Kalpazankaya’da gün batımı

Burgazada'da Kalpazankaya restaurantta balık keyfiDoğanın bize sunduğu güzelliklerden biri gün batımı. Hele bir de güzel bir sofraya kurulmuş, dostlarınızla sohbetteyseniz, fonda güzel bir müzik, yüzünüzde de bir gülümse varsa günbatımının hakkını veriyorsunuz demektir. Hava bedava, su bedava der ya Orhan Veli, işte o kadar kolay aslında mutlu olmak, sadece nereye bakacağınızı bilmeniz yeterli.

Burgazada, Kalpazankaya'ya tekne ile giderken

Kalpazankaya, Burgazada’nın arka tarafında, ormanın içine saklanmış özel bir hazine. Karadan ulaşmak için Burgazada iskelesinden yarım saat yürümek gerekiyor ya da faytonla 15 dakikalık bir gezi sonrası varılıyor. En güzel ulaşım yöntemi ise özel teknelerle Kalpazankaya’ya ait iskeleye yanaşmak ve restaurantın özel hizmeti olan bota binerek iskeleye çıkmak. Yukarıda sadece 1 karesi olan güzel bir tekne yolculuğu sonrası biz de bu güzel hizmetten yararlandık.

Kalpazankaya iskelesinden gün batımı, burgazada, istanbul

İskeleden yukarı çıkarken arkamızda bıraktığımız manzara buydu… Söze gerek bırakmayan bir görüntü.

Kalpazankaya ismi, Bizans döneminde yukarda görülen kayalığın içinde kalıp para basılıyor olmasından geliyormuş. Mekan daha önceleri rum sahibi tarafından kır kahvesi olarak işletiliyormuş. 1959 yılında bugünkü işletmecisinin dedesi tarafından devralınmış. O dönem patika bir yol ile adaya bağlanabiliyormuş sadece.

Kalpazankaya restaurantın denizden görünümü

Kalpazankaya’nın denizden görünümü.

İlk zamanlar menüde sadece tandır kebap, şiş kebap, köfte, rakı, bira ve ev yapımı şarap varmış. Saklama, pişirme ve ulaştırma imkanları çok sınırlıymış o dönemde. 70’li yıllarda hippilerin gözde mekanı olmuş, restaurantın bulunduğu alanda kamp kurarlarmış. 78 yılında baba Bucak işletmeyi devraldığında bugünkü restaurantın hatlarını oluşturmuş. Daha çok imkana sahip olan torun Bucak menüyü zenginleştirmiş. Şimdi daha çok balık menüsüyle dikkat çeken bir yer olmuş.

Kalpazankaya restaurantta mezelerden oluşan bir tabak

Mezeleri fotoğraflamak mümkün oldu ama maalesef o çıtır, tazecik, denizden yeni çıkmış istavritleri fotoğraflayamadım çünkü ışık çok zayıftı ve balıklar da çok davetkardı. Mezelerde 1 numaram uskumru oldu, ikinci sırayı şakşuka aldı, üçüncü ise deniz börülcesiydi.

Kalpazankaya'da mezeler birbirinden lezzetli

Böylece Kalpazankaya’da tam bir görsel şölen eşliğinde bir sürü lezzeti tattık. İstanbul’a sırtını dönen bu yalnız  mekanda, İstanbul’dan çok uzaklarda olduğumuz hissine kapılıp hayatın tadını çıkardık.

Gidecek olan herkese şimdiden afiyet olsun…

EPP

Bu yazı daha önce 4181 kez okundu!

Print Friendly

Bir Cevap Yazın