Category Archives: Yurtdışı Gezileri

Roma’da nefis bir pizzacı:Dar Poeta Pizzeria

Roma’ya nefis pizza hayalleriyle gidip, hayal kırıklığı ile dönenler için geç kalmış olduğumdan üzgünüm ama belki de yeniden gitmek için bahane oluşturabilir anlatacaklarım. Roma’ya henüz gitmemiş olanlar ilk cümlenin önemini anlamayabilirler çünkü Roma’ya giderken en güzel İtalyan yemeklerini yemeyi bekliyorsunuz pek doğal olarak ama Roma şehir merkezinin turistler tarafından ele geçirilmiş olması nedeniyle restoranlar da turistlere yönelik özensiz ve sahte italyan yemekleri sunuyorlar. Ben de ilk Roma seyahatimde aynı şekilde  farkında olmadan bu turistik yemeklerin içine düştüm. Bu nedenle ikinci ziyaretimde artık daha dikkatliydim ve böylece nefis pizza hedefime ulaştım.

Read more… →

Paris’in Parkları Bahçeleri…

Paris’i, sadece bir şehir olarak yani sadece sokaklardan, evlerden, binalardan, vb. oluşan bir yapı olarak kabul edemiyorum bir türlü. Onu hep bir varlık olarak görüyorum, Paris dediğimde sanki bir insan veya tek başına farklı bir varlık görüyorum. Bunu en çok, nehrin üzerinde bir köprüden o muhteşem güzelliğini izlerken hissediyorum; Paris diye hitap ediyorum hep sanki beni duyan bir varlık var gibi.

Read more… →

Madrid’in yemek festivali tadında pazarları

Madrid’te güzel ve eğlenceli bir yemek için biraz karmaşanın içine dalmak gerekiyor. Belki İspanyolların genel hareketliliğinin ve sesli yaşamalarının yemek kültürüne yansımasıdır bu görülen. En çok tercih edilen yemek mekanları ya mercado denilen türkçesi pazar olan ama aslında pek bizim bildiğimiz pazarlara benzemeyen mekanlar ya da küçük ve kalabalık tapas barlar. Buralarda küçük atıştırmalıklar yani “tapas” veya küçük porsiyonlu yemekler oluyor ama tapasların durduğu barı aşıp sipariş vermek oldukça zor olabiliyor. Hatta öyleki bazı tapas barlara girip sipariş vermeyi başaramadan çıkmak mümkün olabiliyor. Biz Türkler için biraz tuhaf gelse de o karmaşaya ayak uydurmak, bu farklılığı yaşamak ve bu güzel yemeklerden tatmak güzel bir deneyim oluyor.

Read more… →

Madrid’te nefis bir restaurant: Bazaar

Bazaar Restaurant, Madrid’in gece hayatıyla ünlü Chueca bölgesinde, çok güzel tasarlanmış bir restaurant. Fotoğraflarda da görüleceği üzere tamamen beyaz döşenmiş, çok rahatlatıcı ve huzurlu bir mekan oluşturulmuş.

Read more… →

Londra’nın Kitapçıları

İngilizce dünyanın en çok konuşulan 2.  dili olduğundan (1. Çince), yayın dünyası da oldukça geniş. Türkiye’de rastlamayacağın veya burada çok uçuk fiyatlarla satılan kitapları Londra’da bulabileceğinden emin olabilirsin. Bunun için önereceğim 2 adres var.

Waterstone Bookshop, İngiltere’de toplam 300 mağazaya sahip ve Londra’da Piccadilly’deki mağazası avrupanın en büyük kitap mağazası. Bir kitap sever için bu özelliğin nasıl heyecan uyandırdığını anlatmak güç. 8 kata yayılmış bu kitap cennetinde kitap raflarının uzunlukları toplamı 13 km kadarmış. Mağazanın genişliği sayesinde de rahatça kitapları karıştırmak için oturabileceğiniz alanlar mevcut. Ayrıntılı bilgi ve kitap incelemesi için tıklayınız: Waterstone

Read more… →

Londra’da Şahane Bir Hamburgerci: Byron Hamburgers

Londra’dan yemek önerilerine devam… Sırada İskoçya’nın dillere destan etlerinden yapılan hamburgerleriyle tanınan Byron Hamburgers var. Londra’da benim gittiğim Piccadilly şubesinden başka 28 şubesi daha var. Londra dışında bulunduğu şehirler ise Liverpool, Manchaster, Cambridge, Kent ve Oxford.

Read more… →

Jamie Oliver ve Jamie’s Italian Restaurant

Jamie Oliver’ı anlatmak gibi bir iddiayla başlamış görünsem de aslında Londra’da yemek yemek için güzel bir adres vermek amacıyla yazıyorum bu yazıyı. Ama Jamie Oliver’ı biraz anlatmadan ya da anlamadan restoranı anlamak ve tanımak pek mümkün olmayabilir. Jamie Oliver, sanırım dünyanın en tanınan yüzlerinden. Genç yaşına rağmen (1975 doğumlu) yaptıklarına bakınca insanda şaşkınlıkla karışık motivasyon yaratıyor. Bir restaurantta çalışırken kısaca göründüğü bir tv belgeselinden sonra, 1997 yılında BBC televizyonu tarafından keşfediliyor ve 1999’da ilk TV programını yaparak büyük Jamie çılgınlığını başlatmış oluyor.

Read more… →

Portobello Pazarı ve Romantik Notting Hill Notları

Kısa bir süre içerisinde ikinci kez Londra’ya gidiyor olmamdan ötürü ve hatta tekrar tekrar gideceğimi biliyor olmaktan ötürü, Londra ile barışmaya ve kendisine bir şans tanımaya karar verdim. İlk ziyaretim 2010 yılında turistik amaçlı olmuştu ve pek sevememiştim Londra’yı. Nedense hep bir Paris ile kıyaslama, nehir kenarında estetik binalar arama derdindeyim. İkinci ziyaretim ise iş amaçlı olmuştu ve o dönem ülkemizde yaşanan hazin bir olaydan ötürü çok kötü bir psikolojiyle gitmiştim. Kaldığım bölge de şehirden çok uzakta, Thames nehri kenarında sonu görünmeyen büyük bir bahçe içinde eski bir şatoydu ve tabi tek başına böyle bir yerde kalıyor olmak bozuk olan psikolojimle ve üzüntümle birleşince iyice melankolik olmuştu. Ardından bir gece de şehirde konaklamam gerekmiş, evimi iyice özlemişken çok kötü bir otel seçimi ( Hilton Victoria) yaptığımı farkedince evime ışınlanmak istemiştim. Ve pek tabi Londara’ya karşı olan hislerim pek hoş olmamıştı.

Ve bu ziyaretimde herşey değişti. Gideceğim ofis şehrin çok dışında olmasına rağmen tüm seyahatimde şehirde konakladım ve hatta bu sefer otel soğukluğundan kurtulmak için küçük bir daire kiraladım. Bu kez seçimlerim beklediğimden de güzel çıkınca mutlu mesut bir seyahat geçirdim. Ve bu mutlu seyahatimin son gününü Notting Hill’de geçirdim.

Read more… →

Paris gece hayatından bir jazz bar: Le Caveau de la Huchette

Paris’te canlı müzik yapan bir jazz bar ve hatta içinde dans eden genç, yaşlı tipik parizyenler (parisliler). Saint Michel’deki bol restaurant seçeneklerinden birinin ardından bu deneyimi yaşamak unutulmaz Paris hatıralarınız arasına girebilir.

Read more… →

Kızıl, Bilge ve Lezzetli Şehir Bolonya

Bologna, kızıl şehir, orta çağdan kalan şehir! Tarihin, binaların, yemeklerin çok güzel ama sen biraz soğuksun ve huzursuzsun… Sokakların çok kalabalık, insanların yüzleri karanlık… Belki de böyle tarihi ve bilge bir şehrin bir metropol haline gelmesi onu böyle karanlık yapmıştır, bir çeşit isyandır belki de bu; şehrin, onun kıymetini bilmeyen insanlara isyanı. Tarihi çok derin Bolonyanın; şehrin varlığıyla ilgili bulunan en eski kanıt milattan önce 1000 yılına dayanıyor. Bir çok medeniyetin yönetiminde yaşamış, en uzun süreyi Romalılarla yaşamış ve bir asır kadar da bağımsız yaşamış.

Read more… →