Archives

Paris’in Parkları Bahçeleri…

Paris’i, sadece bir şehir olarak yani sadece sokaklardan, evlerden, binalardan, vb. oluşan bir yapı olarak kabul edemiyorum bir türlü. Onu hep bir varlık olarak görüyorum, Paris dediğimde sanki bir insan veya tek başına farklı bir varlık görüyorum. Bunu en çok, nehrin üzerinde bir köprüden o muhteşem güzelliğini izlerken hissediyorum; Paris diye hitap ediyorum hep sanki beni duyan bir varlık var gibi.

Read more… →

Paris’te müze gezmek mi? Sokak gezmek mi?

Bu zamana kadar Paris’te çok bulunmuş olmama rağmen, Louvre dışında hiç bir müzesine gitmemiştim. Sokaklarda gezerek bulunduğun şehrin içine karışmanın, müze gezmekten daha keyifli olduğunu düşündüğümden başka müzelere gitmek için hiç bir girişimde de bulunmamıştım. Bu kez çok kısa bir ara ile üst üste gelen 2 Paris seyahati nedeniyle sokakta gezmekten farklı bir şeyler de yapmam gerektiğini düşündüm. Ve görmeyi gerçekten çok istediğim iki müzeyi gezdim.

Rodin Müzesi

Anlata anlata bitiremediğim muhteşem film Midnight in Paris’te gördükten sonra aklımda yer eden bir müze vardı: Musée Rodin. Bilindik müze manzarasından çok farklı bir ortamda eserlerin sergileniyor olması bence bu müzenin en güzel tarafı. 1740 yılında yapımı tamamlanmış, büyük bir ev, anladığım kadarıyla o dönemin kamu lojmanı çünkü içinde hep üst düzey devlet görevlileri yaşamış; konsoloslar, arşidükler, düşesler. Ve son olarak 1905 yılında devlet binanın bir sanat atölyesi olarak kullanılmasına karar vermiş. Auguste Rodin ve Henri Matisse burayı kullanan şanslı sanatçılardan olmuş. Rodin bir çok eserini devlete, bu binayı müzeye çevirmeleri talebiyle bağışlamış ve bu binanın müze olması için çok çaba sarfetmiş. Ne yazık ki müze ancak 1919 yılında yani Rodin’in ölümünden 2 yıl sonra faaliyete geçebilmiş.

Rodin gençlik yıllarında girmeye çalıştığı güzel sanatlar akademisinden 3 kez red almış ve sonrasında bağımsız çalışmaya başlamış. Yaptığı heykeller kimi zaman skandallara yol açmış. Mesela ünlü fransız yazar Victor Hugo’nun heykelini yapması istenildiğinde, onu çırılçıplak ve bir kayanın üzerinde oturur halde şekillendirmiş ve fransızları şoka uğratmış. Rodin çalışmalarının değerinin hep daha sonra anlaşılacağını düşünerek tüm eleştirelere kendini kapatıp, yalnız yaşamış.

Kuşkusuz en çok bilinen eseri yukarıda görülen “Düşünen adam heykeli” dir. Paris dekoratif sanatlar müzesi, Dante’nin İlahi Komedya eseri için hazırladığı bölümde sergilenmek üzere Rodin’den Dante’yi anlatan bir heykel yapmasını istemiş. Bu fikirden doğarak sonrasında düşünmeyi ve felsefeyi temsil eden bir heykel haline gelmiş. Hatta İstanbul’da, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bahçesinde de düşünmeyi sergiliyor olması nedeniyle yer almaktadır. Heykelin bir versiyonu da Rodin’in mezarının başına koyulmuş.

Müzenin oldukça büyük bir bahçesi var. Hatta sadece bahçeyi gezmek için de biletler satılıyor (1 euro) ve çevrede yaşayanların müzenin bahçesinden yararlanabilmeleri için aylık bahçe abonmanı bile mevcut. Kalabalık müzelerden, modern binaların içinde anlatılmaya çalışılan tarihten pek hoşlanmadığımdan müzelere gitmek istemediğimi anladım bu bahçede gezerken. Çünkü böyle güzel ve sessiz bir bahçede sergilenen eserleri izlemek, hatta arka taraftan kadraja girmeye çalışan Eiffel Kulesini de selamlayarak müze geziyor olmak çok keyifli. Bahçede, ortamın tarihi dokusunu bozmasın diye eski ahşaplardan yapılmış şezlonglar bile mevcut; bu huzur, sanat ve tarih dolu bahçede uzanıp dinlenmek için.

Binanın içi ise ayrı güzel çünkü içinde 300 yıllık bir yaşanmışlık var. Küçük odaları, uzun uzun fransız camları, geniş ve yuvarlak salonları var. Eğer Paris’te tek bir müze gezecek vaktim var derseniz gideceğiniz adresin kesinlikle burası olması gerektiğini söyleyebilirim.

Pazartesi hariç hergün 10-17:45 arasında açık ve sadece bahar ve yaz döneminde çarşamba günleri 20:45’e kadar açık. Giriş ücreti 6 euro, çocuklu aileler için güzel bir indirim yapılıyor. En yakın metro durağı Varenne ve biraz uzakta Invalides. Müzeyi gezdikten sonra hemen yakınında ki Invalides’i gezebilirsiniz. Müze hakkında daha fazla bilgi için: http://www.musee-rodin.fr/en ve nasıl gideceğinizi öğrenmek için diğer adresler için de kullanabileceğiniz Paris belediyesinin internet adresine bakabilirsiniz: http://www.ratp.fr/en/ratp/c_21879/tourists/

İkinci adresim: Musée d’Orsay, Orsay Müzesi

Louvre müzesinden sonra, Paris’in en çok ziyaret edilen müzesidir Orsay. Benim ziyaretimin ise iki önemli nedenini barındırıyor. Birincisi, müze olarak kullanılan binanın eskiden tren garı olarak kullanılıyor olması, ikinci neden ise Van Gogh’a ait bilinen en önemli eserlerden bazılarını bulunduruyor olması.

Gar binası olduğu için bolca fotoğraf çekmek ümidiyle gitmiştim fakat ilk çektiğim fotoğraftan hemen sonra uyarı alınca fotoğraf çekmenin yasak olduğunu öğrenerek büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Sonrasında telefonum ile çaktırmadan iki poz çekebildim sadece, kurallara uymayı tercih ettim bu kez. Bu nedenle bana ait pek fotoğraf paylaşamayacağım ve müzenin kendi yayınladığı fotoğraflarla yetineceğim.

Van Gogh’a ait eserler arasında yukarda görülen kendi portresi, kendi odasının resmi ve benim favori resmim “yıldızlı gece” yani bilinen ismiyle starry night vardı. Orsay müzesi oldukça büyük, yani tüm eserleri incelemek pek mümkün görünmedi bana. Sadece bir saatim vardı ve başlıklardan seçerek içlerine girdim. Resim sanatının bilinen bir çok ünlü ismi ve temsil ettikleri akımlar gruplanmış durumdaydı. Van Gogh, post-impresyonizm bölümünde Gaugin ile birlikte yer alıyordu. Orientalist bölümünde Osman Hamdi’ye ait bir resim görmek beni çok mutlu etti.

Müzenin mimarisi, içindeki eserlerin cazibesini daha da çok arttırıyor sanırım. Üst kat terasından bakıldığında bu muhteşem manzara içinde olmak güzeldi. Yer alan diğer bir sanat türü heykel. Rodin’in bir kaç eserini burada da görmek mümkün. Müzeye gitmeden önce hangi bölümleri görmek istediğinizi kararlaştırmanız işinizi kolaylaştırır. Ve hatta eserler hakkında bilgi edinmek de iyi olabilir çünkü diğer müzelerde de olduğu gibi hiç bir eserin yanında ingilizce açıklama mevcut değil. Audio rehberlerden almanız gerekiyor eserleri anlamak için. Ya da yazılı bir kaynak.

Beni bu müzeye götüren etkenlerden biri de bu saati görmekti ama sadece görmekle yetindim, fotoğraf çekemediğim için pek içime sinmedi doğrusu. Müze ile ilgili bir kaç yararlı bilgiyi paylaşmamda fayda var sanırım. Çok talep olduğu için her zaman uzunca bir kuyrukla karşılaşmak mümkün. Vakit kaybını engellemek için internet sitesi üzerinden online biletinizi alıp, C kapısından beklemeden giriş yapabilirsiniz. Ama dikkat edilmesi gereken mutlaka biletin çıktısını almış olmanız, aksi halde biletinizin varlığını kanıtlayamazsınız. Benim çıktı alma imkanım olmadığından, uzun kuyruklu A kapısından giriş yapmak zorunda kaldım ama kuyruk korktuğum kadar uzun süre beklememe neden olmadı. Çok çabuk ilerledi. Giriş bileti 9 euro müze için geçerli, içeride yer alan diğer farklı galeriler ve geçici sergiler için başka bir bilet daha almak gerekiyor. Ama bence müzedeki kalıcı eserleri görmek için bile zaman yeterli olmayacağından galerilere gerek kalmıyor. Pazartesi hariç her gün 9-18 saatleri arasında açık ve yaz saatine özel olarak perşembe akşamları 21:15 ‘e kadar açık. Ayrıntılı bilgiler için müzenin adresini inceleyebilirsiniz: http://www.musee-orsay.fr/en/home.html

Bu iki müzeyi gezerek, hem “sen neden müze gezmiyorsun” tartışmasını sonlandırmış olduğumu, hem de Paris için araştırma yapanlara güzel bir kaynak oluşturduğumu düşünüyorum.

EPP

Paris hakkında diğer yazılarım:

Paris’te 3 gün

Eiffel Kulesi ve Paris

Paris’ten gurme esintiler

Paris’te 3 gün…

Paris panaroma1

‘Hangi şehir şaraba benzer?’ demiş Nazım Hikmet Paris için. Jules Renard ise ‘Paris’e iki harf ekleyin, ortaya çıkan “paradis”, yani cennet olur.’ demiş.

Paris’i sadece gezmek değil, hissetmek gerek. Hissederek sokak sokak gezmek gerek. Bir gün batımında şehrin ortalarına denk gelen yani Louvre Müzesinin yakınındaki Pont des Arts (Sanat Köprüsü) köprüsünün ortalarında bir banka oturup Paris’in her iki yanını da izlemek gerek. Bir masal aleminde hissettirecek kadar güzel bir siluet çıkacak karşınıza; kızılca bir gökyüzü, önünüzde sıralanan diğer köprülerin kızıl ışıkla dansı, Eiffel Kulesi’nin tüm şehri gören gözleri, Concierge binasının kuleleri, her biri yüzlerce yıl öncesinden kalan binaların çatılarına vuran güneş, sizin için duran zamana inat nehrin kenarından geçen arabalar…

IMG_8663iParis’i gezmek çok kolay: İçinde metro ve otobüs haritasını da bulunduran bir şehir haritası temin etmek ve uzun uzun yürümek için yeterli enerjiyi verecek bir vitaminle işe başlamak lazım. Kalınacak gün sayısına göre plan yapmak ve mümkün olduğunca gezilecek yerleri gruplayarak yürüyüş mesafesinde olanları bir arada görmek lazım.

IMG_7028ii

Bence Paris’te olduğunuzu en çok fark ettiren yapıdan, Eiffel Kulesinden başlamak gerek geziye. Böylece kuleden şehri kuş bakışı inceleyip önce şehrin bütün halini görüp sonra ara sokaklarda gezerek detaya inmek güzel olur. İşte 3 günde Paris’i hissetmek isteyenler için harika bir plan:

1. Gün: Champs de Mars – Eiffel Kulesi – Trocadero – Zafer Anıtı – Champs Elysées – Concorde Meydanı – Pont Alexandre – Jardin des Tuileries – Pont des Arts – Saint Michel

IMG_1133i

Champs de Mars durağında ya da yakın başka bir durakta metrodan inip Champs de Mars’tan Eiffel’e yavaşça yaklaşarak, uzaktan izleyerek başlayın. Büyükçe bir park olan Champs de Mars’ta piknik yapmak da kalınacak gün sayısına göre değerlendirilmesi gereken bir alternatif. Eiffel’i büyük ve boş bir alanda izleyerek yanına yaklaşmak ve sonra tam da altında bulup kendinizi aşağıdan yukarıya bakmak tuhaf bir histir.

Eiffel’e çıkmak için dört ayağının altında da girişler bulunur ve saat kaç olursa olsun hep kuyruk vardır. Eiffel’e çıkmak için en uygun vakit gün batımından kısa bir süre öncesidir. Böylece yukarıdan Paris’i hem gündüz, hem gün batımı, hem de yanan ışıklarıyla görmek mümkün. Eiffel’in üzerinden Paris’in turistik merkezlerinin tamamını görüp genel bir şehir planını kafanıza oturtmak gezinin geri kalanı için faydalı olabilir. İnişten sonra nehirden karşıya geçerek, bu kez Trocadero’dan Eiffel’i izleme şansınız olur. Ama güzel fotoğraflar çekmek için köprüyü geçer geçmez sola dönüp nehrin hemen kenarından Eiffel’e bakın derim.

Trocadéro bir çok müzeye ev sahipliği yapan eski bir saraydır ve Eiffel’e bakan kısmında oldukça büyük ve güzel bir bahçesi var. Trocadero’nun merdivenlerini çıkıp diğer tarafa geçtiğimizde karşınıza Trocadero meydanı çıkar; altı bulvarın kesiştiği nokta olan meydan çok hareketlidir ve birbirinden güzel cafelere ev sahipliği yapar. Meydana çıkınca sağdan ikinci bulvara yani Avenue de Kleber’e girerseniz bu cadde sizi doğruca Arc de Triomphe ‘a yani Zafer Anıtı’na ve dillere destan Champs-Élysées (şanzelize) bulvarının başlangıç noktasına çıkaracaktır. Nedense bu cadde Türkiye’de “Paris” denildiğinde ilk akla gelen caddedir ve orada bir yemek yemek ya da bir kahve içmek hayaliyle gider bir çok insan Paris’e. Oysa bana göre tipik bir Paris bulvarı bile değil burası, sadece çok ünlü mağazaları ve restaurantları barındırıyor olması onu farklı kılan. Her daim aşırı kalabalık olması ise benim için ayrıca bir negatif puan. Caddenin tek sevdiğim bölümü Grand Palais (Büyük Saray) ve Petit Palais (Küçük Saray) ‘ın bulunduğu bölüm ve hemen karşısında yer alan park ve parkın önündeki muhteşem ağaçlıklı yol yani bulvarın sonu. Büyük ve Küçük Saray ise bir çok müzeye ve galeriye ev sahipliği yapar. Gitmeden önce internet sitelerinden varolan sergilere bakmakta fayda var.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Ve caddenin bittiği yerde benim en sevdiğim meydan unvanını yıllardır koruyan Place de la Concorde yani Concorde Meydanı bulunuyor. Paris’in en büyük meydanı olan Concorde 18. yy’da bir çok ünlü ismin (Kral XVI Louis, Kraliçe Marie Antoinette) idamına sahne olmuş. O dönem Fransız devriminin sembolü haline gelen meydana Place de la Revolution yani Devrim meydanı denmiş. Devrimin sona ermesi ile yaşanan tüm idamları ve olayları unutmak için meydanın adı Fransızcada “iyi geçim, dirlik düzen, uyuşma” anlamına gelen “Concorde” olarak değiştirilmiş. Bu meydanın beni en çok etkileyen yanı ise bu tarihinin ardından şuan; çeşmeleriyle, dikilitaşıyla ve heykelleriyle insanları büyüleyen ve mutlu eden bir görünüme bürünmüş olması.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Concorde Meydanı

Bu meydanın hemen yakınında Paris’in en görkemli köprüsü olan Pont Alexandre III yer alır. Görülmesi gereken ve fotoğraflar için harika fon oluşturan bir köprü.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Concorde Meydanı’ndan Jardins de Tuileries Tuileries Bahçesine girerek gezimize devam edebiliriz. 16. yy’da Tuileries Sarayına ait olan bahçe, Fransız devrimiyle birlikte halka açılmış ve artık bir park olarak kullanıyor. Concorde Meydanı ve Louvre Müzesi arasında oldukça uzun ve geniş bir park. İçinde bir kaç restaurant, iki küçük havuz, bir çok ünlü heykel ve ünlü fırın PAUL ‘ün küçük bir büfesi var. Bu parkta gezinti yapmak, havuz başındaki yeşil sandalyelerde oturup güneşlenmek, heykelleri incelemek çok keyifli olacaktır.

JardindesTuileries3

JardindesTuileries5

Jardin des Tuileries 

Parkın sonunda bütün ihtişamıyla Louvre Müzesi sizi bekliyor olacak ama birinci grup için gündüz gezisini burda tamamlayarak gün batımını izlemek üzere Pont des Arts’a doğru yol almak gerek. Bunun için parkın bitiminde Louvre Müzesini gördüğünüzde sağa nehre çıkan yola dönmek, nehir kenarına vardığımızda ise sola doğru yürümek gerekiyor. Sanatlar Köprüsü (Pont des Arts) sadece yayalara açık olan, çalışan ressamları görebileceğiniz ve oturup gün batımını izleyebileceğiniz bir köprü.

IMG_0167iii

Gün batımının keyfini çıkardıktan sonra sıra güzel bir yemek yiyip, fransız şaraplarının tadına bakmaya geldi artık. Bunun için bulunduğunuz köprüye yakın bir bölge olan Saint Michel’i tercih edebilirsiniz. Burada bir çok restaurant ve barı bir arada bulabilirsiniz. Çok hareketli ve eğlenceli bir semttir. Saint Michel’e gitmek için şehrin karşı kıyısına geçerek sola doğru yürümeniz gerekir. Saint Michel meydanına geldiğinizde büyük ve görkemli Saint Michel çeşmesi ile karşılaşacak ve muhtemelen bir süre onu izleyeceksiniz. Çeşmeyi izledikten sonra sağdaki dar soğa girerseniz restaurantların olduğu bölgeye gelmiş olacaksınız.

Paris gezisi ve fotoğrafları

2 . Gün: Sacré Coeur – Montmartre – Moulin Rouge – Bastille Meydanı – Place des Vosges – Marais – Centre Pompidou

İlk olarak RATP nin yani Paris belediyesinin ulaşım sayfasından (ingilizce versiyon mevcut) bulunduğunuz adresten Montmartre’a nasıl gidebileceğinize bakmalısınız. Sacré Cœur ve ona ev sahipliği yapan masalsı mahalle Montmartre biraz şehir merkezinin dışında kalır ve bir tepede olduğu için önce bir toplu taşıma aracıyla tepeye varıp sonra bütün semti gezerek inmek daha iyi olacaktır.

sacré coeur 11

Sacré Cœur Bazilikası, yapımında kullanılan beyaz mozaik nedeniyle parlayan görüntüsü ve göğe yükselircesine büyük kubbesiyle oldukça ihtişamlı bir klisedir. İçeriye girmek serbest fakat fotoğraf çekmek kesinlikle yasaktır. Önünde geniş bir teras bulunur ki bu terastan Paris’i izleyebilir hatta Amelie filminden sahneleri hatırlayabilirsiniz. Her zaman orda mıdır bilmiyorum ama benim her gidişimde hemen önünde keman çalan bir adam vardı ve bu adama biraz bahşiş verildiğinde istediğiniz bir şeyi çalabilir ya da bir tercihiniz yoksa kendisi ünlü bir fransız melodisi tutturup size bakarak çalar. Bu teras birkaç kattan oluşur ve alt katlarda mutlaka her zaman bir sanatsal bir gösteri vardır.

Montmartre1111Montmartre sokakları

Kilisenin sol tarafından kıvrılan sokağa girdiğimizde Montmartre’ın en güzel sokaklarına ulaşmış oluruz. Birbirinden renkli dekore edilmiş, çiçeklerle süslenmiş tipik Fransız cafeleri, sokak ressamları, hediyelik eşya dükkanları, çikolata dükkanları ve onlarca turist göreceksiniz burada. Sokak ressamlarına karakalem resminizi yaptırabilirsiniz, hangisine yaptırsam diye düşünmenize gerek yok, zira sokağa girer girmez etrafınızı saracaklardır. Mutlaka pazarlık yapın, ilk söylediği fiyatın beşte birine bile alabilirsiniz resminizi. Burada mutlaka bir cafenin önünde oturarak kahvenizi içmeli, hediyelik eşya dükkanlarını gezmeli, gurme dükkanlarındaki çikolataları tatmalısınız. Ressamlar tepesi olarak da bilinen bölgede eskiden ünlü ressamların atölyeleri bulunurmuş; Salvador Dalí, Claude Monet, Pablo Picasso , Vincent van Gogh. Kalabalığı takip ederek bölgenin sonuna yaklaştığınızda ünlü Montmartre merdivenlerini göreceksiniz.

Montmartre222Ressamlar Tepesi

Merdivenlerden aşağıya inerek Moulin Rouge (Kırmızı Değirmen) ‘e ev sahipliği yapan mahalle Pigalle ’e ulaşacaksınız. Pigalle Paris’in gece hayatında önemli yer tutar. Ama güvenlik açısından biraz açığı olan bir bölge ya da ben öyle hissediyorum. Bu bölgenin avantajı hediyelik eşya satan mağazalar içinde en düşük fiyatlara sahip olması. Her yerde genel olarak aynı ürünler satılır ve o aynı ürünlerin fiyatı burada daha düşüktür.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Pigalle’den metroya binip Bastille meydanına geçin. Şehrin turistik alanının biraz dışında kalan bu meydanda parizyenleri daha net gözlemleyebilirsiniz. Bastille’e gitmemizin nedeni aslında hemen yakınında Place des Vosges yani Vosges Meydanı’na gitmek. Burası, küçük ve etrafı tamamen bir sarayla çevrilmiş olan farklı ve yine her daim kalabalık bir meydan. Etrafını saran binaların giriş katlarındaki sütunların arasından meydanı izlerken bir kahve içebilirsiniz. Buradan ayrılıp şehir merkezine doğru yola koyulduğunuzda Marais mahallesinin içinde bulacaksınız kendinizi. Farklı dönemlerde farklı gruplara ev sahipliği yapsa da en önemli özelliği Yahudi mahallesi olması. Mimarisi şehir merkezindeki kadar abartılı değil. Sade ve alçak yapılar var sadece.

Place des Vosges

Place des Vosges

Marais’nin ana caddesini takip ederek yürüdüğünüzde Rivoli caddesinin başlangıcı ile yolunuz kesişecek ve hemen solda Paris’in bir başka sembol olan binasını göreceksiniz ; Hôtel de Ville. Bina Paris’in yerel yönetim kurumlarını barındırır. Sergi salonlarında her zaman farklı ve güzel sergiler olabilir. Hotel de Ville binası solunuzdayken hemen sağa dönüp yukarı yürüdüğünüzde Centre Pompidou ile karşılaşacaksınız.

IMG_0173iii

Modernizmin simgesi olan bu binanın mimarisi oldukça farklı, kimilerinde hayranlık uyandıran, kimilerinde antipati uyandıran farklı bir bina ama içinde görsel sanatlarla ilgi bir çok sergi alanı, atölye, kütüphane, müzik atölyeleri bulunduran tam bir sanat merkezi. Hemen yakınında ise şehir merkezindeki en büyük alışveriş merkezi olan Les Halles var. Burası aynı zamanda şehrin tam ortasındaki, neredeyse her hatta erişimi bulunan metro istasyonunu bulunduruyor altında. Mağazaların ve alışveriş merkezinin kapanması (20:00) ile sessizleşen bu bölgede akşam yemeği için güzel alternatifler de bulabilirsiniz.

Paris gezisi ve fotoğrafları

3 . Gün: Rue Mouffetard – Pantheon – Jardin du Luxemboug – Saint Michel – Notre Dame – Rue Rivoli

Mouffetard, Latin mahallesinin en hareketli sokağı. Girişinde öğlene kadar açık olan bir pazar var. Sokakta ise fransız mutfağına ait herşeyi bulabileceğiniz mağazalar var. Dışarıda sepetler içinde sergilenen şaraplar, çikolata mağazaları, çeşit çeşit peynirlerin yer aldığı dükkanlar, deniz mahsulleri satan dükkanlarla dolu bir sokak. Sokağın başında dükkanlar ve fırınlar sonrasında ise dünya mutfaklarından örnek restaurantlar var; çin, japon, yunan, meksikan, türk ve tabi fransız. Sokağın ortalarında bir meydana varıyorsunuz. Meydanın etrafında ise fransız bistrolar mevcut. Sokak bir yokuş aslında ve sonuna geldiğinizde Pantheon’un arkasına çıkmış oluyorsunuz.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Pantheon, bir zamanlar kilise olarak inşa edilmiş ve neoklasiszmin ilk mimari örneklerinden biri olmuş. Fransız devrimi ile birlikte bir anıtkabir olarak kullanılmaya başlanmış. Giriş bölümünün üstünde yazan bu cümle bu binayı değerli kılan en önemli şey galiba : “AUX GRANDS HOMMES LA PATRIE RECONNAISSANTE”. Bu cümleyi Türkçeye çevirmek biraz zor açıkcası çünkü biraz tarihi ve kültürel bir söyleyim. Çeviricek olursak şöyle diyebiliriz belki: “Minnetar vatandan onun büyük insanlarına”. Bu söz Fransız devrimi için ve Fransa için çalışan, savaşan, yazan insanlara söylenmiş. Bu binada yakılan ve gömülü olan isimlerden bir kaçı ise Voltaire, Rousseau, Victor Hugo, Émile Zola, Jean Moulin, Marie Skłodowska-Curie.

Pantheon’un baktığı Souflot Caddesinden aşağıya doğru indiğinizde Paris’in en güzel bahçelerinden birine varacaksınız: Jardin du Luxembourg yani Luxembourg Bahçeleri. İçinde Luxembourg Sarayını, Medici Çeşmesini, ünlü Özgürlük heykelinin orijinal halini ve daha pek çok heykeli göreceksiniz. Eğer bu fotoğraflardaki gibi güzel bir zamanda bu parkı geziyorsanız eminim burada saatler geçirmek isteyeceksinizdir.

JardinduLuxembourg4

JardinduLuxembourg3

Jardin du Luxembourg

Parktan çıktığınızda Saint Michel bulvarını takip ederek nehre doğru yürüdüğünüzde Saint Michel meydanına varacaksınız. Yol üzerinde Paris’in en büyük üniversitesi olan Sorbonne’u göreceksiniz.

Notre Dame1

Meydana vardığınızda direk köprüden karşıya geçerseniz Notre Dame de Paris ’ın yer aldığı küçük adaya varmış olacaksınız ve sağa doğru yürüdüğünüzde Notre Dame Kilisesi’ne varacaksınız. Bu yönden gelindiğinde önce önündeki meydana çıkacak ve ön yüzünü görmüş olacaksınız ama asıl güzel olan tarafı arka tarafı. Kiliseye girmek ve fotoğraf çekmek serbest. Yapımına 1163 yılında başlanılan bu gotik mimari şaheseri tam olarak 1345 yılında tamamlanmış. Kilisenin çatısına çıkıp oradan Paris’i izlemek de mümkün fakat tahmin edemeyeceğiniz kadar yorucu olabilir ama tüm yorgunluğuma rağmen çektiğim fotoğraflar harika oldu ve bu nedenle hiç pişman olmadım çıktığıma. Kilisenin içini gezdikten sonra bahçesine geçerek yapıyı asıl arkadan izlemek hatta bahçenin bitimindeki köprüye gidip, köprünün ortalarından izlemek gerekir.

IMG_9132ii

Notre Dame’ın bulunduğu küçük adada, bir başka güzel klise Sainte Chapelle’i görebilirsiniz. Adalet saryının bahçesinde bulunan klisenin hemen yanında fransız devrimi tutuklarının da kaldığı, şimdi müzeye dönüştürülen Concierge hapishanesini ziyaret edebilirsiniz ama maalesef her daim çok uzun kuyruklar olduğundan ben bir türlü ziyaret edemedim.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Buradan karşıya, kuzey yönünde geçtiğinizde yine Hotel de Ville binasının bulunduğu meydana çıkacaksınız. Meydanın sonuna geldiğinizde Paris’in bir başka alışveriş caddesi olan Rue de Rivoli ‘ye varırsınız. Burada tüm zincir mağazaları bulabilirsiniz hatta bazılarından bir başta bir sonda olmak üzere iki tane var. Alışveriş için buraya en az 2-3 saat ayırmak gerekir, plan yaparken buna dikkat etmelisiniz. Cadde devam ederken siz Louvre Müzesinin ve Tuileries Bahçesinin paralelinde ilerlemiş olursunuz ve cadde bittiğinde Concorde Meydanına çıkmış olursunuz. Hediyelik eşya açısından buradaki mağazalar da oldukça zengindir. Birkaç mağaza önerim; Etam, Monoprix, Promod, Naf Naf, André.

Paris gezisi ve fotoğrafları

Bu gruplama dışında kalan görülmesi gereken alanlar da var : Paris’ten biraz farklı bir atmosferi olan Republique meydanı ve Saint Martin Kanalı. Mimari yapısı nedeniyle görülmesi gereken tren garları: Gare du Lyon, Gare de l’Est, Gare du Nord, Gare d’Austerlitz. Meclis binası, Fransız devrimin başladığı Concierge binası, askeri okul.

Eğer fazladan bir gününüz varsa Palace of Versailles ‘ı ziyaret etmelisiniz. Yine RATP den bulunduğunuz yerden nasıl gideceğinizi öğrenmelisiniz çünkü Versailles sarayı şehrin oldukça dışında kalıyor. Ben sarayın içindeki ihtişamı çok merak etmedim ve sadece bahçesinde gezmeyi tercih ettim ve çok doğru bir karar olduğunu anladım. Buarada sadece bahçeyi tam olarak gezmek bile yarım gün alıyor.

Ayrıca bazı küçük ama yararlı bilgiler de paylaşmak istiyorum:

  • Metro istasyonlarından ücretsiz olarak harita temin edebilirsiniz.
  • Metro biletini 10’lu karne (carnet de dix) olarak alırsanız daha uygun olur.
  • Metroda directionlara dikkat etmelisiniz.

 

Paris gezisi ve fotoğrafları

Montmartre merdivenleri

Paris’in restoranlarından sıkılırsanız Türk mahallesinde Deniz restaurant var, fransızların da gittiği çok güzel bir restoran, harika kebaplar yapıyorlar.
Böylece pariste türk mahallesi nasıl oluyor onu da görmüş olursunuz, metroda Saint Denis durağında inmeniz ve türkçe konuşanları takip etmeniz yeterli.

Seine nehri üzerinde tekne turuna katılabilirsiniz, Pount Neuf köprüsünün kıyısından biniliyor teknelere. Yine akşam üzeri yapmanızı ve özellikle akşam ışıklandırılmış haliyle binaları görmenizi tavsiye ederim.

Paris için taksi ücreti hesaplama sitesi:http://www.worldtaximeter.com/paris

 

Paris’te nerede kalmalı sorusuna verilecek bir kaç cevap var:

Hareketli bir gece hayatı ve aynı zamanda gündüz de şehrin en hareketli noktası olan Saint Michel, ve yakınında Saint Germain, Quartier Latin yani 5. ve 6. bölgeler.

2. bölgede Louvre müzesi civarında, turistik gezi ve alışveriş için çok iyi bir konuma sahip, akşam için seçenek kısıtlı ama gayet sakin ve güzel.

Otel seçimini ben bir kaç seferdir Tim Hotel’den yana kullanıyorum, Paris’te toplam 16 oteli olan zincir otel. Nefis bir açık büfe kahvaltıya sahip. Hatta o kadar nefis ki, saat 7’de, yani servisin başladığı dakikada orda olmak istiyor insan çünkü mutfakta pişen croissantların ve kahvenin kokusu üst katlara çıkarak odalardan sizi çağırıyor 🙂

Paris’te ne yiyelim derseniz tıklayın: Paris için gurme tavsiyeler

Paris’te hangi müzeyi gezmeli derseniz tıklayın: Paris’te müze gezmek

Eiffel Kulesine aşık oldum, nedir bunun hikayesi derseniz tıklayın: Eiffel Kulesi

EPP

Load More
Something is wrong. Response takes too long or there is JS error. Press Ctrl+Shift+J or Cmd+Shift+J on a Mac.