All posts by cafelontano

Fenerbahçe Parkı’nın Anlatılmaz Güzelliği

Fenerbahce Parkı 7



Fenerbahce Parkı 11

Uzun zamandır parklara ve bahçelere sevdalıyım ama içlerinden bazılarını görmeye doyamıyorum ve uzun süre görmeyince özlüyorum. Fenerbahçe Parkına olan sevgim işte bu türden bir bağ. Arada başka parklarda veya korularda gezmeyi tercih ediyorum sadece yani aslen park deyince Fenerbahçe canlanıyor hemen kafamda.

Fenerbahce Parkı 8

Fenerbahçe parkı muhteşem bir doğal güzellik, nefes kesen bir manzara ve hemen yanın da eski bir saray bahçesinden kalıntıları birleştiriyor ve tabi bu haliyle bana göre eşsiz bir güzelliği temsil ediyor.

Fenerbahce parkı 4

Fenerbahçe parkı bir yarımadada olduğu için muhteşem bir manzarası var. Gün batımında kırmızı gökyüzü ile denizin buluştuğu noktadan geçen vapurlar bu şehre aşık eder insanı. Ya akşam mehtap varsa, ne dolunaya ne de denize yansıyan ışıklarına bakmaya doyabilirsiniz. İşte o zaman benim kurduğum hayali kurarsınız belki; bu parkın evimin bahçesi olduğunu hayal ediyorum orada oturup mehtaba dalmış gitmişken. Evet park olması nedeniyle olması zor farkındayım ama yine de hayalini kurmak bile gülümsetiyor insanı.

Fenerbahce Parkı 10

Parkın tarihi ise başka bir heyecan kaynağı benim için. Ülkemizde tarihi mekanlarla günlük yaşantımız çok iç içe değildir. Onlar çoğu zaman turistik bölgelerdedir ya da harabeye dönmüşlerdir. Fakat bu park bir zamanlar burada olan yazlık bir sarayın bahçesi olduğundan her yerde saraya dair bir şeyler görebiliyorsunuz. Parkın hemen girişinde bulunan o kocaman lamba, süs havuzu, şadırvanlar neler görmüştür, ne hikayeler biriktirmiş diye düşünmeden edemiyorum.

Fenerbahce Parkı 12

Çünkü parkın tarihi Bizans dönemine kadar uzanıyor. 527-565 yılları arasında hüküm süren Justinian karısı Theodora için bu semtte bir yazlık saray yaptırmış ve bu parkı da sarayın bahçesi olarak kullanmışlar. İstanbul’un fethinden sonra bahçe, saray ahalisi tarafından kullanılmaya devam etmiş. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman’ın burayı sevdiğine ve ziyaret ettiğine dair bilgiler mevcut.

Fenerbahce parkı 3

Aslına bakarsanız bu parkın tarihini öğrenmem epey vaktimi aldı, kaynaklar o kadar kısıtlı ki. Bulabildiğim de zaten sadece bir kaç isim oldu. Mesela bir kaynakta parkın 19. yüzyılda halka açıldığı yazıyor ama net tarih yok, neden ve nasıl açıldı, o dönemde Osmanlı’da neler oluyordu. Maalesef bilgimiz yok.

Fenerbahce parkı 1

Fenerbahçe parkı Kadıköy belediyesine ait olmakla beraber Turing firması tarafından işletiliyor. Daha doğrusu bu firman tarafından devralınıncaya kadar bakımsız ve terkedilmiş haldeymiş. Bir tarih sever olan Çelik Gülersoy’a bu parkı bize geri kazandırdığı için minnettarım doğrusu. ( Kasım 2013 güncelleme notu: Fenerbahçe Parkı artık Kadıköy Belediyesi tarafından işletiliyor.)

Fenerbahce parkı 5

Parkın içerisinde cafe olarak kullanılan şadırvanlar mevcut. Sandalyeler ise çoğu bölümde beyaz döküm olarak görünüyor, üstelik işlemeli yani eskiden çok eskiden geldiklerini söylüyorlar. Yeni yeni ahşap, kır konsepti olan sandalyeler gelmeye başlamış. Bu sandalyeler de buranın dokusuna uyum sağlamış.

Fenerbahce parkı 2

Parkın içerisinde banklar olduğu gibi, ortasında masa olan bank grupları ve piknik masaları mevcut. Bu masalarda piknik yapmak günün her saati için çok keyifli. Pazar günleri bütün masaların kahvaltı yapan insanlarla dolu olduğunu gördüğünüzde şaşırabilirsiniz. Bu insanlara dahil biri olarak, evden götürülen kahvaltılıklar ve alınan poğaçalar böreklerle, sabah serininde, denizi izleyerek ve içime çekerek doğanın kokusunu, kahvaltı yapmaktan çok keyif alıyorum. Ardından saatlerce gazeteye, dergiye veya bir kitaba dalıyorum burada ta ki yazın güneş rahatsız edecek yüksekliğe ulaşana kadar veya sonbaharda hava soğuyana kadar.

Fenerbahce Parkı 9

Fenerbahçe parkı bana göre İstanbul’da dolunayın izlenebileceği en güzel yerlerden. Ay takvimini takip edip mutlaka bir dolunay akşamında Fenerbahçe Parkında olun. Akşamları da piknik yapmak, veya sadece yanınızda getirdiğiniz içkinizi içmek için uygun bir mekan.

fenerbahce parkı 5

Parkın içinde bir de parkla bütünleşmiş çok eski bir restoran var: Romantika. İç mekanı oldukça farklı dizayn edilmiş bu mekanın. Camekan şeklinde büyük bir alanı var ve içinde çeşit çeşit bitkiler var hatta uçuşan kuşlar bile var. Tavanda ise Venedik’ten gelmiş çok ilginç avizeler var. Pazar günleri açık büfe kahvaltı sunan mekan kesinlikle görülmeye değer.

fenerbahce parkı 6

Etrafınızdaki güzellikleri görmek ve keyifli bir gün geçirmek için bu parka mutlaka gidin, eminim tekrar tekrar gitmek isteyeceksiniz.

Paris’te 3 gün…

Paris panaroma1

‘Hangi şehir şaraba benzer?’ demiş Nazım Hikmet Paris için. Jules Renard ise ‘Paris’e iki harf ekleyin, ortaya çıkan “paradis”, yani cennet olur.’ demiş.

Paris’i sadece gezmek değil, hissetmek gerek. Hissederek sokak sokak gezmek gerek. Bir gün batımında şehrin ortalarına denk gelen yani Louvre Müzesinin yakınındaki Pont des Arts (Sanat Köprüsü) köprüsünün ortalarında bir banka oturup Paris’in her iki yanını da izlemek gerek. Bir masal aleminde hissettirecek kadar güzel bir siluet çıkacak karşınıza; kızılca bir gökyüzü, önünüzde sıralanan diğer köprülerin kızıl ışıkla dansı, Eiffel Kulesi’nin tüm şehri gören gözleri, Concierge binasının kuleleri, her biri yüzlerce yıl öncesinden kalan binaların çatılarına vuran güneş, sizin için duran zamana inat nehrin kenarından geçen arabalar…

IMG_8663iParis’i gezmek çok kolay: İçinde metro ve otobüs haritasını da bulunduran bir şehir haritası temin etmek ve uzun uzun yürümek için yeterli enerjiyi verecek bir vitaminle işe başlamak lazım. Kalınacak gün sayısına göre plan yapmak ve mümkün olduğunca gezilecek yerleri gruplayarak yürüyüş mesafesinde olanları bir arada görmek lazım.

IMG_7028ii

Bence Paris’te olduğunuzu en çok fark ettiren yapıdan, Eiffel Kulesinden başlamak gerek geziye. Böylece kuleden şehri kuş bakışı inceleyip önce şehrin bütün halini görüp sonra ara sokaklarda gezerek detaya inmek güzel olur. İşte 3 günde Paris’i hissetmek isteyenler için harika bir plan:

Read more… →

Roma’da pazar gezmek…

İtalyan bayrağındaki renklerden kırmızının domatesi, yeşilin fesleğeni ve beyazın da sarımsağı simgelediğine inanıyorsanız siz de Roma pazarlarında gezerken kendinizi kaybedeceksiniz demektir. (Tabi renklerin aslını da unutmadan söyleyelim: yeşil doğayı, beyaz Alpler’deki karı ve kırmızı da bağımsızlık savaşında dökülen kanı simgeliyor aslında.)

Şehir merkezinde, pek sevilen meydan Piazza Navona’nın hemen yakınında bulunan Campo de’ fiori tipik İtalyan pazarlarının turistler için biraz daha güzelleştirilmiş hali. Pazarın kurulduğu meydanın tarihi çok çok eskilere dayanıyor. Meydan Basilica di St. John Lateran ve Vatican arasında bir koridor oluşturduğundan ticari bir hareketlilik kazanmış. Meydanı kesen sokakların herbirinde ayrı bir şey varmış eskiden; anahtarcılar sokağı, şapkacılar sokağı, terziler sokağı gb. Şimdilerde hergün öğle saatlerine kadar yiyecek pazarı olarak, öğleden sonraları ise çiçek pazarı olarak devam ediyor hayatına.

Read more… →

Roma sokaklarında sarı geceler

Bir Akdeniz ülkesinde, serin ama insanın içini ısıtan bir Kasım akşamı; yağmur az önce durmuş.
Gardan çıkar çıkmaz bize kötü süpriz yapmıştı aslında yağmur. Ama yemek yemek ve yeni ayak bastığımız bu şehri tanımak için, deli gibi yağan yağmura inat keyifle sokağa çıktığmızda bir kaç dakika içinde duruverdi. Ve geriye bu sarı ışıkların yansımasını göstermek için su birikintileri bıraktı. Bu fotoğraftaki gibi yer gök birleşiyor bu birikintiler içinde ve derinlik alabildiğince artıyor.

Read more… →

Kurabiye Şöleni

Tek bir hamurla çeşit çeşit kurabiye yapabilmek mümkün. Biraz yorucu olmasını bir yana bırakırsak, hayal gücümüzü kullanarak istediğimiz tatlarda çeşit çeşit kurabiyeler yapmak çok zevkli. Tabi sonrasında çeşitlerin her birini ayrı ayrı denerken daha da keyifli hale gelebilir bu kurabiye şöleni.

Read more… →

Bayram için fark yaratan çikolatalar: Truff

Nedense bu “fark yaratmak” deyimini çok seviyorum ve herşeye böyle bakma gayretindeyim. Ne yaparsam yapayım fark yaratmalıyım ki bir değeri olsun diyorum. Tarif ile bu cümleyi bağlayacak olursak; bayramda her evde görmeye alışkın olduğumuz madlen çikolata veya içi fındıklı bonbonları bir kenara bırakıp farklı bir şeyler sunmak isteyenler için geliyor bu tarif.

Öncesinde biraz trufftan bahsetmek istiyorum. Pastanelere ve doğal olarak günlük hayatımıza yeni yeni girmekte olan bir şey. İngilizcede truflle, fransızcada truffe olarak kullanılıyorken türkçeye biraz sadeleşmiş ama türkçeleşmemiş olarak geçti: truff (turuf). Truff bir çeşit çikolata aslında ama krema ile biraz daha yumuşatılmış bir versiyonu. İlk truff 1895 yılında, fransız pasta şefi Louis Dufour tarafından Chambéry adlı şehirde yapılmış. Sonrasında Londra’da açılan ünlü Prestat çikolatacası sayesinde tüm dünyaya yayılmış.

Truff üç farklı forma sahip; “Amerikan truffu” yarım yumurta şeklinde yapılıyor ve içine biraz yağ ilave ediyor. “Avrupa truffu” süt tozu, kakao tozu ve şurup karışımıyla yapılıyor yani hep temel malzemelerle oluştururluyor. “İsviçre truffu” (yani benim yaptığım truff) ise çikolata ve kremadan yapılıyor. Daha fazla bilgi almak isteyenler için buraya bakabilir.

Malzemeler: (30-40 truff için)

  • 450 gr çikolata (bitter ve sütlü)
  • 250 gr krema
  • 1 tatlı kaşığı sıvı vanilya aroması

Çikolatanın ne kadarının bitter ne kadarının sütlü olacağına kendiniz karar verebilirsiniz, tamamen sizin tercihinize kalmış ama sadece sütlü ya da sadece bitter kullanmayın. Bitter çikolata çikolatanın en doğal hali olduğu için mutlaka içinde olmalı bu karışımın. sütlü çikolata ise hafif olduğu için bitterin ağırlığını hafifletmek için gerekli. Ben 250 gr sütlü, 200 gr bitter kullandım.

Çikolataları küçük parçalar halinde doğrayın.

  1. Kremayı ocakta karıştırarak ısıtın, 1 dk kaynadıktan sonra ocaktan alın ve çikolatların üzerine dökün.
  2. Vanilyayı da ekleyerek çikolatalar eriyene kadar karıştırın.
  3. Karışımı buzdolabında 1-2 saat bekleterek elinizde şekil verecek kıvama gelene kadar soğutun.
  4. Bir tatlı kaşığından taşacak şekilde karışımdan parçalar alın ve elinizde yuvarlayın.
  5. Yuvarladığınız truffu fındık, badem, fıstık, kakao ile kaplayabilirsiniz. Bir kase içine kaplamak istediğiniz karışımı koyarak truffu içinde yuvarlamanız yeterli olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ölçüler ve pratik bilgiler için bakınız:

http://cafelontano.com/olculer/

 

“Yaşasın makarna” diyenler için: Köfteli Spagetti

Son haftalarda hayatımda çok güzel başlangıçlar oldu, güzel haberler geldi. Ve tabi biraz telaş ve yorgunluk vardı, bu yüzden sadece 1 tane yeni tarif deneybildim ama onu da yayınlama fırsatım olmadı.

Aslında tarif yayınlamasam da blog için çalıştım fazlasıyla. Mutfaksenfonisi ve EPPphotography adlı bloglarımı daha profesyonel bir alana taşıdım ve birleştirdim. Yine blog düzeninde olacak yazılarım ama aynı zamanda okuyanlara da yazana da daha çok keyif verecek yenilikler olacak. Yani artık cafelontano olarak devam edecek mutfak, fotoğraf ve seyahat maceralarım.

Read more… →

Lontano Çorbası

Bu çorba tamamen benim hayal ürünümdü pişirme sırasında ama yayınlamadan önce biraz araştırdım ve maalesef kuskuslu domates çorbası adı altında buna benzer tarifler buldum. Benim tarifim farklı olarak dahat basit ve az malzeme ile oluşturulmuş. Ama yine de bu çorbayı ben kendi çorbam ilan ediyorum ve adını da lontano çorbası koyuyorum. Çorbanın çıkış noktası ise taze fesleğen, domates ve sarımsak yani süper üçlü!! Ayrıca bu çorbanın bir farkı da kıvamının çok yoğun olması.

Read more… →

Cheesecake Brownie

Brownie cheesecake yapmak üzere araştırma yaparken cheesecake brownie tarifine rastladım. Önce isimdeki farklılığı anlamadan “bu nasıl brownie cheesecake ya” diyerek tarifi okumaya devam ettim. Sonra anladım ki, isim farkı çok iyi anlatıyormuş. Bu bir brownie, cheesecake’li brownie 🙂 Brownie cheesecake ise tabanı brownieden yapılan bir cheesecake. Öncelikle bu ayrımda net olduktan sonra, cheesecake brownienin tam bana göre olduğunu düşündüm. Yani yoğun brownienin içerisine karışmış peynir tadı; şekerin tadıyla peynirin ekşisi çarpışmış ve ortaya dengeli bir tatlı çıkmış.

Read more… →

Brownie ve ötesi !

Paris’ten aldığım Marabout Chef serisinin “Tout Chocolat” yani tamamı çikolata adlı kitabında brownie tarifi olarak geçiyor ama bence brownienin çok ötesinde bir şey bu. Kıvamı o kadar yoğun ki daha kalın olacak şekilde küçük bir kalıpta pişirilse, üzerine de eritilmiş beyaz çikolata veya beyaz çikolata ganajı dökülse pasta olarak servis edilebilir. Kıvamın yoğunluğunu anlamak için buzdolabında bekletmek gerekiyor uzun süre, donduğunda yoğunluğu daha net hissedebilirsiniz.

Read more… →