Al Pompiere, 1950’li yıllarda emekli bir itfaiyeci tarafından açılmış ama kendisi mekanına isim vermek istememiş. Müdavimler bir süre sonrayı burayı, itfaiyecinin yeri olarak adlandırmaya başlamışlar ve böylece İtalyanca ismi olan “al Pompiere” çıkmış ortaya. Trattoria ise italyan restaurant sınıflandırmalarından biri, daha çok yerel lezzetlerin yapıldığı, küçük ve orta bütçeli restoranları temsil ediyor.

VERONA2

Yıllar içinde mekan bir çok el değiştirmiş ve son olarak 200o yılında şef Marco Dandrea tarafından alınarak bugünkü haline getirilmiş. Yemeklerin yanı sıra geniş bir peynir ve kuru et satış bölümleri var. Tavanda asılı duran butlar aslında satılık yani!

Trattoria al Pompiere

Trattoria Al Pompiere’ye gitmeden önce, neden Verona’ya gitmeli diye soracak olursanız cevap çok açık. Çok turistik olmayan, küçük ve güzel bir italyan şehrinde, İtalyan misafirperveliğini yaşamak ve gerçek İtalyanları tanımak için ve tabi kuzey İtalya mutfağının lezzetlerini tatmak için gitmek gerek. Burası, sokakta herkesin güler yüzlü olduğu, kadınların ve erkeklerin çok bakımlı ve güzel olduğu, ingilizce bilmeyen insanların bile size bir şeyler anlatmak için sokakta durup el kol işaretleriyle size şehri tanıtmaya ve yardım etmeye çalıştığı küçük bir şehir. Her şeyiyle size kendini sevdirecek bir şehir.

Trattoria al Pompiere 22

Ve böyle bir şehirde, bir şefin elinden çıkmış güzel yemekler yemek için de Trattoria Al Pompiere’ye gitmeli. Fotoğraflarında da görüldüğü üzere, duvarları siyah beyaz portre fotoğraflarıyla kaplı, kareli küçük masaları, insanın içini ısıtan sarı ışığı ile çok güzel bir ortam. Menüsü ise oldukça zengin. Gitmeden önce mutlaka menüyü incelemeli ve hatta rezervasyon yaptırmalısınız. (e-mail ile rezervasyon yapılabiliyor). Menüye ve iletişim bilgilerine websitelerinden ulaşabilirsiniz.

Şef garson Andrea yemek seçiminden sorumlu ve bıkıp usanmadan her bir yemeğin özelliklerini, bölgesini, tadını, içindeki malzemeleri anlatıyor. Şarap seçimi için ona sadece nasıl şaraplardan hoşlandığınızı anlatmanız yeterli, o sizin için en doğru seçimi yapacaktır ama mutlaka Verona’ya özel veya Veneto bölgesinin şaraplarından seçin. Mutlaka peynir tadımı için de kendisinden sizin tercih ettiğiniz peynir tadına göre bir tabak hazırlamasını isteyin; taze veya dinlendirilmiş olarak seçebilir ve içlerinden de hafif, ağır, güçlü, kokulu, aromalı gibi seçenekler belirtebilirsiniz.

VERONA33

Bon Appetit