Category Archives: Anne-Bebek

Kakaolu Fındık Ezmesi

Doğal olanı arayıp bulmak ve beraberinde doğal lezzeti yakalamak bu aralar odak alanım oldu. Tabi asıl odağım daha çok kitabım ama kitap tariflerim ile doğal tariflerim uyuştuğu için her şey yolunda. Ben bir şey yaparken mutlaka “neden” diye soruyorum, “neye yarayacak” veya “ne fark katacak bu yaptığım” diye. Böylece önceden yapılanı yapmaktan uzak, fayda ve fark yaratan işler çıkartmaya çalışıyorum.

Hazır kakaolu fındık kremalarında devam eden kanserojen palm yağı tartışması ve tabi bununla kalmayıp bir çoğunda başka maddelerin de olması, çocuk sahibi ve doğal lezzet arayışı olan bir blogger olarak beni harekete geçirdi. Bizim evde her zaman bir çikolatalı tatlı olduğundan ve kahvaltıdan sonra kahve ile yendiğinden kahvaltıda pek tatlı aramam. Ama nutellayı çok seven yiğenlerim misafir olarak geldiklerinde alabileceğim bir fındık kreması var mı diye markette bakındım ama maalesef içindekileri okuyunca onlara bunu yedirmeye içim el vermedi. Bunun üzerine biraz araştırma ve biraz da deneme yaptıktan sonra istediğim kıvamda ve lezzette bir çikolatalı fındık kreması elde ettim. Tabi onların ziyaretine yetişmedi ama artık bir dahaki ziyarette hazırlıklıyım 🙂

Malzemeler:(2 küçük kavanoz)

  • 40 gr tuzsuz badem
  • 160 gr çiğ fınfık
  • 400 ml tam yağlı süt
  • 40 gr bal
  • 1 tutam tuz
  • 170 gr bitter çikolata
  • 140 gr sütlü çikolata

Kıvamını beğendiğim tüm tariflerde süt tozu kullanılıyor ama ben doğallıktan çıkmamak için eklemedim. Doğal olan bir süt tozu yani gerçek sütün kurutulması ile elde edilen bir süt tozu bulursam onunla da deneyeceğim. Kıvamı aslında fotoğraflarda görünenden daha akışkan. Özellikle ilk yapıldığında çok sıvı olduğunu görünce şaşırmayın, soğudukça kıvam alacak. Ve buzdolabından çıkardığınızda direk sürülebilir kıvamda olacak. Hatta biraz erken çıkarırsanız daha kolay sürülen bir kıvam elde edebilirsiniz. Bir de fındığı toz haline getirmek için mutfak robotu yeterli gelmezse yani fındık parçaları sizi rahatsız ederse fındığı toz halinde satın alabilirsiniz ya da ilk yaptığınız anda sıvı halinde ince bir süzgeçten geçirip parça fındıkları dışarıda bırakabilirsiniz. Bir de önemli not olarak eklemeliyim; buzdolabında sadece 1 hafta süreyle saklayabilirsiniz. O nedenle tarifi yarım ölçek olarak da uygulayabilirsiniz.

Yapımı:

  1. 180 C fırında fındıkları ve bademleri kavurun. Ama birbirlerine karıştırmayın ki fındıkların kabuğunu ayıklamak kolay olsun. Eğer yarım ölçek yapacaksanız büyükçe bir tavada ocakta sürekli karıştırarak da kavrulmasını sağlayabilirsiniz.
  2. Bu sırada süte balı ve tuzu ekleyip orta ateşte kaynama noktasına gelene kadar karıştırın ve kaynadığı anda ocaktan alın.
  3. Çikolataları ben marie usulü veya mikrodalga fırında eritin. Eritme konusunda detaylı bilgi için çikolata yapımı yazısını okumanızı tavsiye ederim.
  4. Kabuklarını soyduğunuz fındıkları ve kavrulmuş bademleri bir mutfak robotuna alın. Halen hafif sıcakken bunu yapmanız gerekir ki fındık ve badem yağını salabilsin.
  5. Fındıklar ve tabi bademler toz haline gelene kadar robotu çalıştırmaya devam edin ve ardından çikolatayı ekleyin.1-2 dk daha robotu çalıştırın ve ardından süt karışımını ekleyin.
  6. Homojen bir karışım elde edene kadar robotu çalıştırmaya devam edin ve karışımı 2 küçük kavanoza koyup oda sıcaklığına geldiğinde buzdolabına kaldırın.

Çok kısa sürede ve içinde ne olduğunu bilerek elde edeceğiniz bu kakaolu fındık kremasını çocuklarınıza gönül rahatlığıyla yedirebilirsiniz. Tabi sadece çocuklar için değil çikolatakolik anneler de yiyebilir 🙂

Hayatımı Değiştiren Kitaplar Serisi 1

Blogun en ilgi görmeyen bölümü olan doğal beslenmek ve sürdürülebilir bir yaşam alanına yazmaya ısrarla devam edeceğim. Okunma oranını arttırmak için başlığı da genel yazdım ama aslında hayatımı değiştiren bu kitaplar gıda, beslenmek, yeme-içme ve hastalık ilişkisi üzerine. Peki ilgi görmediği halde neden yazıyorsun derseniz, bu yazdıklarım tek bir kişinin bile sağlıklı beslenmeye geçiş yapmasını sağlayacak olsa dahi yazmış olmaktan çok büyük mutluluk duyarım. Öyle ki birkaç gün önce bir arkadaşım arayarak ilk ekolojik temizlik malzemeleri siparişini verdiklerini söylediğinde hem doğa için hem de onlar için çok sevindim.

Dünyada Gıda Terörü, İsmail Tokalak

Tam 2 yıl oldu bu kitabı okuyalı ve hayatımı değiştiren yegane kitaplardan biri oldu. Çünkü bu kitabı okuduktan sonra artık  satın almak üzere olduğum her şeyin “içindekiler” etiketini mutlaka okuyorum. Ve tabi okuyunca pek azını satın alabiliyorum. Mesela daha önce ön tarafında “keçi sütlü doğal dondurma” ibaresi olan bir dondurma alırdım, “içindekiler”i okumaya başladıktan sonra bir de gördüm ki meğer sadece %10 keçi sütü varmış, hatta süt tozu ve bir sürü E’li madde varmış. “Tereyağlı milföy” alırdım, ta ki içindekilerde, tereyağını sadece aroma olarak kullandıklarını ve pek tabi hidrojenize yağ kullanıldığını görene kadar. Paketli tost ekmeği veya hamburger ekmeği alırdım; ekmek olduğu için içinde sadece un,su,tuz ve maya vardır sanıyordum, bir de baktım ki içindekiler listesinde neredeyse 20 farklı şey var ve ne olduğunu kesinlikle anlamadım. Bu içindekileri okuma alışkanlığımı sadece gıda değil aynı zamanda ilaçlar ve bakım ürünlerine de taşıdım. İçindekiler kısmında 15-20 tane tuhaf isimli madde olan şampuan ve kremler yerine sadece birkaç bilinir madde ile yapılan ürünlere geçtim.

Kitabın bölümlerinden de kısaca bahsedeyim; ilk bölümlerde küresel adaletsizlikten, gıdanın politik ve ekonomik gücünden ve bir silah olarak kullanılmasından bahsediyor. Yeni bir terim olarak biyoemperyalizmden bahsediyor ve şöyle diyor: “Biyoemperyalizm, bir ülkeyi gıda zinciri tekeline hakim olarak topsuz tüfeksiz sessizce istila etmektir.” Ve dünya gıda ticareti üzerine şaşırtan istatistikler veriyor.

Ardından yıllar önce yeşil devrim adı altında başlayan tarımda ilaç kullanımın aslında nasıl bir gıda terörüne dönüştüğünü anlatıyor. Dünyada genel olarak gıda denetiminin sağlıklı çalışmadığını örneklerle gösteriyor. Hazır gıdaların ve bilinçsiz beslenmenin getirdiği tehlikeleri anlatıyor ve doğal beslenmenin neden gerekli olduğunu vurguluyor. Ardından keten tohumu ve zerdeçalın mucizesini anlatıyor. Çok detaylandırmadan tavuk yetiştiriciliğine ve yem konusuna da giriyor.

Önemli bir bölümü suni tatlandırıcıların ve gazlı içeceklerin zararlarına ayırıp oldukça detaylı ve çarpıcı anlatıyor. Özellikle coca-cola hakkında anlatıkları, ömrü hayatında belki toplam 1 bardak coca-cola içmiş biri olarak, beni bile şok etti. Biraz uzun ama özellikle alıntı yapmak istiyorum: “Coca-Cola’nın halen kullandığı cafein yaprakları Güney Amerika’dan geliyor. Eğer siz kişi olarak Amerika’ya valizinizde biraz kokain yaprağı ile giriş yaparken gümrükte yakalanırsanız, uyuşturucu veya uyarıcı kaçakçılığı yapıyor diye tutuklanırsınız. Coca-cola her sene 8 ton civarında kokain yaprağını Güney Amerika’dan ithal ediyor.(www.cocaine.org)….. Coca-Cola, bu kokain yapraklarını içecek içinde kullanmadan önce yaprakların içindeki kokainin elimine edildiğini bildiriyor. Fakat bu elimine edilen kokainin nerede kullanıldığına dair herhangi bir bilgi yok.” Beni en çok etkileyen ise 1950’li yıllarda Amerika’da Coca-Cola ve Seven-up reklamlarında 9 aylık bebeklerin olması ve ne kadar erken başlatırsanız o kadar iyi bir hayatı olur gibi sloganlar yazılması. Reklam afişleri de kitaptan unutmayacağım sayfalardan oldu.

Ardından uzun bir bölümü GDO’ya ayırıyor. Şu çarpıcı sözü alıntılıyor: “Herhangi bir politikacı veya bilim insanı, GDO’lu ürünlerin güvenli olduğunu söylüyorsa, ya gerizekalıdır ya da bilerek yalan söylüyordur” Prof. Dr. David Suzuki. GDO’nun ne olduğunu, insana ve doğaya verdiği zararı en sade haliyle anlatıyor. Günümüzde GDO’lu tohumun bütün dünyada nasıl yayıldığını istatistiklerle gösteriyor.

Bir sonraki bölümde gıda etiketlerinin hayati önemini anlatıyor. Ardından etiket içeriği yazma zorunluluğunda yapılan çirkinlikleri saklamak için dünyada nasıl bir kodlama yapıldığını anlatıyor. Örneğin ambalaja “%100 dana” diye yazılan bir ürünün içinde dananın her yerini kullanma hakkı var; yani sinirler, yağlar vs. Ancak %100 dana eti yazarsa sadece dana eti kullandığı anlamına geliyor.

Kitabı bitirdikten sonra bütün bunları biliyor olmak muhtemelen hayatınızı zorlaştıracak ama emin olun ki güzelleştirecek.

EPP

Doğal beslenmek ve doğaya zarar vermeden yaşamak için bir kaç kaynak önerisi

Bir önceki yazımda  organik ve/veya doğal beslenmek hakkında biraz detaylı bir derinlik olunca bu tür kaynakları gösteren daha güncel linkleri başka bir yazı olarak paylaşmak istedim.

Örnek teşkil etmesi ve de kaynak bulmada sıkıntı yaşayanlara yardımcı olması açısından, ailemin sağlıklı beslenebilmesi için neler yaptığımı özetle paylaşıyorum;

Read more… →

Bebeklerin beslenmesinde organik gıda gerekliliği üzerine bir yazı

Doğal beslenme ve sürdürülebilir tarım üzerine çokça bilgi edinmek için okuyan, araştıran ve düşünen bir blog yazarı olarak ve bugün itibariyle 15 aylık bir bebek annesi olarak bu yazıyı yazmanın gerekliliğini düşünüyordum uzun zamandır. Çünkü özellikle bebeği ek gıdaya yeni başlayan anne babaların ticari bir organik ağına düştüğünü görüyorum.

Bebek ek gıdaya geçtiğinde yediği her bir gram meyve, sebze, yoğurt hatta su ölçülü ve kontrollüdür ve bebeğe özeldir. Bu nedenle anneler bebeklere özel alışveriş yaparak başlar organik beslenme telaşına. Ama işte temel sorun da zaten bana göre buradan kaynaklanıyor. Çünkü bebeğin organik beslenmesi gerektiğini düşünüp kendi beslenmesini es geçen anne babanın bebeğin bu beslenme düzenini ek gıdadan normal gıdaya geçişte sürdürmesi pek mümkün olmayacaktır. Ebeveynler kendi beslenme alışkanlıklarını değiştirmedikleri sürece bebeğe istedikleri beslenme düzenini kabul ettiremezler. Zaten bir sürü evde yemek masası kavgalarının bir nedeni de budur. Siz beyaz ekmek yerken çocuğun tam buğday ekmeği yemesini veya siz beyaz pirinçle pilav yerken onun kinoalı pilav yemesini asla beklemeyin. Bunlar çok üst örnekler olduysa en basiti söyleyeyim; siz kola içerken çocuğunuzun ayran içmesini beklemeyin!

Read more… →

Bir mutfak aşığı gözünden hamilelikte beslenme

Esasen hamilelikte beslenmenin sağlıklı bir insan beslenmesinden pek farkı yok ama içinde bir varlık oluşturmaya çalışırken daha bir dikkatli ve özenli olmak istiyor insan, ya da olması gerekiyor da diyebiliriz. Çünkü maalesef dikkat etmeyen pek çok hamile kadına da rastlıyorum, rastlıyoruz. Eğer fikir edinmek için bunu okuyan bir hamileysen özel mesajım şudur; ne yersek oyuz diyoruz ya, o minik varlık da senin bir parçan olarak sen ne yersen o olacak!

Her zaman olduğu gibi hamilelikte de esas nokta doğal besleniyor olmak. Hazır gıdalardan, içinde ne olduğu bilinmeyen yemeklerden, mevsimi olmayan sebze ve meyvelerden, klasik tavuktan, sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş etlerden, paket ekmeklerden, asitli, şekerli içeceklerden kaçınmak şart. Ben bunun için ekstra çaba sarf etmedim çünkü hamilelikten önce de böyle beslendim, sonra da böyle besleniyorum. Hamilelikte beslenmenin temellerini kendimce aşağıdaki gibi maddelendirdim:

Read more… →

Bir hamilelik hikayesi de benden

İçimdeki mucizenin yüzünü gördükten sonra başa sarıp hamileliği yeniden yaşasam hamilelik sürecim muhtemelen çok çok daha güzel geçerdi…

Evet hamilelik zor bir süreç ve en kötüsü de bilinmeyen bir süreç. Tabi ki hamileliğin kendisi, yani bebeğin oluşumu bilinen ve standart bir süreç ama bizim vücudumuzun bu oluşuma nasıl tepki vereceği bir bilinmez.

O kadar farklı hamilelik hikayeleri duydum ki hamilelik sürecimde; çok kolay geçirip 3. ayda hamile olduğunu anlayan, aylarca kımıldamadan yatacak kadar kötü olan, 1. ve 2. hamileliği birbirinden tamamen farklı olan, çok mutlu olan, çok depresif olan, çok kilo alan, kilo veren… Bu liste uzuyor gidiyor; işte bu nedenle herkesin hamileliği sadece kendine özel ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir süreç.

Read more… →

CafeLontano’da bir güzel yenilik

Cafelontano’da yeni bir sayfa daha açılıyor çünkü yakın zamanda aslında benim hayatımda yeni bir sayfa açıldı. Burası ise benim hayatımın bir yansıması olarak bu değişimden uzak kalamazdı.Öyle bir şey ki bu, sadece evimi, hayatımı değil, beni de değiştirdi. Hayata farklı pencerelerden bakmak gerekir ya hani, annelik penceresi bambaşkaymış, onu gösterdi.

Ben hümanistim aslında, yani daha doğrusu önceden öyle olduğumu sanıyordum. Ta ki anne olup, bütün çocukları, tek çocuğun yüzüne bakarak bağrıma basana kadar. Her insana bir annenin bebeği olarak bakmaya başlayana kadar. Her gördüğüm hasta çocuğa dua edip annesiyle göz göze geldiğimde gözüm dolana kadar. İhtiyacı olan tüm çocuklara yardım etme isteğiyle yanıp tutuşana kadar. Bir ölüm haberi duyduğumda annesinin yaşayacağı acıyı içimde hissedene kadar. Sokakta büyümek zorunda kalan bebekler için içimde bir yangın hissedene kadar.Evet ben hala bir hümanistim ve artık anne olan bir hümanist olarak on kaplan gücünde çalışabilirim insanlık için.

Read more… →