Roma sokaklarında sarı geceler

Bir Akdeniz ülkesinde, serin ama insanın içini ısıtan bir Kasım akşamı; yağmur az önce durmuş.
Gardan çıkar çıkmaz bize kötü süpriz yapmıştı aslında yağmur. Ama yemek yemek ve yeni ayak bastığımız bu şehri tanımak için, deli gibi yağan yağmura inat keyifle sokağa çıktığmızda bir kaç dakika içinde duruverdi. Ve geriye bu sarı ışıkların yansımasını göstermek için su birikintileri bıraktı. Bu fotoğraftaki gibi yer gök birleşiyor bu birikintiler içinde ve derinlik alabildiğince artıyor.

Yağmur nedeniyle sokaklar sessiz, insanlar içeride, restaurantlardan gelen çatal bıçak seslerine kulağa şiir gibi gelen italyanca kelimeler karışıyor. Havaalanında duyduğum ilk anonsta italyanca çalışmaya devam etme kararı almıştım ve bu sesler de bu kararı pekiştirircesine yankılanıyor kulağımda.

Orta çağda geçen avrupa filmlerine benziyor bütün sokaklar ve ışıkların bu kadar sarı olması daha da sokuyor insanı bu filmin içine. M.Ö. 9. yüzyılda temelleri atılan bu şehirdeki binaların ve sokakların çoğu yüzyıllar öncesinden kalma. Yıpranmış, yaşlanmış ama hala güzel ve hala etkileyici.

Yağmurla gelen ilk akşamımızda italyan yemeği heyecanıyla gözümüze hoş görünen ve dışarda oturma imkanı olan ilk restauranta oturduk.( Ristorante Ciro & Ciro, Via Delle Copelle ) Tam bir türk misafirperverliği ve hep öyle olduğunu sandığımız ya da beklediğimiz italyan neşesiyle karşılandık. Restaurantta çalışan herkesin yüzü gülüyordu, hatta karşı restauranttakilere bize hala şiir gibi gelen italyanca kelimelerle laf atıyorlar sonra da kahkalarla gülüyorlardı. Islak sokakta sobayla ısınarak italyan şarabımızı içtik ve heyecanla pizzalarımızı bekledik. Gelen pizza önce görüntüsü ile sonra da yazarken bile hissettiğim tadıyla bizi büyüledi. Garson nasıldı pizzalar diye sorduğunda sadece inanılmazdı diyebildik.

Gezinin sonraki akşamlarında bir daha yağmurun güzelliğine şahit olamasak da sokakların canlılığına ve bitmeyen hareketine şahit olma fırsatımız oldu. Aşk çeşmesinin önünde gece 11’de bile insanlardan örülü dizi dizi duvarlar olması ilginçti ama yağmurun getirdiği sessizliği ve güzelliği tercih ederdim şahsen. Şarapla içimi ısıtıp, taş kaldırımlara yansıyan ışıkları izlemek isterdim daha uzun uzun.

Şehrin heryerine yayılmış heykeller geceleri bir başka görünüyordu. Biraz esrarengiz hatta biraz korkutucu. Çünkü sarı ışık onları daha çok canlılaştırıyor. Heran bir şey söyleyecek, elindeki hacı uzatıverecek, dokunuverecek gibi bakıyorlar geceleri.

Nehrin üzerinden şehri seyretmek ise apayrı, büyüleyici hatta. Hiç durmadan fotoğraf çekmek istedim bu manzaralar karşısında, neredeyse birbirinin aynı bir sürü fotoğraf var elimde ama hiçbiri orda gördüğüm tablo gibi etkileyici olmadı maalesef. Bu fotoğrafların içinde olmak paha biçilmezdi.

Bu yazı daha önce 3395 kez okundu!

Print Friendly

Bir Cevap Yazın