Paris’ten gurme esintilerle restoran hikayeleri…

İlk adres Alcazar Restaurant; Saint Michel’de, eğlencenin ve gastronominin merkezinde, fransızların deyimiyle “trendy” bir mekan.  Üst katta bulunan lounge bar gençlere, alt katta bulunan bu şık masalar ise orta yaşa hitap ediyor. Ben de aşağıda oturdum ama bir iş yemeği olduğu için sanırım masanın yaş ortalaması 40 civarındaydı, o da benim ortalamayı düşürmemden kaynaklandı : )

Restaurant bölümünün dekorasyonu modern ve klasiğin karışımından oluşmuştu. Bolca kullanılan cam bana göre modernizmi, sarı ışıklar, masaların modeli ve masanın hemen arkasında duran ve masayı gösteren aynalar fransız klasiğini simgeliyordu. Modernizmin bir diğer yansıması ise duvarlardaki fotoğraflardı. 3 ünlü Magnum fotoğrafçısının fotoğrafları 2 Kasım 2011’den bu yana restaurantta kalıcı sergi olarak yer alıyor.

Mekan aslında çok gürültü ama sesleri ayrı ayrı dinleyip sonra mekanla birleştirince ortaya güzel bir yemek senfonisi çıkıyor; çatal bıçak sesleri, şişeden fırlayan mantarın sesi, bardak tokuşturmalar, kahkalar, garsonların kendi arasındaki telaşlı konuşmaları, özenle verilen siparişler ve tabi kulağa hep güzel gelen fransızca… Garsonların kıyafetleri, hareketleri, servisleri çok özenliydi. Garsonun kadehe şarap dolduruşu bile insanın iştahını açıyordu. Mutfak ise sadece camlarla mekandan ayrılmıştı, içerdeki o telaşı ve muhteşem atmosferi görmek mümkündü. Herşey çok güzeldi ama tek eksik tarafı benim için bu güzelliklerin fotoğrafını çekemiyor olmamdı. İş yemeği olması nedeniyle ve masadaki insanların çoğuyla o gün tanışmış olmam nedeniyle makinemi çantaya hapsetmek zorunda kaldım.

Alcazar bir çok etkinlik de düzenliyormuş aslında, internet sitelerini karıştırınca gördüm. Farklı konseptlerde partiler, konserler, farklı konsept menüler… Aşağıda görünen moda haftasında düzenlenen partinin afişi, kıyafet konseptine dikkat !

Restaurant hakkında detaylı bilgi ve ayrıntılı menü için adreslerini ziyaret edebilirsiniz: Alcazar   Servis saatleri 12:00-15:00 arası öğle yemeği, 19:00-24:00 arası akşam yemeği. Rezervasyon gerekli, internet üzerindne kolayca yapılabiliyor. Akşam için rezervasyonlar ikiye ayrılmış durumda 19:00-21:00 arası bir seans sonrasında 21:00′ de yeni seans. Öğlen ve akşam menüleri değişiyor. Set menü fiyatı öğlen 21 eurodan başlıyor, akşam ise 42 euro. Pazar günleri de  brunch servisi var. En yakın metro durağı Odeon, Rue Mazarine üzerinde.

 

İkinci adres; Restaurant La Fontaine, Mouffetard’da uygun fiyata bol lezzetli yemek yemek için ideal bir adres.

Mouffetard, Latin mahallesinin en hareketli sokağı. Girişinde öğlene kadar açık olan bir pazar var. sokakta ise fransız mutfağına ait herşeyi bulabileceğiniz mağazalar var. Dışarıda sepetler içinde sergilenen şaraplar, çikolata mağazaları, çeşit çeşit peynirlerin yer aldığı dükkanlar, deniz mahsulelri satan dükkanlarla dolu bir sokak. Sokağın başında dükkanlar ve fırınlar sonrasında ise dünya mutfaklarından örnek restaurantlar var; çin, japon, yunan, meksikan, türk ve tabi fransız. Sokağın ortalarında bir meydana varıyorsunuz. Meydanın etrafında ise fransız bistrolar mevcut. Sokak bir yokuş aslında ve sonuna geldiğinizde Pantheon’un arkasına çıkmış oluyorsunuz.

La Fontaine’de öğle ve akşam menüsü sadece 12 euro. Giriş+ana yemek+tatlı+su set menüyü oluşturuyor. Ana yemek olarak her zaman ki gibi ördek tercih eden ben, yeni ördek restoranımı bulmuş oldum çünkü önceki restoranım, benim deyimimle “ördekçim” artık tüm güzelliğini ve lezzettini kaybetmiş. Aşağıda görünen ördek tabağı “confit de canard” yani ördek butunun, kendi yağıyla pişirilmesi. Yanında genel olarak fransız usulü patates kızartması servis edilir.

La Fontaine’nin garsonları ve işletmecisi çok tatlı insanlardı. Giriş için gelen ördekli salatanın ördekleri pembe göründüğü için Esma değiştirmek istediğinde hiç tereddüt etmeden tabağı alıp hemen istediği diğer salatayı getirdiler. Tatlılarımız ise charlotte au chocolat (üstte) ve tabi ki creme brulée. Ve ikisi de enfes…

 Üçüncü adres: Au Chien Qui Fume, Rue Pont Neuf, Chatelet- Les Halles

1740 yılında kurulmuş, eski mi eski bir restaurant ve şimdi şehrin tam merkezinde, alışveriş merkezinin hemen yanında, modern zamanın koşturmalı hayatının içinde sakin bir durak olarak duruyor. Hemen yanında alışveriş merkezinin girişi var, alışveriş sonrası mola vermek için çok iyi. Öğle menüsü 20 euro; ana yemek+içecekten oluşuyor.

 Menüyü incelemek için fazla vaktim olmadığından direk “Confit de Canard” siparişi verdim. Aslında diğer ana yemekleri de denemek isterdim çünkü ördek geleneksel tarifle yapılmıştı ve önceden yediğim ördeklerden farklıydı. Diğeriyle karşılaştırmadan bunun da muhteşem olduğunu söyleyebilirim, hatta yerken her çataldan sonra söyledim bunu. Yanında servis edilen ekşi mayalı bagetler ise kendi başına bile yenecek kadar lezzetliydi. Öğlen 12:00’dan gece 02:00’ye kadar servis devam ediyor. Paris’te servis her zaman devam etmez restoranlarda, bir çok restoran öğle ve akşam yemeği servisleri arasında kapalıdır. Bu nedenle servis saatleri önemli ve gerekli bir bilgi oluyor.

Dördüncü adres; Leon de Bruxelle, Saint Germain

Paris’te 9 şubesi olan Belçikalı restoran, deniz mahsülleriyle, özellikle de midye yemekleriyle ünlü.

Benim yediğim (üstte) “Les moules meridionales” yani akdeniz usulü midye. Üzerine bolca sarımsaklı domates sos, pesto ve parmesan koyularak fırınlanmış. Nefis!

Bu ise “Les moules provençals”; domates ve sarımsakla haşlanarak pişrilmiş. Tüm çeşitlerde olduğu gibi yanında bolca patates kızartması ile servis ediliyor.

Son olarak “La plancha aux fruits de mer” yani deniz mahsulleri tepsisi. En gösterişli tabak buydu galiba.

Leon de Bruxelle adresinden size en yakın olacak şubeyi bulabilir, menüyü inceleyebilirsiniz.

Her adımda başka bir gurme dünyanın içine girilen Paris’ten şimdilik bu kadar. Başka ziyaretlerde başka tatlar tadıp yazmaya devam edeceğim.

Bon appetit…

EPP

Paris hakkında diğer yazılarım:

Paris’te 3 gün

Eiffel Kulesi ve Paris

Paris müzeleri

Bu yazı daha önce 12498 kez okundu!

Print Friendly

2 thoughts on “Paris’ten gurme esintilerle restoran hikayeleri…”

  1. Slm, tesadufen de olsa sitenize rastlamak güzeldi. La fontain ile ilgili geziniyordum. Mayïs 2012’de Mouffetard’ın tam da Lafontaine olduğu yerdeki pot de fer sokağında kaldım. Harika bir yerdi. Hič dönmek istemedik. Son akśam La fontaine da yiyelim dedik çok nazik sve kibar bir bayan servis yapti bize. Yunanlilardi ve bizim Tùrk olduğumuzu öğrediklerinde tam karşılarındaki restoranın türklerin olduğunu söylemişti. Oraya gittim İzmirli olan isletmecilerle tanismistim. Neyse..
    Ben de Blogumda gezi ve detayları yaziyorum o nedenle sitenizin konsepti benim için çok hoş. İyi günler dilerim…

Bir Cevap Yazın