Ekolojik Ürün ve Ekolojik Pazar üzerine biraz kafa yormaya ne dersiniz?

İtiraf etmeliyim ki daha önceleri ekolojik ürünlerin ve pazarların varlığından haberdar olmama rağmen kendilerine pek ilgi göstermiyordum. Ekolojik ürün üretmenin çok zor olduğunu ve ülkemizdeki denetim eksikliği nedeniyle de “ekolojik” ürün adı altında pazarlanan ürünlerin hepsinin %100 ekolojik olamayacağını düşünüyordum. Ama bu şüphemin üzerine gitmek ve %100 ekolojik olan ürünleri araştırıp bulmak gibi bir hedefim olmamıştı. İşte tam da bu nedenle benim daha önceleri yaptığım gibi bu konuya kafa yormaktan kaçan insanların ekolojik tarım ve ekolojik pazar üzerine kafa yormalarını sağlamak için yazıyorum bu yazıyı.

Önceleri ekolojik tarım üzerine araştırma yapmıyor olsam da doğal olmayan yiyeceklere karşı giderek artan bir hassasiyetim ve doğal olanı arayıp bulma çabam vardı her zaman. Örneğin yıllardır marketlerde satılan hazır tavuğu ne evde ne de dışarıda tüketiyorum. Hazır yoğurt satın almıyorum, pastorize olmayan açık sütten yapılan yoğurdu tercih ediyorum. Yumurta için de aynı şekilde doğal olanı arayıp buluyor ve marketten almaktan kaçınıyorum.

Doğal ürünlere olan ilgim nedeniyle semtimizdeki pazara mutlaka gidiyordum ama zamanla İstanbul’daki semt pazarlarındaki değişime de şahit oldum ki beni ekolojik pazara yönelten önemli nedenlerden biri oldu bu pazarlardaki değişim. Çünkü İstanbul semt pazarları diğer küçük illerdeki gibi çevre köylerden gelen ürünlerle dolup taşmıyor. Bunun yerine büyük İstanbul hallerinde toplanan büyük çaplı üretimlerden gelen, hangi tohumla üretildiğini, hangi ilaçların kullanıldığını bilmediğimiz, görüntüsü güzel olan ama tadı olmayan ürünlerle dolup taşıyor bizim pazarlarımız. Bizim semt pazarına gitmeme kararımı alalı çok oldu ama gitseydim zaten artık pazarcılar beni almayabilirdi pazara. Çünkü son zamanlarda pazarcılarla aramızda gergin dakikalar yaşar olmuştuk. Mesela gerçek bir domates bulmak için pazardaki tüm domates tezgahlarına uğrayıp domatesleri kokluyor, bazen de onların zoruyla tadıyordum ama ne koku ne de tat olmadığını söyleyerek almadan tezgahtan ayrılıyordum. Tabi bu durum pazarcılar tarafından pek hoş karşılanmıyordu. Kokmayan fesleğenler, rokaya hiç benzemeyen rokalar ve bunun gibi bir çok sebzede sorun yaşadıktan sonra balık sezonun açılmasıyla balıkçılarla olan tartışmam da başlamıştı. En son ziyaretimde bir balıkçıya tezgahtaki barbunların yasal avlanma sınırının altında olduğunu söylediğimde balıkçı biraz sinirlendi, durumu fark eden tezgah arkasındaki genç balıkçı gelip benimle ilgilendi. Keşke sadece sinirlendirmekle kalmasaydım ama maalesef ceza almalarını sağlayacak bir uygulama yok.

Diğer taraftan, doğal olan ürünlerin peşinde koşarken şunu fark ettim ki Türkiye’de meyve sebzelerde görülen bozulma tohumdan başlıyor artık. Kullanılacak tohumun GDO içerip içermediğinden emin olmanın tek yolu ise sertifikası olan “ekolojik” ürün satın almak. Evet uzun bir girişten sonra nihayet konuya giriyorum. “Nedir bu ekolojik üretim?” Önce bunu açıklamak gerekiyor. Ama öncesinde belirtmek isterim ki ben bu yazıyı, gıda ve/veya sağlık konusunda uzman bir kişi sıfatıyla yazmıyorum. Sadece “ne yiyorsak oyuz” diye düşündüğünden bu konuya önem veren bir insan sıfatıyla yazıyorum. Ve tabi tüm yazılarımda olduğu gibi doğruluğunu bir kaç farklı kaynaktan kontrol etmediğim ve dolayısıyla emin olmadığım bir bilgiyi paylaşmamak prensibim burada da geçerli.

Ekolojik ( organik ) ürün, tohumdan hasada, hasattan son kullanıcıya ulaşıncaya kadar tüm aşamalarında insana ve ekosisteme zararlı hiçbir kimyasal girdi, katkı maddesi ve yöntem kullanılmadan üretilen kontrollü ve sertifikalı ürünlerdir. Kanun ve yönetmeliklerce tanımlı şartlar dahilinde tüm süreçte izlenebilirliğin sağlandığı, her bir verinin kayıt altına alındığı bir tarım metodudur. “Organik” kelimesi ile eşdeğer anlamlı kelimeler sadece “Ekolojik” ve “Biyolojik” kelimeleridir. Bunun dışında kullanılan ve ürünün sağlıklı olduğuna yönelik çağrışım yapan “doğal”, “naturel”, “hormonsuz”, “arılı”, “hakiki”, “saf”, “köy ürünü”, gibi ifadelerin yasal dayanağı ve herhangi bir garantisi, teminatı yoktur. Türkiye’de ekolojik tarım sektörüne yönelik uygulamalar ve kurallar, 5262 numaralı “Organik Tarım Kanunu” ve “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik” ile belirlenmiştir. Ülkemizde organik tarım yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler bu kanun hükümlerine uymak zorundadır.

Doğal ürünlere ulaşma çabası ile yaptığım araştırmalardan birinde Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ile karşılaştım. Önceleri Buğday adıyla oluşturulan bir hareket olan derneğin hedefi tek tek bireylerde ve bir bütün olarak toplumda ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak; ekolojik dengelerin geri dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemektir. Bu derneğe şimdilik gönüllü olarak katıldım, yakında üyeliğe girişimi de tamamlayacağım. Çünkü sadece sağlıklı ürünlerle beslenmek değil benim de bakış açım, bu sağlıklı ürünlerin doğaya ve eko sisteme zarar vermeden üretiliyor olmasını bilmek. Ve bu uygulamalar yasalarla çizilse de, nihai tüketiciler tarafından benimsenmediği takdirde çok gelişemez ve küçük bir grup olarak kalır. Buğday Derneği ve üyelik çalışmaları hakkında daha sonra yazmak niyetiyle buradan tekrar ekolojik ürünlere ve ekolojik pazarlara geçmek istiyorum.

Buğday Derneği, misyonunu gerçekleştirmek adına ekolojik pazarların kurulmasını sağlamış. İlk Pazar 2006 yılında Şişli’de kurulmuş ve şuan İstanbul’da Kartal, Beylikdüzü ve Bakırköy pazarlarını yönetiyor. Aynı zamanda Samsun, Antalya, Eskişehir illerinde de mevcut. Bu pazarlarda satılan ürünlerin ekolojik olduğunun teminatı ise yine Buğday Derneğinin, satıcıyı pazara kabul etme aşamasından, satışına devam edilen ürünlerin arazi denetimi, ürün ilaç kalıntısı analizine kadar uzanan çalışma ve kontrolleri. Ve tüm bu çalışmalar da yine pazarda bulunan halkla ilişkiler standında bulundurulan dosyalarda şeffaf olarak tutuluyor ve tüketici ile paylaşılıyor. Aynı zamanda pazarda alışveriş yaparken alacağınızın ürünün sertifikasını istemek ve incelemek de sizin yapabileceğiniz bir kontrol olarak hatırlatılıyor.

Benim bireysel olarak deneyimim Kartal ekolojik pazarına ait. Ekolojik ürünle ilgili tüm şüphelerimi ortadan kaldıran Buğday Derneği ile tanışmamın ardından artık ben de ekolojik pazardan alışveriş yapmaya başladım. Ve yıllar sonra muhteşem bir tavuk lezzeti tattım bu pazardan aldığım tavuk ile. Ekolojik pazarda mevsimsel sebzelerin yanı sıra bakliyat ürünleri, un çeşitleri, kuruyemiş çeşitleri, reçeller, ballar, yumurta, baharat çeşitleri gibi bir çok gıda ürününün yanı sıra doğa dostu temizlik malzemeleri de mevcut. Tabi ekolojik ürünleri marketlerden ya da ekolojik ürün satışı yapan internet sitelerinden de almanız mümkün ama ekolojik pazarın hedefi tüketici ile üreticiyi buluşturmak ve ilk elden satış yaparak maliyeti azaltmak yani pazardan alacağınız ekolojik ürünler market ve online satış fiyatlarından daha düşük düzeyde ama yine de semt pazarlarından genel olarak yüksek fiyatlara sahip. Tüketicileri bu pazarlardan uzaklaştıran en önemli nedenin bu olduğunu biliyorum ama biraz bu konuyu düşündüğünüzde ve “ne yersek oyuz” diye baktığınızda aldığınızın her ekolojik ürünün kendi vücudunuz ve sağlığınız için yaptığınız bir yatırım olduğunu görebilirsiniz.

Daha fazla bilgi almak, pazarları incelemek, sıkça sorulan soruları incelemek için ekolojikpazar.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bu seferlik bu kadar kafa yormamız yeterli sanırım bu konuya, başka yazılarda kafa yormaya devam edeceğiz.

Bu yazı daha önce 2539 kez okundu!

Print Friendly

Bir Cevap Yazın