Category Archives: Gurme Yazılar

Lizbon’da Deniz Ürünleri ve Beef&Fish Dergisi İçin İlk Yazı

Görsel1

Sokakları deniz kokan bir şehirde, ışıldayan güneş ve masmavi gök kubbenin altında gezerken şehrin canlılığına ve ritmine kapılıp gidiyor insan. İstanbul gibi yedi tepeli bu şehrin dar yokuşlarını tırmandıkça seyre dalıyorsun şehri ve uçsuz bucaksız Atlantik Okyanusu’nu.

Read more… →

Londra’da Şahane Bir Hamburgerci: Byron Hamburgers

Londra’dan yemek önerilerine devam… Sırada İskoçya’nın dillere destan etlerinden yapılan hamburgerleriyle tanınan Byron Hamburgers var. Londra’da benim gittiğim Piccadilly şubesinden başka 28 şubesi daha var. Londra dışında bulunduğu şehirler ise Liverpool, Manchaster, Cambridge, Kent ve Oxford.

Read more… →

Heybeliada’nın Lezzeti; Heyamola Restaurant

Heyamola 1

Bir adaya gidiyor olmak hissiyatıyla başlar önce mutluluk. Sonra kısa süreli bir vapura yetişme telaşı ve ardından vapurun terasında yer bulma heyecanı. Ve sonra başlar bir ada yolculuğu, denizin dalgası, martının sesi, güneşin gülümsemesi ile birlikte. Hele bir de gün batımına yakınsa vapur saati, unutturur insana dünyanın geri kalanını.

Heyamola 2

Bir iş çıkışı akşamında bile 30 dakikalık muhteşem bir yolculukla varabilirsin Heybeliada’ya Bostancı’dan. Sonra girersin başka bir aleme, unutursun İstanbul’u, ta ki geri dönüş vapurunun siren sesini duyana kadar. Sadece ada yolculuğu ve bu güzel restaurant için, e bir de ada dondurmacısından dondurma yemek için bile gidebilirsin Heybeliada’ya.

Heyamola 3

Heybeliada’da Heyamola Restaurant, iskeleden iner inmez insanı çağırıyor; çiçekler, asılı duran kabaklar, kareli örtüler, renkli sandalyeler insanı içine çekiyor. Ve tabi yemeklerin de tadını almaya başlayınca, iyi gelmişim diyor insan, sonra masada oy birliğiyle kabul ediliyor bu söz.

Heyamola 4

Soğuk mezelerle başlanıyor; patlıcan salatası anında tükeniyor ve yenisi isteniyor, borani ayrı güzel, uskumru ayrı güzel. Çoban salata ve roka salata teşrif edince kızarmış ekmeklerin tüketimi birden artıyor.

Heyamola 5

Ara sıcaklardan fırında ahtapotu öneriyor aşçımız ama masada ahtapot sevenler azınlıkta kalıyor. Kızarmış mezgit geliyor ve çıtır çıtır tüketiliyor.

Heyamola 6

Finali yapan iskorpit güveç ise hayranlığı iyice arttırıyor. Meyve ile serinleyen mideler, kahve ve likörle hazmetmeye çalışıyor tüm bu lezzetleri. Ve pek tabi, dönüş yolunda herkesin yüzünde bir gülümseme bırakıyor Heyamola ve lezzetleri…

Kaş’tan Nefis Lezzetler…

BiLokma Restaurant 3

Kaş’ın doğal güzelliği, havası, dağları, evleri ve insanları o kadar güzel ki, mutfaklarının çok özel olmasına gerek kalmamış. Tabi bu biraz taraflı bir anlatım oluyor ama Kaş havasını alanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır. Kaş mutfağının ve restoranların çok gelişmemesinin en önemli nedeninin Kaş’ta restoran işleten insanların çoğununun, başka işlerde çalışırken Kaş’a sevdalanıp oraya yerleşen ve asıl mesleği mutfaktan çok uzak olan insanlar olduğu söylenir. Yani gittiğinizde size servis yapan kişi belki de aslında çok iyi eğitim almış, kurumsal hayatta çalışmış, büyük şehirlerden birinde yüksek standartlı hayat yaşarken kendini Kaş’a taşımış bir insan olabilir.

Read more… →

Birleşmiş Milletler’den Dünya Çevre Günü İçin Yeni Bir Söylem:Düşün,Ye,Koru!

fwclogo

5 Haziran, Birleşmiş Milletler tarafından 1972’den bu yana “Dünya Çevre Günü” olarak kutlanıyor. Bu yazıyı yazmaya çok önce karar vermiştim ama 31 Mayıs sonrası hayatımız başka söylemlere ve olaylara odaklandığı için bu zamana kaldı.

Bu söylemin ne olduğunu anlatmadan önce, ingilizce orjinaline yer vermek istiyorum çünkü maalesef bir çok haber kaynağında, dergide ve gazetede türkçeye farklı çevrildiğini gördüm. İngilizce söylem: Think.Eat. Save and reduce your foodprints. Türkçeye “Düşün, ye ve tasarruf et” olarak çevrilmiş bahsettiğim kaynaklar tarafından. BM’nin yayınladığı yazının tamamı okunmadığında “save” kelimesi tasarruf etmek olarak çevrilebilir ama aslında BM bu söylemi çevreyi korumak için oluşturmuş ve yayının sonunda şöyle diyor: “So think before you eat and help save our environment!” Yani “Yemeden önce düşün ve çevremizi korumaya yardım et.”

Yemek ile ilgilenen, araştıran ve yazan herkes kadar yemek pişirenlerin de bu söylemi anlaması ve desteklemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yemek yapanların alışkanlıklarında yapacakları küçük değişikliklerle çevreyi korumak adına büyük ilerlemeler elde edebiliriz.

Yemek ve çevreyi korumayı birleştiren anahtar kelime burada “foodprint” yani yemek izleri. Yemek izleri, satın aldığımız gıda ürünlerinin bize ulaşana kadar geçirdiği evreleri ifade ediyor. Bunu sadece taşıma veya ulaşım olarak değil bütünüyle, gıda maddelerinin yetişmesi, oluşması için gereken su ve enerji olarak da düşünmemiz gerekiyor. Çok çarpıcı bir örnek ile karşılaştım; 1lt süt için yaklaşık 1.000 lt su harcandığı, bir hamburger için ise yaklaşık 16.000 lt su harcandığını belirtiyor BM. Yani bozulan 1 lt sütü çöpe attığınızda aynı zamanda 1.000 lt suyu da israf etmiş oluyorsunuz.

Dünyada üretilen yemeklerin üçte birinin yani yaklaşık 1.3 milyar ton yemeğin her yıl çöpe gittiğini biliyor muydunuz? Çöpe giden her yemeğin arkasında yine çöpe giden su, enerji, toprak, iş gücü ve sermaye olduğunu unutmayalım.

Boşa harcanan kaynakların önüne geçmek için öncelikle prensip olarak daha iyisini, daha azıyla yapmak gerekiyor. Tüketeceğimizden fazlasını satın almaktan her zaman kaçınmalı, satın aldıklarımızı ise çok iyi koruyarak çöpe gitmesine engel olmalıyız. Artık tüm dünyada yerli malı anlayışı, sadece bulunduğunuz ülkede üretilmesinden de ileri giderek, bulunduğunuz şehirde veya ilçede üretilmesine vardı. Ancak o zaman yemek izlerimizi fazlasıyla azaltmış oluruz ve özellikle de taşınma neticesinde oluşan karbon gazı salınımını düşürmüş oluruz.

Bugün 7 milyar olan dünya nüfusunun 2050’de 9 milyar olması bekleniyor ve gezegenimiz bizlere yeterli kaynak sağlamak için mücadele ediyor. Bugünümüz ve geleceğimiz için yemeden önce düşünelim ve yemek izlerimizi azaltarak çevremizi koruyalım!

EPP

 

 

Budapeşte’den Yeme İçme Hikayeleri

Bir seyahatin en güzel zamanıdır akşam yemekleri. Yorucu bir şehir turundan sonra, biraz dinlenmek ve biraz da eğlenmek ister insan. Yemek konusunu ciddiye alan gezgin, önceden araştırır ve nerede ne yiyeceğine karar verir, işini şansa bırakmak istemez ve aynı zamanda şehrin güzellikerini restoranlarda yaşamaya devam etmek ister. Bu nedenle vardır zaten şuan okumakta olduğun yazı…

Read more… →

Hastasıyım fırın sütlaçın!

Fırın Sütlaç

Karadenizin yaylalarından çıkmış gelmiş bu enfes tatlının hastasıyım. Çok güzel yapılmış bir fırın sütlaçın her zaman hakkını veririm…

Taksimde fırın sütlaçın iki efsanevi ismi vardır: Karadeniz Pide ve Nizam Pide. İki karadenizli restaurant, Taksim Balık Pazarının hemen arkasında Kalyoncu Culluk Sokak’ta karşılıklı hoş bir rekabetle çalışıyorlar yıllardır. Taksimde çalışıyor olmanın avantajıyla bir zamanlar ikisinin de müdavimiydim. Fotoğraflarına baktıkça en kısa zamanda ziyaret etmek istedim…

Fırın sütlaçın İstanbul’da en iyi olduğu yerin, Fatih Karadeniz Pidecisi olduğu söyleniyor ama henüz deneme fırsatım olmadı. Fatih’e gitmek için bir çok nedenim vardı zaten, bu da eklenince artık bir Fatih Kadınlar Pazarı turu yapma zamanı geldi.

Fırın Sütlaç

Malzemeler (6 kişilik)

  • 40 gr pirinç (3 yemek kaşığı)
  • 400 ml su
  • 1 litre süt (5 su bardağı)
  • 100 gram şeker (1/2 su bardağı)
  • 20 gr buğday nişastası (3 yemek kaşığı)
  • 2 yumurtanın sarısı
  • 1 tutam tuz
  • 1 tatlı kaşığı vanilya aroması

Yapılışı:

  1. Pirinçleri 2 su bardağı suyun tamamını çekene kadar haşlayın.
  2. Pirinçlerin üzerine sütü ilave edip orta ateşte kaynayıncaya kadar bekleyin.
  3. Kaynayan süte toz şeker, vanilya ve tuzu ilave edip 10 dakika daha pişirin.
  4. 1/4 su bardağı su ile nişastası çırpın ve boza kıvamına gelen bu karışımı sütlü karışıma ilave edin.
  5. 2 dk daha kaynattıktan sonra ocaktan alın.
  6. Çırpılan yumurta sarılarının kabına 2 kepçe sütlaç alınıp iyice karıştırın.
  7. Yumurtalı karışımı sütlaca ekleyip iyice karıştırın.
  8. Tek kişilik servis kaplarına bölüştürün. (Benim kullandıklarım 100 gr lık küçük kaseler)
  9. Servis kapları bir tepsiye dizin ve tepsinin içine kapların yarısına gelecek kadar su koyun.
  10. Önceden 200  dereceye ısıtılmış fırında ızgara ayarında üzeri kızarana kadar pişirin.
  11. Servis yaparken üzerine ince çekilmiş fındık ilave edebilirsiniz.

Tarif www.devletsah.com ‘a aittir.

Afiyet olsun…

Budapeşte’nin eski ve güzel cafeleri…

       Budapeşte2

Dünyanın en güzel cafeleri listesinde ilk sırada Budapeşte’den bir isim var: New York Cafe. Bununla birlikte Budapeşte’de çok eski ve çok güzel olan başka cafeler de var: Cafe Gerbaud ve Central Cafe. Bu üç cafenin benim için etkileyicilik açısından sıralaması ise şöyle: Cafe Gerbaud, Central Cafe ve New York Cafe.

Read more… →

‘O Munaciello; Floransa’da en iyi pizza!

munaciello3

Munaciello’yu anlatmak için hem fotoğraflar hem de kelimeler yetersiz kalıyor maalesef. Restoran içindeki atmosferi bir nebze fotoğraflardan hissedebilirsiniz belki ama pizzanın hayranlık uyandıran tadını anlatmak için yeterli kelimeyi bir türlü bulamıyorum. Kesinlikle şu kısa ömrümde bu zamana kadar yediğim en iyi pizzaydı!

Read more… →

Verona’da muhteşem İtalyan lezzetleri; Trattoria Al Pompiere

trottaria11

İtalyan mutfağının temel kavramları; “Sadelik” yani az sayıda malzeme ile yemeği oluşturmak, “Tazelik” yani her sebze ve meyvenin mevsiminde kullanılması veya mevsiminde kurutulanların kullanılması. Ve tabi yemek yaparken her bir malzemeye aşkla yaklaşmak, her bir malzemenin yemeğin bütünü içindeki payını dikkate almak, italyan yemeklerini bu derece lezzetli yapan unsurlar bence.

Read more… →