Hayatımı Değiştiren Kitaplar Serisi 1

Blogun en ilgi görmeyen bölümü olan doğal beslenmek ve sürdürülebilir bir yaşam alanına yazmaya ısrarla devam edeceğim. Okunma oranını arttırmak için başlığı da genel yazdım ama aslında hayatımı değiştiren bu kitaplar gıda, beslenmek, yeme-içme ve hastalık ilişkisi üzerine. Peki ilgi görmediği halde neden yazıyorsun derseniz, bu yazdıklarım tek bir kişinin bile sağlıklı beslenmeye geçiş yapmasını sağlayacak olsa dahi yazmış olmaktan çok büyük mutluluk duyarım. Öyle ki birkaç gün önce bir arkadaşım arayarak ilk ekolojik temizlik malzemeleri siparişini verdiklerini söylediğinde hem doğa için hem de onlar için çok sevindim.

Dünyada Gıda Terörü, İsmail Tokalak

Tam 2 yıl oldu bu kitabı okuyalı ve hayatımı değiştiren yegane kitaplardan biri oldu. Çünkü bu kitabı okuduktan sonra artık  satın almak üzere olduğum her şeyin “içindekiler” etiketini mutlaka okuyorum. Ve tabi okuyunca pek azını satın alabiliyorum. Mesela daha önce ön tarafında “keçi sütlü doğal dondurma” ibaresi olan bir dondurma alırdım, “içindekiler”i okumaya başladıktan sonra bir de gördüm ki meğer sadece %10 keçi sütü varmış, hatta süt tozu ve bir sürü E’li madde varmış. “Tereyağlı milföy” alırdım, ta ki içindekilerde, tereyağını sadece aroma olarak kullandıklarını ve pek tabi hidrojenize yağ kullanıldığını görene kadar. Paketli tost ekmeği veya hamburger ekmeği alırdım; ekmek olduğu için içinde sadece un,su,tuz ve maya vardır sanıyordum, bir de baktım ki içindekiler listesinde neredeyse 20 farklı şey var ve ne olduğunu kesinlikle anlamadım. Bu içindekileri okuma alışkanlığımı sadece gıda değil aynı zamanda ilaçlar ve bakım ürünlerine de taşıdım. İçindekiler kısmında 15-20 tane tuhaf isimli madde olan şampuan ve kremler yerine sadece birkaç bilinir madde ile yapılan ürünlere geçtim.

Kitabın bölümlerinden de kısaca bahsedeyim; ilk bölümlerde küresel adaletsizlikten, gıdanın politik ve ekonomik gücünden ve bir silah olarak kullanılmasından bahsediyor. Yeni bir terim olarak biyoemperyalizmden bahsediyor ve şöyle diyor: “Biyoemperyalizm, bir ülkeyi gıda zinciri tekeline hakim olarak topsuz tüfeksiz sessizce istila etmektir.” Ve dünya gıda ticareti üzerine şaşırtan istatistikler veriyor.

Ardından yıllar önce yeşil devrim adı altında başlayan tarımda ilaç kullanımın aslında nasıl bir gıda terörüne dönüştüğünü anlatıyor. Dünyada genel olarak gıda denetiminin sağlıklı çalışmadığını örneklerle gösteriyor. Hazır gıdaların ve bilinçsiz beslenmenin getirdiği tehlikeleri anlatıyor ve doğal beslenmenin neden gerekli olduğunu vurguluyor. Ardından keten tohumu ve zerdeçalın mucizesini anlatıyor. Çok detaylandırmadan tavuk yetiştiriciliğine ve yem konusuna da giriyor.

Önemli bir bölümü suni tatlandırıcıların ve gazlı içeceklerin zararlarına ayırıp oldukça detaylı ve çarpıcı anlatıyor. Özellikle coca-cola hakkında anlatıkları, ömrü hayatında belki toplam 1 bardak coca-cola içmiş biri olarak, beni bile şok etti. Biraz uzun ama özellikle alıntı yapmak istiyorum: “Coca-Cola’nın halen kullandığı cafein yaprakları Güney Amerika’dan geliyor. Eğer siz kişi olarak Amerika’ya valizinizde biraz kokain yaprağı ile giriş yaparken gümrükte yakalanırsanız, uyuşturucu veya uyarıcı kaçakçılığı yapıyor diye tutuklanırsınız. Coca-cola her sene 8 ton civarında kokain yaprağını Güney Amerika’dan ithal ediyor.(www.cocaine.org)….. Coca-Cola, bu kokain yapraklarını içecek içinde kullanmadan önce yaprakların içindeki kokainin elimine edildiğini bildiriyor. Fakat bu elimine edilen kokainin nerede kullanıldığına dair herhangi bir bilgi yok.” Beni en çok etkileyen ise 1950’li yıllarda Amerika’da Coca-Cola ve Seven-up reklamlarında 9 aylık bebeklerin olması ve ne kadar erken başlatırsanız o kadar iyi bir hayatı olur gibi sloganlar yazılması. Reklam afişleri de kitaptan unutmayacağım sayfalardan oldu.

Ardından uzun bir bölümü GDO’ya ayırıyor. Şu çarpıcı sözü alıntılıyor: “Herhangi bir politikacı veya bilim insanı, GDO’lu ürünlerin güvenli olduğunu söylüyorsa, ya gerizekalıdır ya da bilerek yalan söylüyordur” Prof. Dr. David Suzuki. GDO’nun ne olduğunu, insana ve doğaya verdiği zararı en sade haliyle anlatıyor. Günümüzde GDO’lu tohumun bütün dünyada nasıl yayıldığını istatistiklerle gösteriyor.

Bir sonraki bölümde gıda etiketlerinin hayati önemini anlatıyor. Ardından etiket içeriği yazma zorunluluğunda yapılan çirkinlikleri saklamak için dünyada nasıl bir kodlama yapıldığını anlatıyor. Örneğin ambalaja “%100 dana” diye yazılan bir ürünün içinde dananın her yerini kullanma hakkı var; yani sinirler, yağlar vs. Ancak %100 dana eti yazarsa sadece dana eti kullandığı anlamına geliyor.

Kitabı bitirdikten sonra bütün bunları biliyor olmak muhtemelen hayatınızı zorlaştıracak ama emin olun ki güzelleştirecek.

EPP

Bu yazı daha önce 3998 kez okundu!

Print Friendly

Bir Cevap Yazın