Roma’da Hiçbir Şey Yapmamanın Güzelliği:”Il Dolce Far la Niente”

İtalyanların bu güzel deyimi, “il dolce far la niente” yani hiçbir şey yapmamanın güzelliği Roma sokaklarında gezerken hayat buluyor sanki, anlamını kavratıyor insana ve hatta yaşatıyor bu deyimi…

Roma sokaklarında gezerken tarihi merkezde, her binayı, her tabelayı, her kapıyı, her heykeli ayrı ayrı izlemeli. Hatta hiçbir şey yapmadan durup sadece bu güzelliklere bakmalı ve hissetmeli…

Bir meydanda, güzel bir cafede oturup, “Un cappucino per favore” diyerek nefis bir kapuçino istemeli ve seyredalmalı gelip geçen insanları. İtalyanların bu deyimiyle anlatmak istediği tam da bu aslında. Hayat hızlıca akıp gidiyor. Bir çoğumuz aynı anda bir sürü şeyi halletmeye çalışıyoruz, aynı anda bir sürü şeyi birden düşünüyoruz, bütün duyguları, korkuları, kaygıları aynı anda düşüncelerimize alıyoruz.

Ama arada bir durup, hiçbir şey yapmadan izlemek gerek belki de hayatı. Dışarıdan nasıl görünüyor hayat, bir bakmalı…

Roma şehrinin tarihi M.Ö. 1. yüzyıla kadar uzanıyor. Sokakların darlığı, binaların eskimişliği, heykellerin duruşu, çok hikayeler anlatıyor aslında. Daha iyisini duyana veya bulana kadar, bu şehri en iyi ifade ettiğini düşündüğüm betimleme bu olacak sanırım; Roma, bir açık hava müzesi…

Kapalı kapılar ardındaki müzelerde tarihi ve sanatı aramaya gerek yok burada, herşey sokakta. Sadece dikkatli bakmak ve görebilmek gerek.

Yüksek bir yerlerden, mesela Villa Borghese Parkı’nda, Belvedere sokağından veya Castel Sant Angelo’nun terasından Roma’ya bir bakmak gerek. Çatılar nasıl da güzel görünüyor, o kubbeler, çatılardan aşağıya bakan heykeller….

İtalyanlar için su içmek kadar doğal ve bir bayram kadar keyifli olan şarap içme ritüelinin her fırsatta hakkını hakkını vermek gerek bu sokaklarda. Dünyanın 1 numaralı şarap üreticisi İtalya’ya özgü üzümlerin tadına bakmak gerek. Bol bol Chianti, Pinot noir, Sangiovese, Barbera d’Alba, Dolcetto içmeli, Roma sokaklarına kurulan bu masalarda yemek yerken.

(Meraklılarına; Dünya şarap üretimi: 1)İtalya: 8,519,418 ton, 2) Fransa: 6,500,000 ton, 3) Çin: 6,250,000 ton, 2007 yılı verileri)

Muhtemelen bu sokaklarda gezen bir çok kişi, keşke geri dönmeyecek olsam, hep bu sokaklarda olsam diyordur. Roma’da yaşamak nasıl olur bir hayal kuralım bakalım. Benim Roma hayatımın temelleri şöyle olurdu muhtemelen:

Hergün en az bir öğün pizza yiyebilirim.

Canım kahve istediğinde nerede olursam olayım, en kötü cafede bile nefis bir kahve içiyor olabilirim.

Sarımsağı mutfağımın baştacı yapabilirim.

Akdeniz güneşinde kızaran domatesi her yemeğe seve seve koyabilirim.

Fesleğen kokusuna burada doyabilirim.

Kulağıma her daim neşeli ve eğlenceli gelen italyancayı seve seve konuşabilirim.

Güneşin nehrin üstünde harikalar yarattığı günlerde saatlerce nehir kenarında oturabilirim.

Belki de küçük bir Vespa bile alabilirim.

Her gün pazara gidip, bugün ne pişirsem diye sohbet edebilirim pazarcılarla.

Hayallerin sınırı yok, liste uzar gider… En iyisi fotoğraflarla sizi başbaşa bırakayım da herkes kendi hayalini kursun…

 

Bu yazı daha önce 5592 kez okundu!

Print Friendly

Bir Cevap Yazın