Bir mutfak aşığı gözünden hamilelikte beslenme

Esasen hamilelikte beslenmenin sağlıklı bir insan beslenmesinden pek farkı yok ama içinde bir varlık oluşturmaya çalışırken daha bir dikkatli ve özenli olmak istiyor insan, ya da olması gerekiyor da diyebiliriz. Çünkü maalesef dikkat etmeyen pek çok hamile kadına da rastlıyorum, rastlıyoruz. Eğer fikir edinmek için bunu okuyan bir hamileysen özel mesajım şudur; ne yersek oyuz diyoruz ya, o minik varlık da senin bir parçan olarak sen ne yersen o olacak!

Her zaman olduğu gibi hamilelikte de esas nokta doğal besleniyor olmak. Hazır gıdalardan, içinde ne olduğu bilinmeyen yemeklerden, mevsimi olmayan sebze ve meyvelerden, klasik tavuktan, sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş etlerden, paket ekmeklerden, asitli, şekerli içeceklerden kaçınmak şart. Ben bunun için ekstra çaba sarf etmedim çünkü hamilelikten önce de böyle beslendim, sonra da böyle besleniyorum. Hamilelikte beslenmenin temellerini kendimce aşağıdaki gibi maddelendirdim:

  • Protein ve vitamin içeren yiyeceklere ağırlık verilmeli. Her gün en az 2 porsiyon protein, 2 porsiyon vitamin şart. 1 meyve de 1 porsiyon vitamine denk gelir, 1 tabak sebze yemeği de. 1 parça et yemeği de 1 porsiyon protein, 1 kase yoğurt veya 2 yumurta beyazı da.
  • Mayalanmış gıdaların bağışıklık üzerindeki mucizesi nedeniyle mutlaka tüketilmeli. (peynir, yoğurt, ekşi mayalı ekmek, turşu)
  • Mümkün olduğunca ev yapımı temel besinler tüketilmeli; ben yoğurdumu, ekmeğimi, meyve suyumu kendim yapıyorum.
  • Organik veya doğal tarım ile üretilen ürünler tercih edilmeli.Mutlaka mevsiminde meyve ve sebze tüketilmeli. Mevsim dışında üretilen veya konvansiyonel tarım ile devasa alanlarla fabrikasyon şeklinde üretilen sebze ve meyvelerde çok fazla tarım ilacı mevcut. Hatta GDO ve hormon barındırma riski de yüksek. Organik/ekolojik tarım ile ilgili yazımdan daha ayrıntılı bilgi almak isterseniz tıklayınız.
  • Bir başka fabrikasyon yöntem olan ve yılardır ülkemizde tartışılan tavuk konusunda düşüncem çok net: Aç kalacak dahi olsam asla yemem! Sanırım bu kararı alalı 5 sene oldu ve hiç bozmadım. Dolayısıyla organik tavuk yiyorum. Denediğim organik tavuklar arasında en beğendiğim ve severek yediğim ise Flotty marka. Pişerken nefis bir koku yayılıyor tıpkı çoook eskilerde olduğu gibi ve eti de bol yağlı, lezzetli. Ben aynı zamanda somon üretimi de artık tavuk üretimi gibi olduğundan çiftlikte yetişen somon ve diğer balıkları yemiyorum.
  • İşlenmiş etler hamilelikte kesinlikle yasak ama aslında zaten normalde de yenmemeli. Benim et türevi olarak tercih ettiğim sadece pastırma ve isli kurutulmuş et. Diğerlerinin içinde ne olduğunu asla bilmek dahi istemezsiniz bence…
  • Mümkün olduğunca işlenmemiş veya çok az işlenmiş gıdalar tercih edilmeli. Mesela fındık mı yiyeceksiniz; kavrulmuş değil de çiğ fındık, tuzlu değil de tuzsuz fıstık, çiğ badem gibi.
  • Haftada en az 5 sabah yumurta yenmeli.(Organik veya köy yumurtası)
  • Doğal tuz kullanmalı, hem sofrada öğütmek için hem de öğütülmüş olarak yemeklerde kullanmak için.
  • Bol bol su tüketilmeli.
  • Ceviz veya bademi mutlaka hergün yemeli. Hamilelikte özellikle ceviz yemenin bebeğin zeka gelişimine olumlu etkisi olacağı belirtiliyor.

Hamileliğe özel olarak; kuru eti, tam çiğ olmasa da biraz risk arz edebilir diye tost veya bruschetta için hafifçe kızartıp kullandım. Yine özel durum nedeniyle deniz mahsullerinin tüketimine ara verdim çünkü onların da bozulmuş olma veya zehirleme riski yüksek.

Yine efsaneleşmiş bir şeyi kendimce yıkarak; hamileliğimde hiç süt içmedim. Çünkü gıdalar ve sağlıklı beslenme hakkında okuduğum kaynaklarda sütün süt halinde tüketilmesinde vücudun kalsiyum ve diğer vitaminleri emmesi aslında sanıldığı gibi değilmiş. Aslolan sütün mayalanarak yani yoğurt veya kefir olarak tüketilmesiymiş. Ben de hergün mutlaka bir büyük kase yoğurt yedim ve kalsiyum değerimi hep hamilelik için gerekenin üstünde tutmayı başardım. Tabi bu bir öneri veya tavsiye değil, sadece kendi deneyimi paylaşıyorum, süt konusunda karar sizin.

Benim için önceki döneme göre zor tarafı şu oldu; önceden beğenmediğim veya sağlıklı bulmadığım bir yemek olduğunda onu yemektense aç kalmayı tercih ediyordum ama hamileyken aç kalmam mümkün değildi. Bu nedenle ofiste hizmet veren yemekhanenin yemeklerini yemediğimden evden ofise yemek getirmeye başladım. Lokasyon olarak pek de hoş olmayan bir yerde olduğumuzdan istediğim gibi yemek bulma şansım da yoktu ve bütün hamileliğim boyunca evden yemek taşıdım. Yani içinizdeki o minik varlık için fedakarlıklar daha o zamandan başlıyor ve söz konusu onun sağlığı olduğundan başlamalı da bence.

Tatlı olarak evde yaptığım kek, kurabiye, pastaları tercih ettim. Hazır gıdalarda bulunan glukoz şurubu, soya lesitininden kaçındım. Yani ben aslında sağlıklı beslenmek derken tatlı yememekten veya diyet yemekten bahsetmiyorum. Brownie yiyorum ama brownie evde yaptığım mis gibi tereyağlı, gerçek şekerden yapılmış, doğal yumurtalı brownie oluyor. Veya makarnama Samsun’dan gelen tereyağını, mevsimiyse doğal domatesleri, değilse yazdan konservelenmiş domatesleri koymaktan bahsediyorum.

Hamilelikte günde en az 3 lt su tüketilmesi öneriliyor ki ben rahatlıkla içtim ama göbeğin mesaneye olan baskısı nedeniyle fazla su tüketmek bazen işkenceye dönüşüyordu. Normalde de bu kadar çok içerdim ben suyu ama emzirirken 6 lt gibi rekor değerlere ulaştığımı da eklemeden geçemiyorum.

Bir de aşermekle ilgili kısaca yazmak istediğim bir şey var. Aşermenin tam olarak ne olduğunu bilmemiz pek mümkün değil muhtemelen, kişinin içinde geliştiğinden. Benim instagramda görüp ağzımı sulandıran yemekleri ertesi gün yapıp afiyetle yemem bana göre aşermeydi. Ama bir gün yine instagramda yılbaşı kurabiyeleri gördüm ve uzun uzun baktım onlara. Sonra nedendir bilinmez bir ağlamaklı oldum, hala kurabiyelere bakıyordum, canım çok istiyor ama elimde olmadığı için ağlıyordum. Bir arkadaşım durumu farkedip yanıma geldiğinde ancak çıkabildim bu durumdan ve ofise yakın iyi bir pastaneye gidip gözyaşımı dindirdik. Bu da bir çeşit aşermeydi muhtemelen ama bunun dışında deli gibi istediğim çok farklı bir şey olmadı.

Bir de bazı yiyeceklere takıldım bu dönemde. Hamileliğin uzun bir bölümü kışa denk geldiği halde içimin yangınını hep dondurma ile geçirdim. Hergün vanilyalı ve çikolatalı dondurma yiyordum. (Dondurma tercihim de L’erafresca, doğal, katkısız, boyasız ve glukoz şurubu olmadan üretiliyor.) Bahar büyüdüğünde favori dondurması onlar mı olacak merak ediyorum. Bir diğer takıntım ise eklerdi; her gün ekler yemek istiyordum. Nerede daha güzel bulabilirim diye de hep bir araştırma içindeydim. Hamilelikte bulamadığım hayalimdeki ekleri doğumdan 7 ay sonra keşfettim: Beyaz fırının tek porsiyonluk büyük ekleri! Onu yerken kendimi Paris’te hissettim. Bir de kurabiye aşermesi sonrası kurabiye-çay takıntım oluştu. Akşamları bu saatin gelmesini heyecanla bekliyordum. Normalde yılda sadece birkaç bardak çay içen ben, sürekli çay içiyordum. Akşam demlemeyi geçiyorum, Pazar kahvaltısında bile evde çay demlenmezken hamilelikte her akşam ve her kahvaltıda çay demledim. Doğumdan hemen sonra çay sevgim de uçtu gitti.

Bir başka tuhaflık; benim gibi bir kahve delisinin bir anda sanki hiç kahveyi tanımıyor, bilmiyor gibi hisssetmeye başlaması. Ben ki kendi kahvemi kendim öğütür,her türlü detayı düşünerek en güzel kahveyi arar bulurum, sabah yataktan kahve sayıklayarak kalkarım, iyi kahve bulamayacağım seyahatlerde gezici kahve takımımı yanıma alırım, bir gün, bir de bakıyorum ki kahvenin ne kokusu ne de tadı bir şey ifade etmiyor benim için. Çok tuhaf gerçekten bu! Üstelik hamilelikte alınması gereken kafein miktarı için araştırma yapmıştım; 7 gr’lık çekirdek kahve, yani bir shot espresso ile günlük kafein sınırının çok altında kalacaktım zaten. Bu durum tüm hamileliğim boyunca sürdü ve açıkçası hamilelik sonrasında da böyle devam edecek diye korktum. Neyse ki doğumdan 2 hafta sonra kahvenin kokusu yine beni cezbetmeye başladı. Bu sefer emzirme nedeniyle kısıtlı içer oldum ama en azından içtiğim o tek fincanın da keyfini sonuna kadar çıkarmaya başladım.

Hamilelik döneminde kazandığım ve emzirme dönemim devam ettiği için halen sahip olduğum bir diğer şey “iştah”. Kilo kontrolü açısından tehlikeli olabilir ama aslında ne kadar güzel bir şeymiş ve benim haberim yokmuş. Çünkü ben eskiden pek bir şey yemezdim, yani normal bir insanın yediğinin yarısı kadar ancak yerdim. Restaurantta bir tabağı komple bitirmem mümkün değildi. Önceden yaptığım pasta ve tatlıların bazen sadece sırf analiz etmek için tadına bakardım, en fazla bir dilim yerdim bir kalıp brownieden mesela. Önceden yaptığım, aşina olduğum tüm tatları bu iştah ile yeniden yapıp, geçmişte yemediklerimin acısını çıkardım diyebilirim. Ben artan iştahımla birlikte yemek yaptığım için çok daha lezzetli yapmaya başladığımı düşünüyordum ama tüm yemeklerimi tadan kişi olarak eşim elimde değişen brişey olmadığını, iştahım sayesinde tat algımın değiştiğini gösterdi bana. Ben de bu yeni algımla, yani nerdeyse yemek yemeyi yeni keşfetmiş gibi sürekli yemek düşünür oldum. Bu durumun en güzel yanı; yediğim herşeyin tadını çıkararak yedim, anı yaşayarak, koklayarak, hissederek. Tabi yemeyi ve iştahı yeni keşfeden insan olarak epey bir kilo aldım. 49 kg ile başladığım hamileliğimi 66 kg ile tamamladım yani 17 kg almış oldum. Doğumun üzerinden 8,5 ay geçti ve emzirme nedeniyle daha da fena olan iştahım nedeniyle pek kilo veremedim, 55’te patinaj yapıyorum ama umutluyum 🙂 Ve tabi eski halime dönmek konusunda kararlıyım.

Sonuç olarak hamileliğin belki de en güzel tarafı olan bu iştah ve yeme içme keyfinin (sağlıklı ve doğal gıdalar tercihini unutmadan tabi) tadını çıkarın derim. Böyle bir fırsat bir daha gelmez 😉

Sevgiler

EPP

Bu yazı daha önce 9362 kez okundu!

Print Friendly

Bir Cevap Yazın