Archives

Tek başına bütün şehri anlatan kule: Eiffel Kulesi ve Paris

 Yazıya müzik ekleyebiliyor olsaydım (ki belki de ekleyebiliyorumdur, bilmiyorum) ilk tercihim bu şarkı olurdu, dinleyenleri Paris sokaklarında gezdiriyor şarkı. Bu nedenle okumaya başlamadan fona bu şarkıyı almanızı isterim. (Link çalışmazsa “Sidney Bechet – Si tu vois ma mère” olarak arayabilirsiniz).

La Tour Eiffel yani Eiffel kulesinin hikayesinden en bilinen bölüm Gustave Eiffel tarafından 1889’da tamamlandığı ve o dönem Paris’te gerçekleşecek olan uluslararası bir fuar için yapıldığı. Hikaye gerçekten de böyle başlıyor ama anlatacak başka başka şeyler de var.

1889 yılında düzenlenen bu fuarın amacı 1789 tarihindeki fransız devrimin yüzüncü yılını kutlamakmış ve kule Fransa’nın teknik bilgisinin bir göstergesi olacakmış. 324 mt uzunluğunda yani 81 katlı bir bina uzunluğundaki bu devasa yapı, döneminde dünyanın en yüksek yapısıymış. Halen Fransa’nın en yüksek yapısı ama dünyanın değil. Paris şehir merkezinde evler en fazla 7 katlı olduğu için ve şehir çok düz olduğu için, neredeyse şehrin her yerinden görünen bir yapı olmuş.

Yapıyı oluşturan 18.038 adet demir parçasının her birini gösteren çizimler mevcutmuş. Parçaların birleştirilmesi yani tasarım ise 50 mühendis tarafından yapılmış ve tam 5300 farklı şekil sonrasında ortaya bu çıkmış. Yani parçaların tesadüfen biraraya geldiği düşünülmesin kesinlikle.

Yapının açılışının ardından eleştiriler başlamış, hatta çoğunluk göze çok çirkin göründüğünü ve yıkılması gerektiğini söylemiş. Hatta yapıyı en şiddetli eleştirenlerden biri, ünlü yazar, Guy de Maupassant’a bir gün sormuşlar: “Kulenin yıkılması gerektiğini söylüyorsunuz, peki neden hergün öğle yemeğinizi kulede yiyorsunuz?” O da “Çünkü Paris’te bu çirkin yapının görülmediği tek yer orası” demiş. Bugün ise bu deyim tam da tersiyle söyleniyor. Paris aşıkları (ben dahil) “Eiffel kulesinin görülmediği Paris, Paris değildir, bu yüzden kuleden şehri izlemek Paris’i izlemek değildir” derler.

1889’da kuleyi ziyaret eden Thomas Edison, ziyaretçi defterine kulenin bir mühendislik harikası olduğunu yazmış. 1940’ta Paris, Almanlar tarafından işgal edildiğinde, fransızlar kulenin asansörlerinin bağını kesmiş. Hitler 324 mt’lik zirveye yürüyerek çıkmak zorunda kalmış. Askerler tarafından kuleye asılan alman bayrağı ise çok ağır olduğundan bir kaç saat içinde uçup gitmiş, yerine küçük ve aşağıdan görünmeyen bir bayrak asılmış. Bu yüzden Hitler Paris’i işgal etti ama Eiffel kulesini işgal edemedi deniliyormuş.

2000 yılına girerken yapılacak kutlamalar için kulenin tepesine 4 büyük arama ışığı koyulmuş. Bu ışıklarla birlikte Eiffel kulesi bir fener görünümüne kavuşmuş ve ışıkların kutlamalar sonrasında kalmasına karar verilmiş. Halen bütün gece, o ışıklar şehrin yer yanına dokunur. Yine kutlamalar için tasarlanan flaşlar kalıcı olmuş. Böylece her saat başı, 20.000 flaş yanar söner kulenin her tarafında.

2002 yılında Eiffel kulesi 200.000.000. yani tam iki yüz milyonuncu ziyaretçisini ağırlamış. Bugün dünyanın en çok ziyaret edilen (paralı)  yapısı olma özelliğini koruyor. Günümüzde yılda yaklaşık 7 milyon ziyaretçi ağırlıyor. 2011 yılında Amerika’da yayınlanan, paha biçilemez yapıları fiyatlandırma adlı bir programda, Eiffel Kulesinin değeri 3,5 milyar dolar olarak belirlenmiş. Yıllık karı ise 29 milyon dolar. Kule 7 yılda bir boyanıyor ve her defasında yaklaşık 60 ton boya kullanılıyormuş. Aşağıdan bakıldığında tek bir görüntü olması için kule 3 farklı tonda boyanıyormuş. Alt taraflar daha koyu, yukarılarda ton açılıyormuş.

25 Eylül 1962 yılında, Le Jour le plus long (En uzun gün) filminin tanıtımı için Edith Piaf kulenin 1. katından aşağıda onu izleyen 25.000 kişiye konser vermiş. (2012 yılından bakınca rüya gibi bir konser). Ardından 1966’da Charles Aznavour aynı yerde konser vermiş. 2000 yılında Jhonny Hallyday 600.000 kişinin katıldığı bir konser vermiş.

Edith Piaf konserini kaçırmış olsak da hala Eiffel kulesinde muhteşem bir gösteri izleme şansımız var. Her yıl, 14 temmuzda kuleyi içine alan havaifişek gösterisi yapılıyor. 2006 yılında izleme fırsatı bulmuş biri olarak harikulade bir gösteri olduğunu söyleyebilirim. Kuleden yapılan müzik yayını ve müzik ile uyumlu bir ışık gösterisi… Merak edenler 2011 gösterisini bu linkten izleyebilir. Bu gösteriye katılma planı olanlar için de kısaca belirteyim; gösteri izleme alanı Champ de Mars ve gösteri 22:30’da başlamasına rağmen, en geç 20:30’da orada olmak gerekir. Çünkü 2011’de yapılan gösteriyi yaklaşık 500.000 kişi izlemiş yani erkenden gidip yer bulmak gerekiyor.Biz daha erken bir saatte gitmiştik sanırım, güzel bir yer edinmiştik kendimize ama giderek etrafımızda insanlar artmaya başlamıştı. Aslında bu gösterinin böyle de bir güzel tarafı var, gösteriden önce izleme alanı olan parkta akşam yemeği pikniği yapabiliyorsunuz. Çok parizyen bir alışkanlık olmakla birlikte, çok keyifli 🙂 Biraz peynir, biraz şarküteri, bir baget  ya da bir sandviç ve bolca şarap, piknik için yeterli. Tabi 500.000 kişi gösteriyi izleyince gösteri sonrası metroya binmek veya yürümek tam bir izdihama dönüşüyor. Ama genel olarak herkes sarhoş olduğundan bu durum bile eğlenceli gelebiliyor.

Paris hakkında başka yazılarım:

Paris’te 3 gün

Paris’ten gurme esintiler

Paris’te müze gezmek

EPP

Paris’te 3 gün…

Paris panaroma1

‘Hangi şehir şaraba benzer?’ demiş Nazım Hikmet Paris için. Jules Renard ise ‘Paris’e iki harf ekleyin, ortaya çıkan “paradis”, yani cennet olur.’ demiş.

Paris’i sadece gezmek değil, hissetmek gerek. Hissederek sokak sokak gezmek gerek. Bir gün batımında şehrin ortalarına denk gelen yani Louvre Müzesinin yakınındaki Pont des Arts (Sanat Köprüsü) köprüsünün ortalarında bir banka oturup Paris’in her iki yanını da izlemek gerek. Bir masal aleminde hissettirecek kadar güzel bir siluet çıkacak karşınıza; kızılca bir gökyüzü, önünüzde sıralanan diğer köprülerin kızıl ışıkla dansı, Eiffel Kulesi’nin tüm şehri gören gözleri, Concierge binasının kuleleri, her biri yüzlerce yıl öncesinden kalan binaların çatılarına vuran güneş, sizin için duran zamana inat nehrin kenarından geçen arabalar…

IMG_8663iParis’i gezmek çok kolay: İçinde metro ve otobüs haritasını da bulunduran bir şehir haritası temin etmek ve uzun uzun yürümek için yeterli enerjiyi verecek bir vitaminle işe başlamak lazım. Kalınacak gün sayısına göre plan yapmak ve mümkün olduğunca gezilecek yerleri gruplayarak yürüyüş mesafesinde olanları bir arada görmek lazım.

IMG_7028ii

Bence Paris’te olduğunuzu en çok fark ettiren yapıdan, Eiffel Kulesinden başlamak gerek geziye. Böylece kuleden şehri kuş bakışı inceleyip önce şehrin bütün halini görüp sonra ara sokaklarda gezerek detaya inmek güzel olur. İşte 3 günde Paris’i hissetmek isteyenler için harika bir plan:

1. Gün: Champs de Mars – Eiffel Kulesi – Trocadero – Zafer Anıtı – Champs Elysées – Concorde Meydanı – Pont Alexandre – Jardin des Tuileries – Pont des Arts – Saint Michel

IMG_1133i

Champs de Mars durağında ya da yakın başka bir durakta metrodan inip Champs de Mars’tan Eiffel’e yavaşça yaklaşarak, uzaktan izleyerek başlayın. Büyükçe bir park olan Champs de Mars’ta piknik yapmak da kalınacak gün sayısına göre değerlendirilmesi gereken bir alternatif. Eiffel’i büyük ve boş bir alanda izleyerek yanına yaklaşmak ve sonra tam da altında bulup kendinizi aşağıdan yukarıya bakmak tuhaf bir histir.

Eiffel’e çıkmak için dört ayağının altında da girişler bulunur ve saat kaç olursa olsun hep kuyruk vardır. Eiffel’e çıkmak için en uygun vakit gün batımından kısa bir süre öncesidir. Böylece yukarıdan Paris’i hem gündüz, hem gün batımı, hem de yanan ışıklarıyla görmek mümkün. Eiffel’in üzerinden Paris’in turistik merkezlerinin tamamını görüp genel bir şehir planını kafanıza oturtmak gezinin geri kalanı için faydalı olabilir. İnişten sonra nehirden karşıya geçerek, bu kez Trocadero’dan Eiffel’i izleme şansınız olur. Ama güzel fotoğraflar çekmek için köprüyü geçer geçmez sola dönüp nehrin hemen kenarından Eiffel’e bakın derim.

Trocadéro bir çok müzeye ev sahipliği yapan eski bir saraydır ve Eiffel’e bakan kısmında oldukça büyük ve güzel bir bahçesi var. Trocadero’nun merdivenlerini çıkıp diğer tarafa geçtiğimizde karşınıza Trocadero meydanı çıkar; altı bulvarın kesiştiği nokta olan meydan çok hareketlidir ve birbirinden güzel cafelere ev sahipliği yapar. Meydana çıkınca sağdan ikinci bulvara yani Avenue de Kleber’e girerseniz bu cadde sizi doğruca Arc de Triomphe ‘a yani Zafer Anıtı’na ve dillere destan Champs-Élysées (şanzelize) bulvarının başlangıç noktasına çıkaracaktır. Nedense bu cadde Türkiye’de “Paris” denildiğinde ilk akla gelen caddedir ve orada bir yemek yemek ya da bir kahve içmek hayaliyle gider bir çok insan Paris’e. Oysa bana göre tipik bir Paris bulvarı bile değil burası, sadece çok ünlü mağazaları ve restaurantları barındırıyor olması onu farklı kılan. Her daim aşırı kalabalık olması ise benim için ayrıca bir negatif puan. Caddenin tek sevdiğim bölümü Grand Palais (Büyük Saray) ve Petit Palais (Küçük Saray) ‘ın bulunduğu bölüm ve hemen karşısında yer alan park ve parkın önündeki muhteşem ağaçlıklı yol yani bulvarın sonu. Büyük ve Küçük Saray ise bir çok müzeye ve galeriye ev sahipliği yapar. Gitmeden önce internet sitelerinden varolan sergilere bakmakta fayda var.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Ve caddenin bittiği yerde benim en sevdiğim meydan unvanını yıllardır koruyan Place de la Concorde yani Concorde Meydanı bulunuyor. Paris’in en büyük meydanı olan Concorde 18. yy’da bir çok ünlü ismin (Kral XVI Louis, Kraliçe Marie Antoinette) idamına sahne olmuş. O dönem Fransız devriminin sembolü haline gelen meydana Place de la Revolution yani Devrim meydanı denmiş. Devrimin sona ermesi ile yaşanan tüm idamları ve olayları unutmak için meydanın adı Fransızcada “iyi geçim, dirlik düzen, uyuşma” anlamına gelen “Concorde” olarak değiştirilmiş. Bu meydanın beni en çok etkileyen yanı ise bu tarihinin ardından şuan; çeşmeleriyle, dikilitaşıyla ve heykelleriyle insanları büyüleyen ve mutlu eden bir görünüme bürünmüş olması.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Concorde Meydanı

Bu meydanın hemen yakınında Paris’in en görkemli köprüsü olan Pont Alexandre III yer alır. Görülmesi gereken ve fotoğraflar için harika fon oluşturan bir köprü.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Concorde Meydanı’ndan Jardins de Tuileries Tuileries Bahçesine girerek gezimize devam edebiliriz. 16. yy’da Tuileries Sarayına ait olan bahçe, Fransız devrimiyle birlikte halka açılmış ve artık bir park olarak kullanıyor. Concorde Meydanı ve Louvre Müzesi arasında oldukça uzun ve geniş bir park. İçinde bir kaç restaurant, iki küçük havuz, bir çok ünlü heykel ve ünlü fırın PAUL ‘ün küçük bir büfesi var. Bu parkta gezinti yapmak, havuz başındaki yeşil sandalyelerde oturup güneşlenmek, heykelleri incelemek çok keyifli olacaktır.

JardindesTuileries3

JardindesTuileries5

Jardin des Tuileries 

Parkın sonunda bütün ihtişamıyla Louvre Müzesi sizi bekliyor olacak ama birinci grup için gündüz gezisini burda tamamlayarak gün batımını izlemek üzere Pont des Arts’a doğru yol almak gerek. Bunun için parkın bitiminde Louvre Müzesini gördüğünüzde sağa nehre çıkan yola dönmek, nehir kenarına vardığımızda ise sola doğru yürümek gerekiyor. Sanatlar Köprüsü (Pont des Arts) sadece yayalara açık olan, çalışan ressamları görebileceğiniz ve oturup gün batımını izleyebileceğiniz bir köprü.

IMG_0167iii

Gün batımının keyfini çıkardıktan sonra sıra güzel bir yemek yiyip, fransız şaraplarının tadına bakmaya geldi artık. Bunun için bulunduğunuz köprüye yakın bir bölge olan Saint Michel’i tercih edebilirsiniz. Burada bir çok restaurant ve barı bir arada bulabilirsiniz. Çok hareketli ve eğlenceli bir semttir. Saint Michel’e gitmek için şehrin karşı kıyısına geçerek sola doğru yürümeniz gerekir. Saint Michel meydanına geldiğinizde büyük ve görkemli Saint Michel çeşmesi ile karşılaşacak ve muhtemelen bir süre onu izleyeceksiniz. Çeşmeyi izledikten sonra sağdaki dar soğa girerseniz restaurantların olduğu bölgeye gelmiş olacaksınız.

Paris gezisi ve fotoğrafları

2 . Gün: Sacré Coeur – Montmartre – Moulin Rouge – Bastille Meydanı – Place des Vosges – Marais – Centre Pompidou

İlk olarak RATP nin yani Paris belediyesinin ulaşım sayfasından (ingilizce versiyon mevcut) bulunduğunuz adresten Montmartre’a nasıl gidebileceğinize bakmalısınız. Sacré Cœur ve ona ev sahipliği yapan masalsı mahalle Montmartre biraz şehir merkezinin dışında kalır ve bir tepede olduğu için önce bir toplu taşıma aracıyla tepeye varıp sonra bütün semti gezerek inmek daha iyi olacaktır.

sacré coeur 11

Sacré Cœur Bazilikası, yapımında kullanılan beyaz mozaik nedeniyle parlayan görüntüsü ve göğe yükselircesine büyük kubbesiyle oldukça ihtişamlı bir klisedir. İçeriye girmek serbest fakat fotoğraf çekmek kesinlikle yasaktır. Önünde geniş bir teras bulunur ki bu terastan Paris’i izleyebilir hatta Amelie filminden sahneleri hatırlayabilirsiniz. Her zaman orda mıdır bilmiyorum ama benim her gidişimde hemen önünde keman çalan bir adam vardı ve bu adama biraz bahşiş verildiğinde istediğiniz bir şeyi çalabilir ya da bir tercihiniz yoksa kendisi ünlü bir fransız melodisi tutturup size bakarak çalar. Bu teras birkaç kattan oluşur ve alt katlarda mutlaka her zaman bir sanatsal bir gösteri vardır.

Montmartre1111Montmartre sokakları

Kilisenin sol tarafından kıvrılan sokağa girdiğimizde Montmartre’ın en güzel sokaklarına ulaşmış oluruz. Birbirinden renkli dekore edilmiş, çiçeklerle süslenmiş tipik Fransız cafeleri, sokak ressamları, hediyelik eşya dükkanları, çikolata dükkanları ve onlarca turist göreceksiniz burada. Sokak ressamlarına karakalem resminizi yaptırabilirsiniz, hangisine yaptırsam diye düşünmenize gerek yok, zira sokağa girer girmez etrafınızı saracaklardır. Mutlaka pazarlık yapın, ilk söylediği fiyatın beşte birine bile alabilirsiniz resminizi. Burada mutlaka bir cafenin önünde oturarak kahvenizi içmeli, hediyelik eşya dükkanlarını gezmeli, gurme dükkanlarındaki çikolataları tatmalısınız. Ressamlar tepesi olarak da bilinen bölgede eskiden ünlü ressamların atölyeleri bulunurmuş; Salvador Dalí, Claude Monet, Pablo Picasso , Vincent van Gogh. Kalabalığı takip ederek bölgenin sonuna yaklaştığınızda ünlü Montmartre merdivenlerini göreceksiniz.

Montmartre222Ressamlar Tepesi

Merdivenlerden aşağıya inerek Moulin Rouge (Kırmızı Değirmen) ‘e ev sahipliği yapan mahalle Pigalle ’e ulaşacaksınız. Pigalle Paris’in gece hayatında önemli yer tutar. Ama güvenlik açısından biraz açığı olan bir bölge ya da ben öyle hissediyorum. Bu bölgenin avantajı hediyelik eşya satan mağazalar içinde en düşük fiyatlara sahip olması. Her yerde genel olarak aynı ürünler satılır ve o aynı ürünlerin fiyatı burada daha düşüktür.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Pigalle’den metroya binip Bastille meydanına geçin. Şehrin turistik alanının biraz dışında kalan bu meydanda parizyenleri daha net gözlemleyebilirsiniz. Bastille’e gitmemizin nedeni aslında hemen yakınında Place des Vosges yani Vosges Meydanı’na gitmek. Burası, küçük ve etrafı tamamen bir sarayla çevrilmiş olan farklı ve yine her daim kalabalık bir meydan. Etrafını saran binaların giriş katlarındaki sütunların arasından meydanı izlerken bir kahve içebilirsiniz. Buradan ayrılıp şehir merkezine doğru yola koyulduğunuzda Marais mahallesinin içinde bulacaksınız kendinizi. Farklı dönemlerde farklı gruplara ev sahipliği yapsa da en önemli özelliği Yahudi mahallesi olması. Mimarisi şehir merkezindeki kadar abartılı değil. Sade ve alçak yapılar var sadece.

Place des Vosges

Place des Vosges

Marais’nin ana caddesini takip ederek yürüdüğünüzde Rivoli caddesinin başlangıcı ile yolunuz kesişecek ve hemen solda Paris’in bir başka sembol olan binasını göreceksiniz ; Hôtel de Ville. Bina Paris’in yerel yönetim kurumlarını barındırır. Sergi salonlarında her zaman farklı ve güzel sergiler olabilir. Hotel de Ville binası solunuzdayken hemen sağa dönüp yukarı yürüdüğünüzde Centre Pompidou ile karşılaşacaksınız.

IMG_0173iii

Modernizmin simgesi olan bu binanın mimarisi oldukça farklı, kimilerinde hayranlık uyandıran, kimilerinde antipati uyandıran farklı bir bina ama içinde görsel sanatlarla ilgi bir çok sergi alanı, atölye, kütüphane, müzik atölyeleri bulunduran tam bir sanat merkezi. Hemen yakınında ise şehir merkezindeki en büyük alışveriş merkezi olan Les Halles var. Burası aynı zamanda şehrin tam ortasındaki, neredeyse her hatta erişimi bulunan metro istasyonunu bulunduruyor altında. Mağazaların ve alışveriş merkezinin kapanması (20:00) ile sessizleşen bu bölgede akşam yemeği için güzel alternatifler de bulabilirsiniz.

Paris gezisi ve fotoğrafları

3 . Gün: Rue Mouffetard – Pantheon – Jardin du Luxemboug – Saint Michel – Notre Dame – Rue Rivoli

Mouffetard, Latin mahallesinin en hareketli sokağı. Girişinde öğlene kadar açık olan bir pazar var. Sokakta ise fransız mutfağına ait herşeyi bulabileceğiniz mağazalar var. Dışarıda sepetler içinde sergilenen şaraplar, çikolata mağazaları, çeşit çeşit peynirlerin yer aldığı dükkanlar, deniz mahsulleri satan dükkanlarla dolu bir sokak. Sokağın başında dükkanlar ve fırınlar sonrasında ise dünya mutfaklarından örnek restaurantlar var; çin, japon, yunan, meksikan, türk ve tabi fransız. Sokağın ortalarında bir meydana varıyorsunuz. Meydanın etrafında ise fransız bistrolar mevcut. Sokak bir yokuş aslında ve sonuna geldiğinizde Pantheon’un arkasına çıkmış oluyorsunuz.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Pantheon, bir zamanlar kilise olarak inşa edilmiş ve neoklasiszmin ilk mimari örneklerinden biri olmuş. Fransız devrimi ile birlikte bir anıtkabir olarak kullanılmaya başlanmış. Giriş bölümünün üstünde yazan bu cümle bu binayı değerli kılan en önemli şey galiba : “AUX GRANDS HOMMES LA PATRIE RECONNAISSANTE”. Bu cümleyi Türkçeye çevirmek biraz zor açıkcası çünkü biraz tarihi ve kültürel bir söyleyim. Çeviricek olursak şöyle diyebiliriz belki: “Minnetar vatandan onun büyük insanlarına”. Bu söz Fransız devrimi için ve Fransa için çalışan, savaşan, yazan insanlara söylenmiş. Bu binada yakılan ve gömülü olan isimlerden bir kaçı ise Voltaire, Rousseau, Victor Hugo, Émile Zola, Jean Moulin, Marie Skłodowska-Curie.

Pantheon’un baktığı Souflot Caddesinden aşağıya doğru indiğinizde Paris’in en güzel bahçelerinden birine varacaksınız: Jardin du Luxembourg yani Luxembourg Bahçeleri. İçinde Luxembourg Sarayını, Medici Çeşmesini, ünlü Özgürlük heykelinin orijinal halini ve daha pek çok heykeli göreceksiniz. Eğer bu fotoğraflardaki gibi güzel bir zamanda bu parkı geziyorsanız eminim burada saatler geçirmek isteyeceksinizdir.

JardinduLuxembourg4

JardinduLuxembourg3

Jardin du Luxembourg

Parktan çıktığınızda Saint Michel bulvarını takip ederek nehre doğru yürüdüğünüzde Saint Michel meydanına varacaksınız. Yol üzerinde Paris’in en büyük üniversitesi olan Sorbonne’u göreceksiniz.

Notre Dame1

Meydana vardığınızda direk köprüden karşıya geçerseniz Notre Dame de Paris ’ın yer aldığı küçük adaya varmış olacaksınız ve sağa doğru yürüdüğünüzde Notre Dame Kilisesi’ne varacaksınız. Bu yönden gelindiğinde önce önündeki meydana çıkacak ve ön yüzünü görmüş olacaksınız ama asıl güzel olan tarafı arka tarafı. Kiliseye girmek ve fotoğraf çekmek serbest. Yapımına 1163 yılında başlanılan bu gotik mimari şaheseri tam olarak 1345 yılında tamamlanmış. Kilisenin çatısına çıkıp oradan Paris’i izlemek de mümkün fakat tahmin edemeyeceğiniz kadar yorucu olabilir ama tüm yorgunluğuma rağmen çektiğim fotoğraflar harika oldu ve bu nedenle hiç pişman olmadım çıktığıma. Kilisenin içini gezdikten sonra bahçesine geçerek yapıyı asıl arkadan izlemek hatta bahçenin bitimindeki köprüye gidip, köprünün ortalarından izlemek gerekir.

IMG_9132ii

Notre Dame’ın bulunduğu küçük adada, bir başka güzel klise Sainte Chapelle’i görebilirsiniz. Adalet saryının bahçesinde bulunan klisenin hemen yanında fransız devrimi tutuklarının da kaldığı, şimdi müzeye dönüştürülen Concierge hapishanesini ziyaret edebilirsiniz ama maalesef her daim çok uzun kuyruklar olduğundan ben bir türlü ziyaret edemedim.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Buradan karşıya, kuzey yönünde geçtiğinizde yine Hotel de Ville binasının bulunduğu meydana çıkacaksınız. Meydanın sonuna geldiğinizde Paris’in bir başka alışveriş caddesi olan Rue de Rivoli ‘ye varırsınız. Burada tüm zincir mağazaları bulabilirsiniz hatta bazılarından bir başta bir sonda olmak üzere iki tane var. Alışveriş için buraya en az 2-3 saat ayırmak gerekir, plan yaparken buna dikkat etmelisiniz. Cadde devam ederken siz Louvre Müzesinin ve Tuileries Bahçesinin paralelinde ilerlemiş olursunuz ve cadde bittiğinde Concorde Meydanına çıkmış olursunuz. Hediyelik eşya açısından buradaki mağazalar da oldukça zengindir. Birkaç mağaza önerim; Etam, Monoprix, Promod, Naf Naf, André.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Bu gruplama dışında kalan görülmesi gereken alanlar da var : Paris’ten biraz farklı bir atmosferi olan Republique meydanı ve Saint Martin Kanalı. Mimari yapısı nedeniyle görülmesi gereken tren garları: Gare du Lyon, Gare de l’Est, Gare du Nord, Gare d’Austerlitz. Meclis binası, Fransız devrimin başladığı Concierge binası, askeri okul.

Eğer fazladan bir gününüz varsa Palace of Versailles ‘ı ziyaret etmelisiniz. Yine RATP den bulunduğunuz yerden nasıl gideceğinizi öğrenmelisiniz çünkü Versailles sarayı şehrin oldukça dışında kalıyor. Ben sarayın içindeki ihtişamı çok merak etmedim ve sadece bahçesinde gezmeyi tercih ettim ve çok doğru bir karar olduğunu anladım. Buarada sadece bahçeyi tam olarak gezmek bile yarım gün alıyor.

Ayrıca bazı küçük ama yararlı bilgiler de paylaşmak istiyorum:

  • Metro istasyonlarından ücretsiz olarak harita temin edebilirsiniz.
  • Metro biletini 10’lu karne (carnet de dix) olarak alırsanız daha uygun olur.
  • Metroda directionlara dikkat etmelisiniz.

 

Paris gezisi ve fotoğrafları

Montmartre merdivenleri

Paris’in restoranlarından sıkılırsanız Türk mahallesinde Deniz restaurant var, fransızların da gittiği çok güzel bir restoran, harika kebaplar yapıyorlar.
Böylece pariste türk mahallesi nasıl oluyor onu da görmüş olursunuz, metroda Saint Denis durağında inmeniz ve türkçe konuşanları takip etmeniz yeterli.

Seine nehri üzerinde tekne turuna katılabilirsiniz, Pount Neuf köprüsünün kıyısından biniliyor teknelere. Yine akşam üzeri yapmanızı ve özellikle akşam ışıklandırılmış haliyle binaları görmenizi tavsiye ederim.

Paris için taksi ücreti hesaplama sitesi:http://www.worldtaximeter.com/paris

 

Paris’te nerede kalmalı sorusuna verilecek bir kaç cevap var:

Hareketli bir gece hayatı ve aynı zamanda gündüz de şehrin en hareketli noktası olan Saint Michel, ve yakınında Saint Germain, Quartier Latin yani 5. ve 6. bölgeler.

2. bölgede Louvre müzesi civarında, turistik gezi ve alışveriş için çok iyi bir konuma sahip, akşam için seçenek kısıtlı ama gayet sakin ve güzel.

Otel seçimini ben bir kaç seferdir Tim Hotel’den yana kullanıyorum, Paris’te toplam 16 oteli olan zincir otel. Nefis bir açık büfe kahvaltıya sahip. Hatta o kadar nefis ki, saat 7’de, yani servisin başladığı dakikada orda olmak istiyor insan çünkü mutfakta pişen croissantların ve kahvenin kokusu üst katlara çıkarak odalardan sizi çağırıyor 🙂

Paris’te ne yiyelim derseniz tıklayın: Paris için gurme tavsiyeler

Paris’te hangi müzeyi gezmeli derseniz tıklayın: Paris’te müze gezmek

Eiffel Kulesine aşık oldum, nedir bunun hikayesi derseniz tıklayın: Eiffel Kulesi

EPP

Load More
Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.